Merkez Bankası’nın (TCMB) döviz dönüşüm desteği, ihracatçı firmaların yurt dışından elde ettikleri döviz gelirlerini Türk lirasına dönüştürmelerini teşvik etmeyi ve bu yolla rezervlere katkı sağlamayı amaçlıyor. 1 Ekim 2026’da yürürlüğe giren yeni uygulama ise destek mekanizmasını firmaların döviz pozisyonları ve yurt içinde oluşturdukları katma değerle daha yakından ilişkilendiriyor.
TEMEL MESELE: DESTEK KİME, HANGİ KOŞULLARDA ULAŞACAK?
TCMB’nin açıklamasına göre, uygulamanın başlangıcından 2026 yılına kadar yaklaşık 44 bin firmaya destek sağlandı. Destekten yararlanan firmaların toplam ihracatçı firmalar içindeki payı 2026 yılında yüzde 34’e ulaştı. Yeni dönemde amaç, desteği özellikle yurt içinde üretim ve istihdam yoluyla katma değer oluşturan, döviz gelirlerinin daha büyük bölümünü Türk lirasına dönüştüren firmalara yönlendirmek.
Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) İhracat Komitesi’nin değerlendirmesi ise politika hedefi ile uygulamanın şirketler nezdindeki sonuçları arasında dikkatle yönetilmesi gereken bir alan bulunduğunu ortaya koyuyor. Destek sisteminin belirli kriterlere bağlanması, kaynakların hedeflenen firmalara yönlendirilmesine katkı sağlayabilir. Buna karşılık kriterlerin hesaplanması, belgelenmesi ve bankalar tarafından doğrulanması zorlaştıkça, desteğin firmalara ulaşma maliyeti de artabilir.
DÖVİZ POZİSYONU HESABINDA NET YAKLAŞIM TALEBİ
Bu kapsamda DIŞYÖNDER’in öne çıkardığı ilk üç başlık, firmaların döviz pozisyonlarının nasıl hesaplanacağıyla ilgili oldu. Yeni uygulamada döviz almama taahhüdünün yerine döviz pozisyonu koşulu getirildi. Döviz pozisyonu oranının yüzde 10’u aşmaması şartı, destekten yararlanma bakımından belirleyici hale geldi. Bu çerçevede, döviz varlıklarının firmanın net satış hasılatı veya aktif büyüklüğünden yüksek olanına oranı esas alınıyor.
Bu durum ise döviz varlıklarının tek başına değerlendirilmesi bazı şirketlerin gerçek finansal ihtiyaçlarını yeterince yansıtmayabileceği endişelerini gündeme getirdi. İthalat ödemeleri, döviz cinsinden krediler, ham madde tedariki ve kur riskinden korunma amacıyla tutulan dövizler, işletmelerin olağan ticari faaliyetlerinin bir parçası olabiliyor. Bu nedenle DIŞYÖNDER, brüt döviz varlığı yerine net döviz pozisyonunun esas alınmasını ve operasyonel amaçlarla tutulan dövizlerle spekülatif amaçlı varlıkların ayrıştırılmasını öneriyor.
Bu yaklaşımın hayata geçirilmesinin, şirketlerin döviz pozisyonlarının ekonomik gerçekliğe daha uygun değerlendirilmesine yardımcı olabileceğine dikkat çeken DIŞYÖNDER, “Bununla birlikte net pozisyon hesabının uygulanabilir olması için hangi yükümlülüklerin hesaba katılacağı, hangi varlıkların likit kabul edileceği ve değerlendirme tarihinin nasıl belirleneceği gibi konularda açık ve standart kurallara ihtiyaç bulunuyor” değerlendirmesi yaptı.
