Uzun yıllar süren eğitimlerinin ardından usta öğretici olan Münire Balcı Yılmaz, Ankara Kalesi’ndeki Arden Sanat Evi ve Taş Bebek Kafe’de "Alevde Cam Şekillendirme" sanatını icra ediyor. Deniz kumundan elde edilen camları yüksek ısılı alevle buluşturan Yılmaz, geleneksel yöntemlerle hem sanatsal üretim yapıyor hem de bu zanaatı genç kuşaklara aktarıyor.
BEYNİN İKİ TARAFINI ÇALIŞTIRAN SANAT
Cam ve seramik üzerine sekiz yıl boyunca özel ders alan Münire Balcı Yılmaz, ardından Gazi Üniversitesi’nden usta öğreticilik belgesini alarak profesyonel çalışmalarına başladı. Resim, çini, seramik ve ahşap gibi farklı sanat dallarıyla da ilgilenen Yılmaz, cam sanatını diğerlerinden ayıran en temel özelliğin zihinsel etkileri olduğunu belirtti. Cam şekillendirmenin sağ ve sol beyin loblarını aynı anda çalıştırdığını ifade eden Yılmaz, bu sürecin önemini şu sözlerle anlattı:
"En son terapi diye başladığım bir sanat bu. Cam sanatının diğer sanatlardan ayıran bir özelliği beynin iki tarafı çalışır; sağ sol beyin, sağ sol eller. Diğer sanatlarda sadece tek beyin çalışır; sağ beyin, sağ el. O yüzden hiperaktif, ergenliği zor geçmiş, anne babası ayrı çocuklara pedagoglar ve psikologlar cam sanatını önerir, sebebi budur. Her gün farklı hayal gücüyle bir eser ortaya çıkar. Sonuç elde ettiğimiz için de daha çok burada sakinleşiyoruz.”
1500 DERECELİK ATEŞLE ŞEKİLLENEN DENİZ KUMU
Camın oluşum sürecindeki teknik zorluklara değinen Münire Balcı Yılmaz, sanılanın aksine camın kırılmasının "nazar" ile bir ilgisi olmadığını, meselenin tamamen ısı dengesiyle alakalı olduğunu vurguladı. Yılmaz, "Alevde Cam Şekillendirme" sanatının inceliklerini şöyle anlattı:
"Camlar yurt dışından geliyor. Hammaddesi, tatilde üzerine yattığımız o deniz kumu. İçine soda ve kireç katarak 1500 derecede fırınlanıyor. Biz burada 1300 derecelik ısıda, oksijen ve ev tüpü kullanarak şekil veriyoruz. Kalıbımız yoktur; sadece maşa, cımbız ve meyve bıçağı kullanırız. İşlem bittikten sonra ürünleri 'mantar kumuna' bırakırız ki yavaş yavaş soğusun. Eğer cam yeterince ısıyı almadıysa, yani 'tavlama' dediğimiz süreç eksikse cam kırılır. 'Nazar çıktı' derler ama aslında nazar yoktur. Camı aleve yavaş yavaş alıştırmalı, aynı şekilde yavaşça çıkarmalısınız. Kumdan çıktığında kırılmıyorsa yüzde yüz başarılısınızdır.”
MALİYET VE ATÖLYE ZORLUĞU USTA YETİŞMESİNİ ENGELLİYOR
Camın sanata dönüşme yolculuğunda hammaddenin dışa bağımlı olduğunu belirten Yılmaz, bu zanaatın neden yaygınlaşamadığını teknik ve ekonomik sebeplerle açıkladı. Atölye ortamının hayati önem taşıdığını vurgulayan Yılmaz, süreci şu sözlerle aktardı:
"Camlar İtalya Murano Adası’ndan, İngiltere ve Almanya’dan geliyor. Türkiye’de sadece iki firma gümrükten dolar endeksli getiriyor, biz de onlardan temin ediyoruz. Çok fazla yapan yok çünkü usta yetişmiyor. Diğer sanatlar evin bir köşesinde olabilir ama cam için atölye ortamı ve havalandırma şart; yoksa ciğerleri mahveder. Balkonda açık alanda da yapamazsınız; yazın güneşte alevi göremez ve camı kontrol edemezsiniz, kışın ise cam yanar ve kirlenir. Bu yüzden kurslar yeterince açılmıyor, ustalar da maalesef vefat etti.”
"BENİM GÖREVİM ÇOCUKLARA DOKUNMAK"
Atölye açma hayali yokken, ustasının vefatıyla bu sorumluluğu üstlenen Münire Balcı Yılmaz, cam sanatını ticari bir kaygıdan ziyade toplumsal bir görev olarak görüyor. Yaşadığı kişisel kayıpların ardından bu sanata tutunduğunu ifade eden Yılmaz, atölyesini neden çocuklara açtığını şu sözlerle anlattı:
"Usta vefat edince atölye bana kaldı. İki ay arayla yaşadığım kayıplardan dolayı hayata tutunmak için 'terapi' diye başladım buna. Sonra dedim ki mutlaka var bir sebebi, o yüzden çocuklara ve gençlere dokunayım. Çocukları AVM’den ve telefondan uzak tutmak, kendi ürettikleriyle harçlıklarını biriktirmelerini istiyorum. Paylaştıkça çoğalır sanat. Benim görevim de o çocuklara dokunmak.”