Özel Haber

Şaziye Ölçer, Bileşik Sanatlarla geçmişi geleceğe taşıyor

Hat, tezhip, minyatür ve İslami geometrik tasarımı "Bileşik Sanatlar" anlayışıyla bir araya getiren sanatçı Şaziye Ölçer, tarihi motif ve desenleri araştırıp analiz ederek kültürel mirası gün yüzüne çıkarıyor. Ölçer, geçmişten aldığı ilhamı özgün eserlerine yansıtarak geleneksel sanatlara çağdaş bir yorum kazandırıyor ve bu birikimi geleceğe taşıyor.

Yüksek lisans tezinde İslami geometrik desenler üzerine çalışan sanatçı Şaziye Ölçer,

Tarihi yapılardaki motif ve desenleri inceleyerek geçmişin izlerini günümüze taşıyor.

Geleneksel sanatları özgün tasarımlarla buluşturan Ölçer, öğrendiği bilgi ve yöntemleri kayıt altına alarak kültürel mirasın kaybolmasını önlemeyi amaçladığını vurgulayarak, "Bu bilgilerin bende kalmasının hiçbir önemi yok. Ne öğrenirsem hepsini yazılı hale getirip kaybolmasını önlemek istiyorum." dedi.

BİLEŞİK SANATLARLA ÖZGÜN ESERLER ÜRETİYOR

Şaziye Ölçer, İslami geometrik tasarım üzerine yaptığı akademik çalışmaların yanı sıra minyatür ve hat alanlarında aldığı eğitimleri de eserlerine yansıtarak farklı disiplinleri bir arada kullanıyor. Geleneksel sanatların birbirinden ayrı olmadığını, aksine birbirini tamamladığını belirten Ölçer, çalışmalarını “bileşik sanatlar” anlayışıyla sürdürdüğünü ifade ederek şunları söyledi:

“İslami geometrik tasarımla ilgileniyorum. Aslında esas alanım orası. Necmettin Erbakan Üniversitesinde tezhip sanatında yüksek lisans yaptım. Aynı sene ayrıca Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde sanat tasarımı alanında yüksek lisans yaptım. Kendi çalışmalarımda da tezim İslami geometrik desenler üzerindeydi. Bu bölüm Türkiye’de yeni açılan bir bölümdü zaten. İlk mezunları da bizler olduk bu alanda. Aslında Avrupa’da çok ilgi gören bir alan. Özellikle Selçuklu döneminde çok ön plana çıkıyor. Fakat diğer dönemlerde de kullanılmış. Tezhipte, çinicilikte ve mimaride birçok yerde karşımıza çıkan bir alan.”

Minyatür ve hat eğitimi de aldığını aktaran Ölçer, farklı sanat dallarından edindiği birikimi eserlerinde bir araya getirdiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Minyatür eğitimi aldım. Yine hat eğitimi aldım. 5-6 yıllık bir hat eğitimim var. Benim alanım aslında bileşik sanatlar diye geçiyor. Birçok disiplini bir arada kullandığınızda bileşik sanatlar oluyor ama bunları bir uyum içerisinde kullanmanız gerekiyor. Çünkü kurallı bir sanat. Geometri sanatı da çok kurallı bir sanat. Orada da bir düzen, nizam var. Bunları bir araya getirdiğinizde bu tür yaklaşımlar oluşuyor. Zaten bu sanatlar gerçekte de birbirine bağlı sanatlar. Örneklerine baktığımızda Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde hat ve tezhip sanatının çok bir arada kullanıldığını görüyoruz. Aynı şekilde minyatür de öyle. Disiplinler birbirleriyle iç içe geçmiş. Aslında hepsi bir bütünü tamamlayan sanatlar.”

GEOMETRİK DESENLERİ ÖZGÜN TASARIMLARA DÖNÜŞTÜRÜYOR

Şaziye Ölçer, akademik çalışmalarında incelediği geometrik desenleri eserlerine de taşıyor. Ahlat'taki yedi kümbeti tez çalışmasına konu alan Ölçer, analiz ettiği geometrik formlardan yola çıkarak farklı tasarımlar ortaya koyduğunu belirtti.

Çalışmalarından birini anlatan Ölçer, şöyle devam etti: "Tezimin konusu geometrik analizlerdi. Ahlat'taki kümbetleri tez çalışmamda analiz ettim. Oradaki yedi kümbeti konu aldım. Bu yedi kümbette yoğun desen var. Tezimde çalıştığım analizlerden birini daha sonra farklı bir uygulama olarak eserime yansıttım. Böyle bir yaklaşımın eseri oldu.”

EŞİ OLMAYAN KAPI DESENİNİ YENİDEN ORTAYA ÇIKARDI

Geometrik desenleri kaynaklardan araştırarak analiz eden Şaziye Ölçer, Nallıhan'daki Tapduk Emre Türbesi'ne ait kapının Ankara Etnografya Müzesi'nde bulunduğunu öğrendi. Müzenin arşivindeki fotoğraf üzerinden Türkiye'de başka bir örneğine rastlamadığı deseni analiz eden Ölçer, çalışmasını makale ve sempozyumla akademik alana taşıdıktan sonra kapının desenini bir tabloya dönüştürdü.

