Özel Haber

Ankara Kalesi’nde Selçuklu Oyması ile yeni bir sanat

Ankara Kalesi’nde 14 yıldır tasarımcılık yapan emekli öğretmen Zehra Meriç Aslan, yaşlı bir ustanın el oymasıyla hazırladığı ahşap figürleri, üzerine işlediği minik resimlerle birleştirerek hiçbir yerde benzeri olmayan özgün sanat eserleri ortaya çıkarıyor.

Selçuklu döneminde "anne ve baba nazarlığı" olarak evlerin başköşesini süsleyen ve bolluk getirdiğine inanılan bu ahşap figürler, Zehra Meriç Aslan'ın elinde yeni bir tasarıma dönüşüyor. Yaşlı bir ustanın günlerce çakıyla elde oyduğu bu parçaları, üzerine kendi yaptığı minik resimlerle birleştiren Aslan, geleneksel ahşap oymacılığını modern bir sanat diliyle buluşturuyor. Kendi bulduğu bu yöntemle tamamen kendine has ve özgün tasarımlar yapan Aslan, bu tarzıyla da sanat alanında fark yaratıyor.



KALE'DE 14 YILDIR KENDİ TASARIMLARINI YAPIYOR

Emekli öğretmen Zehra Meriç Aslan, 14 yıldır Ankara Kalesi’ndeki dükkânında seramikten çiniye kadar pek çok alanda özgün tasarımlar üretiyor. Sanat yolculuğunu kendi hayal dünyası ve ruh haliyle şekillendiren Aslan, Selçuklu oyma sanatını modern dokunuşlarla birleştirerek çalışmalarına devam ettiğini belirterek şunları söyledi:

"Emekli öğretmenim ve uzun zamandır seramikten deri takılara kadar her alana el attım. 14 yıldır kaledeki dükkânımda ne yapacağım tamamen ruh halime bağlı; bazen sıcak mine, bazen ahşap boyama yapıyorum. En farklı çalışmalarım ise yaşlı bir ustanın çakıyla 2,5 günde oyduğu o Selçuklu anne-baba nazarlıkları. Ben de bu parçaların içine her eve bolluk bereket getirsin diye kendi minik resimlerimi ekliyorum.”



AHŞAP OYMALARA KENDİ İMZASINI ATIYOR

Aslan, ahşap üzerine yaptığı resimlerin sadece görsel bir iş olmadığını, aslında geçmişten gelen bir geleneği yaşattığını anlatıyor. Her bir detayın, ustanın emeğiyle kendi el sanatının birleşimi olduğunu vurgulayan sanatçı, bu parçaların her birinin hikayesinin farklı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Ağacın o dokusu, yaşlı dedenin çakısıyla çıkardığı o ince işçilik benim için çok kıymetli. Ben üzerine küçük resimlerimi eklediğimde o ahşap sanki canlanıyor. Aslında yaptığım şey bir nevi gelenekle kendi sanatımı konuşturmak. İnsanlar dükkâna girdiğinde önce o ahşabın doğallığına dokunuyor, sonra içindeki o minik resimlerle bağ kuruyor. Bu, sadece bir eşya değil, yaşanmışlığı olan bir parça haline geliyor.”



ANNE NAZARLIKLARI İLE GELEN ÖZGÜNLÜK

Zehra Meriç Aslan, ahşap üzerine yaptığı çalışmaların herhangi bir kalıbı olmadığını ve Selçuklu döneminden kalma formlara kendi yorumunu katarak "Anne Nazarlıkları" olarak adlandırdığı bu tasarımların, özgün birer el emeği olduğunu vurguladı:

"O günkü ruh halime göre bir resim yapıyorum içine; bazen vefayı anlatan bir figür, bazen zeytin ağacı ya da yaren leyleği ailesi... Bugün olsa mesela kedileri çizerdim. Selçuklu yapılarındaki o cam ve baca formlarını anne kalbini simgelediği için kullanıyorum. Bunlar 'anne nazarlıkları' olarak biliniyor. İnsanlar bu şekillere bir anlam yüklüyor. Ben bu nazarlıkları 10 yıldır Amerika'ya bile gönderiyorum; herkes enerjisine çok inandı ve çevresine de aldırdı. Topu topu üç tane çakıyla bir dedenin elinden çıkan ürünler bunlar, makine üretimi değil; dünyanın hiçbir yerinde yok.”



"BURADA HER ŞEYİN BİR HİKAYESİ VAR"

Zehra Meriç Aslan, dükkanındaki eski Yörük oyalarından deri aksesuarlara kadar her parçayı kendi özgün tasarımlarıyla yeniden şekillendiriyor. Aslan, tasarımları hakkında şunları kaydetti:

"Onlar eski Yörük oyaları, ben onları kolyeye çeviriyorum; hepsi benim tasarımlarım. Yaren Leylek’in vefasını anlatmak için çalıştım, zeytin ağacı işlemelerim var; burada her şeyin bir hikayesi var. Deri kolyeler, çantalar, kemerler... Elimdeki kumaşları değerlendirerek yeni tasarımlar oluşturuyorum.”