'Türkiye tarihine damgiasını vurmuş iki kuşak kimlerden oluşur' diye bir soru sorsak...
'Dünyadan haberi olmayanlar' ya da 'Türkiye'nin başkenti neresidir' sorusuna cevap verebilmek için joker kullananlar dışında pek çok insan '1908 kuşağı' ve '1968 kuşağı' yanıtını verir...
Bir de '78 kuşağı' vardır, ama onlar esas olarak '68'lilerin' bir göktaşı gibi dünyaya çarpmasından doğan parçalanma ve dağılmanın yarattığı 'hesaplaşma' döneminde pek çok 'zayiat' verdikten sonra geride fazla iz bırakmadan yitip gitmiş bir kuşaktır. Dolayısıyla, onların öyküsünü 68 kuşağının trajik öyküsünün son bölümü olarak okumak daha doğru olur.
***
1908 ve 1968 kuşaklarının en büyük özelliği devrimci olmalarıdır...
1908 kuşağı mensupları, genellikle 1880'li yıllarda doğmuş; II. Meşrutiyetin ilanı öncesindeki isyanlar, Balkan savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ateşleri içinde pişmiş; nihayet Cumhuriyeti kurarak ülkenin gördüğü en büyük siyasi devrimi kotarmışlardır...
Tarihteki tüm devrimci kuşakları gibi bu kuşak da, bir çoklarına hayal gibi görünen bir ideal etrafında birleşerek mücadeleye atılmış, daha sonra siyasetin zorunlu yasalarına uyarak kendi içinde hesaplaşmış ve nihayetinde yerini ardından gelen daha ılımlı bir kuşağa bırakmıştır.
***
Yazımızın konusu olan '1938 kuşağı' ise önceli olan '1908 kuşağı' ve ardılı olan '1968 kuşağı'nın aksine Cumhuriyetin sağladığı barışçıl ortamda yetişmiştir...
Cumhuriyet'in kendilerine sağladığı eğitim olanakları sayesinde yükselen bu kuşağın mensupları, çeşitli devlet görevlerinde Cumhuriyetin güçlenip yerleşmesine katkıda bulunduktan sonra, içinde çalıştıkları bürokrasinin çarkları arasında sessizce kaybolup gitmişlerdir...
O nedenle de hizmetleri takdirle anılsa bile değerleri asla yeterince bilinmemiş, hatta karşıtları tarafından kimi zaman 'faşistlik' kimi zaman 'komünistlik'le suçlanmışlardır.
***
1908 kuşağının parlayan yıldızları genellikle askerler arasından çıkmıştır...
Bu yıldızların en parlağı olan Mustafa Kemal Atatürk, siyasi yaşamında da tıpkı askerlik yaşamında olduğu gibi stratejik planlar hazırlamış ve bunları askeri harekat planları gibi gereğinde güç kullanarak uygulamıştır...
'38 kuşağı'nın lideri İsmet İnönü de askerdir ve devrime büyük hizmetlerde bulunmuştur, ama devrime hizmet ettiği dönemde bile 'devrimci'den çok 'bürokrat' olmuştur!
***
İnönü, kimi zaman Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ilk aşamalarında olduğu gibi, başarı şansını az gördüğü işler karşısında kabuğuna çekilmiş, kimi zaman da olayların akışına kapılarak Mustafa Kemal Paşa gibi parlayan bir yıldızın peşine takılarak devrime hizmet etmiştir...
Anadolu'daki direniş hareketine ilk davet edilenlerden biri olmasına karşın İstanbul'un İngilizler tarafından 'resmen' işgaline kadar Padişah hükümetinin genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak'ın kurmay subayı olarak çalışmayı tercih etmiş, işgalden sonra Ankara'ya geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk, onu önce Batı Cephesi komutanı, daha sonra Lozan Barışının mimarı ve nihayet Cumhuriyet'in başbakanı olarak onurlandırmıştır...
Ancak 1930'lu yılların sonlarına doğru kendisini Atatürk'ün dengi hatta ondan da ileri bir devlet adamı gibi görmeye başlayınca bir günde tasfiye edilmiş ve Atatürk'ün ölümünden sonra tutuculuğuyla tanınan dönemin genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak'ın desteğiyle önce Cumhurbaşkanı sonra 'ebedi tek şef' olabilmiştir.
***
38 Kuşağı'nın öyküsünü anlatmaya Atatürk ve İsmet İnönü'nün kişilikleri ve siyasete bakışları arasındaki farkı hatırlatarak başlamamızın nedeni, bu liderlerin kişilik ve siyaset yapma tarzlarındaki farklılıkların sözünü ettiğimiz kuşağın kaderinde çok önemli bir rol oynamış olmasından kaynaklanmaktadır...
38 Kuşağı' mensuplarının yetiştikleri dönem Atatürk'ün Devlet Başkanı olduğu ve siyasi dönüşümleri başlattığı bir dönemdir... O dönemde bu kuşak içinde 'sivrilen' insanlar kendilerini kanıtlamak için bir çok fırsat bulabilmiş, devrime hizmet etmedeki cesur ve çalışkan tutumları sayesinde sorumlu görevlere getirilmişlerdir...
İsmet İnönü'nün 'tek şef' olduğu dönemde ise bu kuşağın üyeleri onun Cumhuriyet devrimlerini kökleştirme ve devam ettirme tutumu içinde olduğu ölçüde hizmet verebilmişler, ama özellikle II. Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye'nin ABD'nin nüfuz alanına girmesine paralel olarak yükselen gerici akımlar karşısında taviz siyasetine yöneldiği dönemde birer birer tasfiye edilmişlerdir.
(Devam edecek)