Kapının desenini ortaya çıkarma sürecini anlatan Ölçer, şunları kaydetti: "Biz geometrik desenleri analiz ederken çok fazla kaynak taraması yapıyoruz. Geometrik deseni ezberden değil, yapılmış örnekleri analiz ederek ortaya çıkarıyoruz. Bu kapı Tapduk Emre Türbesi'nin kapısı. Nallıhan'a gittiğimde Yunus Emre ile ilgili bir araştırma yapıyordum. Orada kapının Etnografya Müzesi'nde olduğunu öğrendim. Müzeye gittim ve özel izinle kapının fotoğrafına ulaştım. Fotoğraf üzerinden analizi yaptım fakat o kadar zor, girift ve karmaşık bir analizdi ki daha önceki hiçbir örneğe benzemiyordu. Sonrasında baktım ki bu kapının desen olarak Türkiye'de başka bir örneği yok. Analizi tamamladıktan sonra bununla ilgili bir makale yazdım ve bir sempozyumda sundum."

KÜLTÜREL MİRASI GÜN YÜZÜNE ÇIKARIYOR

Tarihi eserlerdeki desenlerin araştırılıp kayıt altına alınmasını kültürel mirasın korunması açısından önemli bulan Ölçer, bu çalışmaların gün yüzüne çıkarılması gerektiğini belirterek şöyle konuştu: “Ben şimdi bunu analiz etmesem bu yok olup gidecek bir kültür. Çünkü zamanla çürüyüp gidecekler. Bunlar aslında tarihin mirası. Bundan bihaber olmamız toplum olarak çok büyük bir kayıp. Bunun gibi kim bilir kaç tane farklı desen, Selçuklu deseni veya başka bir oyma tekniği var. O desenleri gün yüzüne çıkarıp aslında ne kadar kıymetli ne kadar güzel olduğunu insanlara sunmamız gerekiyor.”

ATIK MALZEMELERLE KADINLARIN HİKÂYESİNİ ANLATTI

Ölçer, kırılmış çini parçaları, kullanılmayan takılar, oyalar ve pazen kumaşı gibi atıl malzemeleri bir araya getirdiği tablosunda, Türkiye'de yaşayan kadınların hayatından izler taşıyan bir hikâye ortaya çıktığını anlattı. Ölçer, “Tamamen ‘Elimizde ne var, nasıl bir şey çıkarırız?’ düşüncesinden bu iş çıktı. Kırılan çini tabağımı atmadım. Oyalar, kullanılmayan bilezikler ve kolyeler geldi. Pazen kumaşı da bizim kültürümüze ait bir kumaş. Dedim ki elimizde ne varsa onları koyalım. Sonra baktım ki burada bir kadının kalbine dokunan anahtar var, yüzükler var, bilezikler var. Aslında bu galiba Türkiye'de yaşayan bir kadının hikâyesini anlatıyor. Hem üretiyor hem tüketiyor hem süsleniyor.” dedi.

ANKARA’NIN GÖRÜNMEYEN SAAT KULELERİNİ RESMETTİ

Ankara’da yıllarca önünden geçtiği bir saat kulesini tesadüfen fark etmesinin ardından kentteki diğer saat kulelerini araştırmaya başlayan Ölçer, yaklaşık 15 eserden oluşan bir seri hazırladığını şu sözlerle anlattı: “Yıllarca geçtiğim bir yerdeki saat kulesini tesadüfen gördüm. ‘Ben buradan kaç yıl geçtim, bu saat kulesi hep burada mıydı?’ dedim. Araştırdım, gerçekten hep oradaymış. Sonra ‘Ankara’da başka nerede saat kulesi var?’ diye araştırmaya başladım. Fotoğraflarını bizzat kendim çektim ve yaklaşık 15 tane çalışmadan oluşan bir seri yaptım. Sergiye gelenler, ‘Bunlar Ankara’da mı, biz bunları nasıl görmedik?’ diyorlardı. Birçok insanın gerçekten bunları görmediğini fark ettim.”

“HAYATINIZDA MUHAKKAK SANAT OLSUN”

Sanatın her yaştan insanın yaşamına katkı sağlayacağını belirten Ölçer, herkesin hayatında kendisine iyi gelecek bir uğraş olması gerektiğini vurgulayarak, “Hayatınızda muhakkak sanat olsun. Sanat zannettiğiniz gibi bir şeyleri ortaya koyma, ispat etme meselesi değil. Kendi ruh dünyanızı bir yere aktarıp deşarj olmanıza, moral toplamanıza, keyif almanıza ve kafanızı dağıtmanıza katkı sağlayacak. İş hayatınıza da katkı sağlayacak. Geleneksel sanatlarla ilgilenin, olmadı müzikle, resimle ilgilenin, gidin spor yapın, başka bir alanla ilgilenin. Ama hayatınızda muhakkak bir şey olsun.” ifadelerini kullandı.