Çankaya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi,14 Nisan Salı günü Başkent’in su kaynaklarını ve gelecek projeksiyonlarını mercek altına alan kritik bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Çankaya Üniversitesi, Başkent Ankara Strateji Enstitüsü ve SPD Hidropolitik Akademi iş birliğiyle düzenlenen “Dünden Bugüne Ankara’nın Su Sorunu” panelinde, kentin su arz güvenliği uzmanlar tarafından tüm boyutlarıyla tartışıldı.
“Dünden Bugüne Ankara’nın Su Sorunu” panelinin moderatörlüğünü Prof. Dr. Mehmet Tunçer’in üstlendiği oturuma; Dr. Hakan Cavaş, Dursun Yıldız, Nazlı Öktem Çam, Prof. Dr. Banu Öztürk, Dr. Turgay Şanal, Arş. Gör. Dr. Gözde Güldal, Öğr. Gör. Dr. Zeynep Eraydın, Arş. Gör. Ezgi Altınışık ve Arş. Gör. Dr. Elif Merve Nalçakar katıldı. Panelde çıkan ortak sonuç; Ankara için kapsamlı bir yönetimsel yaklaşım değişikliği ve doğa temelli çözümlerin uygulanmasının zorunlu olduğuydu.
TARİHSEL PERSPEKTİF VE PLANLAMA VURGUSU
Panelin açılışını yapan Prof. Dr. Mehmet Tunçer, Ankara’nın su yönetimindeki tarihsel süreçlere ve Jansen Planı’ndaki disipline dikkat çekti. Tunçer, tarihten ders çıkarılması gerektiğini şu sözlerle ifade etti: "Ankara’nın su sorunu aslında 2 bin yıl önce Roma döneminde, İmparator Augustus zamanında Elmadağ’dan su getirilerek çözülmüştü. Osmanlı döneminde akarsuların üstü örtülmemiş, kanalizasyon haline getirilmemişti. 1932 Jansen Planı’nda Ankara bir ‘Bahçekent’ olarak kurgulanmış, derelerin yeşil ve mavi altyapı olarak korunması hedeflenmişti. Bugünün asıl sorunu, bu akarsuların üzerini kapatıp kanalizasyona çevirmemizdir. Çözüm, Jansen planındaki gibi ‘Mavi ve Yeşil Altyapı’yı korumaktan ve dereleri yeniden nefes alabilir hale getirmekten geçiyor."
2030 UYARISI: “TÜRKİYE SU FAKİRİ BİR ÜLKE OLABİLİR“
Dr. Hakan Cavaş, Türkiye’nin kullanılabilir su potansiyeli üzerine hazırlanan güncel ve çarpıcı raporları paylaştı. Cavaş, "Vakit daralıyor" diyerek şu verileri aktardı: "Türkiye sanılanın aksine su zengini değil. Şu an kişi başına düşen kullanılabilir su miktarımız yıllık 1300 metreküp civarında. Bu dünya standartlarında 'su stresi' demektir. Eğer nüfus artışı ve iklim krizi bu hızla devam ederse, 2030 yılında bu rakam 1000 metreküpün altına düşecek ve Türkiye resmen ‘su fakiri’ bir ülke olacak. Suyumuzun yüzde 70’den fazlasını tarımda harcıyoruz ve hala vahşi sulama yöntemlerini kullanıyoruz. Şehirlerimizde ise içme kalitesindeki suyu park bahçe sulamasında kullanıyoruz. Acilen ‘gri su’ yani lavabo ve duş sularının arıtılarak yeniden kullanılması sistemini binalarımızda zorunlu hale getirmeliyiz. Bu bir tercih değil, susuz kalmamak için tek çıkış yolumuzdur."
ŞEBEKE SIZINTILARINA DİKKAT
Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, Ankara’nın su arz güvenliğinde şebeke kayıplarının en büyük dezavantaj olduğunu ve barajlardan çok bu noktaya odaklanılması gerektiğini savundu: "Ankara’nın su ihtiyacının büyük kısmı Gerede Sistemi gibi havza dışından karşılanıyor. Ancak tek kaynağa bağımlılık risktir. Gerede'de yağış azaldığında Ankara'nın yedeği nedir? Ankara’nın en büyük su rezervi barajlarda değil, yüzde 40’a varan şebeke sızıntılarındadır. Barajdan çıkan 100 litrenin 40 litresi musluğa varmadan toprağa karışıyor. Yeni tüneller açmak yerine bu sızıntıları önlersek, kente devasa bir baraj yapmış kadar su kazanırız. Kızılırmak suyu ise yüksek sülfat ve klorür oranıyla yüksek arıtma maliyeti demektir; şebeke borularını çürüten bir yapısı var. 2050 nüfus projeksiyonları kapıda; yer altı sularımızı sadece acil durum rezervi olarak saklamalı ve dijital su yönetimine geçmeliyiz."
“SÜNGER ŞEHİR MODELİ YAPILMALI “
Mimar ve Planlamacı Nazlı Öktem Çam, kentsel yüzeylerin betonla kaplanmasının su döngüsüne olan olumsuz etkilerini ve kentin "beton yığınına" dönmesiyle gerçekleşen sel felaketlerini vurgulayarak şunları söyledi: "Ankara aslında bir su kentiydi ama kentleşme uğruna derelerimizin üzerini betonla kapattık, onları yol yaptık ya da kanalizasyona hapsettik. Bugün Kızılay'ın, Çankaya'nın altından nefes alamayan dereler akıyor. Toprağı betonla kapladığınızda yağmur suyu toprakla buluşamıyor, doğrudan asfalttan akıp sele dönüşüyor. Dünyada artık ‘Sünger Şehir’ (Sponge City) modelleri uygulanıyor. Geçirimli yüzeyler, yağmur bahçeleri ve yeşil çatılar kurmalıyız. Yağmur suyunu bir atık olarak değil, bir hazine olarak görüp hasat etmeliyiz. Binalarda kendi suyunu toplayan sistemler yasal zorunluluk olmalı. Ankara'yı betonun boğuculuğundan kurtarıp dereleriyle yeniden barıştırmalıyız."