TMMOB tarafından hazırlanan raporda, emisyon ticaret sistemleri, karbon piyasaları ve net sıfır hedefleri değerlendirildi. Çalışmada, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında uygulanan politikaların çevresel sonuçlarının yanı sıra kamu yararı ve toplumsal etkilerinin de dikkate alınması gerektiği vurgulandı.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE VURGU

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, konuşmasının başında gazetecilere yönelik baskılara ve basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çakar, gazetecilerin haberleri nedeniyle gözaltına alınması ve tutuklanmasının halkın haber alma hakkını engellediğini belirterek basın emekçileriyle dayanışma mesajı verdi.

COP31 RAPORU HAZIRLANDI

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, COP31 öncesinde iklim politikalarını ve karbon piyasalarının toplumsal etkilerini değerlendirmek amacıyla hazırlanan raporun kapsamına değindi. Çakar, raporun mevcut iklim politikalarının sonuçlarını ve bu politikaların kamu yararı açısından değerlendirilmesini amaçladığını belirterek şunları söyledi: “Bildiğiniz üzere, COP31 toplantısının Türkiye'de yapılmasına karar verilmesinin ardından, ülkemiz genelinde iklim değişimi gündemli toplantılar ve etkinlikler yoğunlaşmıştır. TMMOB olarak bu süreci ve gündeme taşınan politika önerilerini yakından izlemekteyiz.

Ancak otuz yılı aşkın süredir devam eden COP sürecinin iklim değişimiyle mücadele adı altında ortaya koyduğu politikaların sonuçlarının, karbon piyasaları başta olmak üzere geliştirilen araçların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıktır.”

SIFIR EMİSYON MU, EMİSYON TİCARETİ Mİ?

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, iklim politikalarının çevresel sorunları çözmekten çok yeni finansal mekanizmalar oluşturmasına yönelik eleştirilerini dile getirdi. Küresel emisyonların artmaya devam ettiğine dikkat çeken Çakar, “Bugün dünyanın karşı karşıya bulunduğu temel tartışma yalnızca iklim değişimi değildir. Asıl tartışma; iklim değişimini gerekçe göstererek oluşturulan politikalardan kimin yarar sağladığı ve kimin bedel ödediğidir.

Özellikle altını çizmek isteriz. İklim değişimi bilimsel bir gerçektir. Dünya, doğal sistemlerinin dinamik yapısı nedeniyle tarih boyunca sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmuştur. Ancak insan kaynaklı faaliyetlerin bu süreç üzerinde önemli ve belirgin bir etkisi bulunmaktadır. Bu konuda herhangi bir tereddüdümüz yoktur.

Bu gerçeği kabul etmek, bu gerçek etrafında geliştirilen tüm politikaları sorgusuz kabul etmek aynı şey değildir. Bizim itirazımız tam da bu noktadadır.

Bugün küresel ölçekte yürütülen iklim politikalarının önemli bir bölümü, çevresel sorunların çözümünden çok yeni finansal mekanizmaların kurulmasına hizmet etmektedir. Raporumuzda özellikle Emisyon Ticaret Sistemi, karbon piyasaları ve Net Sıfır hedefleri bu açıdan değerlendirilmiştir.

İlk COP toplantısı 1995 yılında yapılmıştır.

Aradan otuz yılı aşkın süre geçmiştir. Bu süreç boyunca Kyoto Protokolü yürürlüğe girmiş, Paris İklim Anlaşması imzalanmış ve karbon piyasaları kurulmuştur.

Küresel emisyon miktarı, 1995 yılında yaklaşık 33 milyar ton seviyesinden 2025 yılında yaklaşık 54 milyar ton seviyesine yükselmiştir. Bu artış devam etmektedir.

Kısaca ifade etmek gerekir ise, bütün bu süreç sonunda küresel emisyonlar azalmamış, artmıştır. Çevresel sorunlar katlanarak artmaya devam etmektedir.

Burada şu soruyu sormak gerekir. Otuz yıldır uygulanan sistem gerçekten emisyon azaltmak için mi kurulmuştur, yoksa karbon üzerinden yeni bir ticari alan mı oluşturulmuştur?”

