Sergide yer alan çalışmalar, sanatçının uzun yıllardır sürdürdüğü deneysel yüzey araştırmalarını kentsel görsel kültür perspektifinden ele alıyor. Tuval resimlerinin yanı sıra kolaj, asamblaj ve hazır-nesne kullanımıyla üretilmiş çalışmaların da yer aldığı sergide, gündelik yaşam içinde çoğu zaman bilinçli bir bakışın odağına yerleşmeden algılanan görsel izler merkeze alınıyor.
Kent dokusunun duvarlarında, afiş katmanlarında, yıpranmış yüzeylerinde ve rastlantısal görsel oluşumlarında biriken izler; sanatçının üretiminde zamanın, hafızanın ve gündelik deneyimin katmanları olarak yeniden yorumlanıyor.
www.baskentgazete.com.tr’ye sergisi hakkında bilgi veren Azılıoğlu çalışmalarında yüzey yalnızca kompozisyonun taşıyıcısı değil, aynı zamanda zamanın biriktirdiği izlerin mekânı olarak ele aldığını kaydediyor. Bu kapsamda boya katmanları, kazıma müdahaleleri, silme ve yeniden kurma süreçlerinin, sanatçının resimsel stratejisinin temel unsurlarını oluşturduğunu dile getiren Azılıoğlu, “Bu süreçler, kentsel yüzeylerde rastlanan tesadüfi estetik oluşumları yeniden yorumlayarak resim yüzeyini durağan bir temsil alanı olmaktan çıkarır ve onu dönüşen bir hafıza mekânına dönüştürür” değerlendirmesi yapıyor.
Sanatçının kompozisyonlarında zaman zaman beliren anonim figürler ise modern kent yaşamında bireyin kalabalıklar içindeki yalnızlığına ve yabancılaşmasına işaret ediyor. Azılıoğlu bu figürlerle ilgili olarak, “Bu figürler, gündelik yaşamda çoğu zaman göz ucuyla karşılaştığımız kısa bir göz teması kurduğumuz fakat hikâyelerini bilmediğimiz insanları temsil eden sembolik varlıklar olarak ortaya çıkar. ‘Göz Teması’ kavramı bu bağlamda yalnızca görsel bir karşılaşmayı değil, aynı zamanda fark etme, hatırlama ve yüzleşme süreçlerini içeren çok katmanlı bir deneyimi ifade eder” diyor.
Sergi, izleyiciyi gündelik yaşamın sıradanlaşmış yüzeylerine yeniden bakmaya davet ederken, görmenin aynı zamanda bir hatırlama ve yeniden anlamlandırma eylemi olduğunu tartışmaya açıyor.