15 GÜNLÜK BELGE SÜRESİ İHRACATÇIYA EK MALİYET GETİREBİLİR
Derneğin dikkat çektiği bir diğer konu, SMMM veya YMM onaylı döviz pozisyon bildirimlerinin 15 günlük geçerlilik süresi. Düzenli ihracat yapan ve sık aralıklarla döviz dönüşümü gerçekleştiren şirketler açısından bu süre, tekrar eden belge hazırlama ve onay süreçlerine neden olabilir. Söz konusu süreçler yalnızca ihracatçı firmaların değil, mali müşavirlerin ve bankaların da iş yükünü artırabilir. DIŞYÖNDER, geçerlilik süresinin en az bir aya, mümkünse üç aya çıkarılmasını istiyor. Böyle bir değişiklik, firmaların belge maliyetlerini ve idari yükünü azaltabilir. Ancak süre uzatılırken şirketlerin finansal durumlarında meydana gelebilecek önemli değişikliklerin nasıl izleneceği de dikkate alınmalı.
Buradaki temel mesele ise kontrol mekanizmasını ortadan kaldırmadan tekrar eden işlemleri azaltmak. Finansal verilerin güvenilir biçimde doğrulanabildiği bir sistemde, her işlem için benzer belgelerin yeniden hazırlanması yerine güncel veriler üzerinden doğrulama yapılması daha verimli bir seçenek olabilir.
KATMA DEĞER KRİTERİ HER İŞ MODELİNE AYNI SONUCU VERMEYEBİLİR
Yeni düzenlemede firma limitlerinin faaliyet kârı ve iş gücü maliyetleri üzerinden belirlenen katma değerle ilişkilendirilmesi, DIŞYÖNDER’in değerlendirmesinde önemli bir yer tutuyor. Bu model, desteğin yurt içinde üretim yapan, istihdam sağlayan ve ekonomik değer oluşturan işletmelere yönlendirilmesini amaçlıyor. Bununla birlikte yüksek ihracat hacmine sahip bazı dış ticaret şirketleri, aracı ihracatçılar ve farklı maliyet yapılarıyla çalışan firmalar açısından sonuçlar değişebilir. Özellikle yüksek ciroya rağmen görece düşük faaliyet kârıyla çalışan veya doğrudan üretim gerçekleştirmeyen firmaların destek kapasitesi sınırlanabilir. Öte yandan üretici firmaların da ihracat zincirindeki katkılarının daha görünür hale gelmesi mümkün olabilir.
DIŞYÖNDER, mevcut ihracatçıların destek limitlerinin daraltılması yerine yüksek katma değerli, teknoloji yoğun, istihdam sağlayan ve stratejik sektörlerde faaliyet gösteren firmalara ilave destek oranları tanımlanmasını öneriyor.
Bu öneri, destek sisteminin yalnızca ihracat hacmini değil, ihracatın niteliğini de gözetmesi gerektiği tartışmasını gündeme taşımış olacak. Bununla birlikte ilave oranların hangi kriterlere göre belirleneceği, sektörler arasında nasıl bir denge kurulacağı ve bütçe etkisinin nasıl yönetileceği ayrıca değerlendirilmek durumunda.
DİJİTAL DOĞRULAMA, BANKALARIN OPERASYON YÜKÜNÜ AZALTABİLİR
DIŞYÖNDER’in dokuz maddelik çalışmasında öne çıkan başlıklardan biri de bankacılık sisteminin karşılaşabileceği operasyonel yük. Firma limitlerinin, döviz pozisyonlarının ve belge uygunluklarının önemli ölçüde manuel kontrollerle değerlendirilmesi; ihracatçı, banka ve mali müşavir arasında yoğun bir belge trafiği oluşturabilir. İşlem sürelerinin uzaması ve bankalar arasında farklı uygulamaların ortaya çıkması, desteğin öngörülebilirliğini zayıflatabilir.
Dernek, kamu kurumlarının elinde bulunan finansal ve vergisel verilerin kurumlar arasında dijital entegrasyon yoluyla doğrulanmasını öneriyor. Bu modelin uygulanması halinde firmaların aynı bilgileri tekrar tekrar sunma ihtiyacı azalabilir; başvuru ve kontrol süreçleri daha hızlı ve standart hale gelebilir.