İKLİM POLİTİKALARI VE TÜRKİYE’YE ETKİLERİ

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, iklim politikalarında ülkelerin tarihsel sorumluluklarının dikkate alınması gerektiğini belirtti. Çakar, çevre sorunlarının nedenlerine ve karbon politikalarının Türkiye’de üretim ile vatandaşlar üzerindeki olası etkilerine dikkat çekerek, “Raporumuzda dikkat çektiğimiz ikinci konu küresel adaletsizliktir. Günümüzde iklim değişimi tartışmaları çoğu zaman toplam emisyon miktarları üzerinden yürütülmektedir. Ancak kişi başına düşen emisyonlara bakıldığında çok farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. İklim politikalarının adil ve gerçekçi biçimde değerlendirilebilmesi için toplam emisyonların yanı sıra kişi başına emisyonlar ve ülkelerin tarihsel sorumlulukları da dikkate alınmalıdır.

Bir başka önemli konu ise çevre sorunlarının nedenlerinin doğru tanımlanmasıdır.

Bugün yaşanan her çevresel sorunlar doğrudan iklim değişimi ile açıklanmaktadır.

Oysa birçok sorunun temelinde; Plansız kentleşme, yanlış arazi kullanımı, su havzalarının tahribi, orman alanlarının daraltılması, altyapı eksiklikleri ve denetimsizlik bulunmaktadır.

Türkiye açısından COP31 süreci ayrıca dikkatle değerlendirilmelidir. Ülkemiz bu zirveye ev sahipliği yapacaktır. Kuşkusuz bu durum diplomatik açıdan önemlidir.

Ancak COP31 sonrasında Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı ekonomik ve hukuki sonuçlar da tartışılmalıdır.

Karbon piyasaları, karbon vergileri, sınırda karbon düzenlemeleri, emisyon ticaret sistemleri, özellikle sanayi kuruluşlarını, organize sanayi bölgelerini, ihracatçı sektörleri ve enerji üretim yapısını doğrudan etkileyecektir.

Bu nedenle şu soruları sormak durumundayız:

1) Yeşil dönüşüm diye ifade edilen nedir? Bu dönüşüm nasıl bir yapıyı işaret etmektedir?

2) Bu maliyetlerin karşılanmasında büyük finans kuruluşları nasıl bir görev üstlenmiştir?

3) Maliyet, sanayiciye, üreticiye, çiftçiye ve nihayetinde vatandaşlara mı yansıtılacaktır?

Atık yönetiminde asıl başarının ölçütü, üretilen atıkların ne kadarının toplandığı veya geri kazanıldığı değil, ne kadar az atık üretildiğidir.” diye konuştu.

TMMOB’DEN KAMUSAL ÇÖZÜM VURGUSU

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, çevre politikalarında kamusal yararın ve doğanın korunmasının esas alınması gerektiğini belirtti. Çakar, TMMOB’nin COP31’in resmî ve yan etkinliklerine katılmayacağını, süreci izlemeyi sürdüreceğini açıkladı.

Çakar, “Bizim yaklaşımımız çok nettir. Bu nedenle raporumuzun temel çağrısı;

Kamusal planlama, yerel üretim, havza temelli yönetim, doğal varlıklardan koruma temelli yararlanma, toplumsal fayda ve bilimsel yaklaşımın güçlendirilmesidir.

Sözlerimi raporun temel yaklaşımını özetleyen bir cümleyle bitirmek istiyorum:

İklim değişimi bilimsel gerçektir. Ancak çevre sorunlarının çözümü, karbon piyasalarının ve finansal araçların insafına bırakılamaz. Çözüm; kamusal yararı esas alan, bilime dayalı, toplumun ve doğanın çıkarlarını birlikte koruyan politikalardadır.

9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 toplantısı, daha önce şekillenmiş kararlara meşruiyet kazandırılacak platform olduğundan organizasyon kapsamında resmi ve yan etkinlikleri içerisinde bulunmayacağız.” dedi.

NET SIFIR HEDEFLERİNE ELEŞTİRİ

TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Küçük, Net Sıfır hedeflerini ve karbon piyasalarının iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünü eleştirdi. Sera gazı salımlarının öncelikle kaynağında azaltılması gerektiğini belirten Küçük, COP süreçlerine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “COP süreçlerinde emisyonlarında azalma olmadı, arttı, artmaya devam ediyor. Karbon üzerinde yeni bir finans piyasasına dönüştü. Şu anda konuşulan sadece karbon üzerinden yapılan ticarettir. Antalya’da yapılacak olan toplantının merkezi de budur, özü de budur, öbür anlatılanlar bunun tamamen süslemesidir.”

Muhabir: Melahat TAŞ