Ancak dijitalleşmenin etkili olabilmesi için yalnızca veri paylaşımı yeterli değil. Kurumlar arasında ortak veri standartlarının oluşturulması, güncellik ve doğruluk kontrollerinin sağlanması, erişim yetkilerinin belirlenmesi ve olası uyuşmazlıkların çözüm yöntemlerinin tanımlanması da önem taşıyor.
KUR AÇIKLAMASI VE REESKONT KREDİLERİ İÇİN YENİ YAKLAŞIM
DIŞYÖNDER, saat 11.00’de açıklanan tek dönüşüm kurunun işlemleri günün belirli bir bölümünde yoğunlaştırabileceğine dikkat çekiyor. Gün içinde birden fazla referans kur açıklanması veya daha geniş bir işlem penceresi oluşturulması, bankaların operasyonel kapasitesini rahatlatabilecek seçenekler arasında gösteriliyor.
Öte yandan reeskont kredisi kullanan firmaların kredi vadeleri boyunca döviz dönüşüm desteğinden yararlanamamasına ilişkin yaklaşımın da yeniden değerlendirilmesi isteniyor. Derneğe göre ihracat finansmanı ile döviz dönüşüm desteği, birbirini sınırlayan mekanizmalar yerine birbirini tamamlayan araçlar olarak ele alınabilir. Böyle bir yaklaşımın tasarlanabilmesi için kredi koşulları, döviz dönüşüm yükümlülükleri ve olası mükerrer destek riskleri birlikte incelenmeli.
DOKUZUNCU ÖNERİ: ETKİ ANALİZİYLE UYGULAMANIN SONUÇLARI ÖLÇÜLMELİ
DIŞYÖNDER, düzenlemenin başarısının yalnızca sağlanan destek oranıyla ölçülmemesi gerektiğini vurguluyor. Dernek, uygulama döneminde ihracatçı firmaların, bankaların, SMMM/YMM temsilcilerinin ve kamu kurumlarının katılımıyla kapsamlı bir etki analizi yapılmasını öneriyor. Bu çalışmada destekten yararlanan firma sayısı ve kullanım oranları kadar işlem süreleri, belge hazırlama maliyetleri, bankaların operasyon yükü ve firma ölçeğine göre ortaya çıkan farklılıkların da ölçülmesi gerektiği belirtiliyor. Böyle bir değerlendirme, düzenlemenin hedeflenen firmalara ulaşıp ulaşmadığını ve hangi alanlarda iyileştirmeye ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyabilir. Ayrıca uygulamanın zaman içinde güncellenmesini sağlayacak ölçülebilir bir politika çerçevesinin oluşturulmasına katkıda bulunabilir.
TEŞVİK ORANI KADAR ERİŞİLEBİLİRLİK DE ÖNEMLİ
DIŞYÖNDER’in dokuz maddelik değerlendirmesi, döviz dönüşüm desteği tartışmasını teşvik oranının ötesine taşıyor. Derneğin yaklaşımına göre başarılı bir destek sistemi; erişilebilirlik, öngörülebilirlik, işlem hızı, idari maliyet ve uygulama sadeliği bakımından da etkin olmalı.
Yeni düzenlemenin katma değer ve döviz pozisyonunu esas alan yapısı, desteğin ekonomik faaliyetlerle daha yakından ilişkilendirilmesini hedefliyor. Bununla birlikte uygulamanın başarısı, bu kriterlerin firmaların gerçek finansal koşullarını ne ölçüde yansıttığına ve kontrol süreçlerinin ne kadar kolay işletildiğine bağlı olacak.
DIŞYÖNDER’in önerileri, ihracatçının döviz dönüşümüne yönelik teşviki korurken işletmelerin finansal ve operasyonel hareket kabiliyetini de gözeten bir model arayışını yansıtıyor. Önümüzdeki dönemde yapılacak etki değerlendirmeleri ve olası uygulama değişiklikleri, yeni sistemin ihracatçılar açısından ne ölçüde işlevsel olacağını belirleyecek temel unsurlar arasında yer alacak.
