Özel Haber

Ankara Kalesi'nin ‘Lotuslu Kadını’

Heykeltıraş Eylem Akgül Sunguroğlu, yapay zekâ ile başlayan üretim sürecini kendi sanatsal yorumuyla heykele dönüştürerek "Lotuslu Kadın"ı Ankara Kalesi'ndeki tarihi Pilavoğlu Hanı'nda hayata geçirdi. Pilavoğlu Hanı'nın simgelerinden biri haline gelen eser, dijital üretim ile geleneksel heykel sanatını buluşturan yeni yaratım dilinin ilk örneği olarak öne çıkıyor.

Heykel sanatçısı Eylem Akgül Sunguroğlu'nun geliştirdiği yeni yaratım dilinin ilk eseri olan "Lotuslu Kadın", yapay zekâ sanatçısı Oğuz Uzol tarafından oluşturulan dijital görselin, Sunguroğlu'nun kendi sanat anlayışı ve özgün yorumu doğrultusunda fiziksel bir heykele dönüştürülmesiyle ortaya çıktı. Adını yeniden doğuş ve dönüşümü simgeleyen lotus çiçeğinden alan eser, ilk kez ArtNouveau Sanat Fuarı'nda sanatseverlerle buluştu ve büyük ilgi gördü.

Ankara Kalesi'ndeki yaklaşık 600 yıllık tarihi Pilavoğlu Hanı'nda üretilen eser, dijital üretim ile geleneksel heykel sanatını aynı yaratım sürecinde buluşturarak geçmiş ile geleceği bir araya getirdi. "Lotuslu Kadın", yeni yaratım dilinin ilk örneği olmasının yanı sıra Pilavoğlu Hanı'nın simgelerinden biri olarak da öne çıkıyor.

SANAT YOLCULUĞU MERAKLA BAŞLADI

Eylem Akgül Sunguroğlu, heykelle 2009 yılında tanıştı. Yaklaşık 16 yıldır heykel üreten sanatçı, son altı yıldır çalışmalarını tamamen özgün eserler üzerine sürdürüyor. Sunguroğlu, sanatın hayatında yeni bir yol açtığını söyledi:

"2009 yılında başladım. Ankara Üniversitesi Turizm Rehberliği mezunuyum. Evlendikten sonra bir merakla heykel yapmaya başladım. Yunus Hocam hem öğretmenim hem de şu an ortağım. Yaklaşık 10 yıl onun atölyesinde eğitim aldım ve birlikte çalıştık. Son 6 yıldır ise kendi özgün çalışmalarımı yapan bir sanatçı olarak devam ediyorum ve yaklaşık 3,5 yıldır Ankara Kalesi'ndeyim. Pandemiyle birlikte tamamen sanatla uğraşmaya karar verdim. Çünkü sanatın ruhuma iyi geldiğini keşfettim ve artık başka bir şey yapmak istemediğimi fark ettim.”

“LOTUSLU KADIN” NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Sunguroğlu, son yıllarda teknolojiyle birlikte gelişen yeni üretim biçimlerinin kendisini farklı arayışlara yönelttiğini söyledi. Yapay zekâ ile oluşturulan dijital imgelerin fiziksel dünyada nasıl yeniden var olabileceği sorusunun üretim sürecinin merkezine yerleştiğini belirten sanatçı, bu arayışın ilk meyvesinin "Lotuslu Kadın" olduğunu açıkladı:

"Sanat yolculuğum boyunca heykeli, insanın görünmeyen duygularını ifade eden güçlü bir anlatım dili olarak gördüm. Ancak son yıllarda teknolojiyle birlikte gelişen yeni üretim biçimleri beni farklı arayışlara yöneltti. Özellikle yapay zekâ ile oluşturulan dijital imgelerin fiziksel dünyada nasıl yeniden var olabileceği sorusu, üretimlerimin merkezine yerleşti. Bu arayışın ilk meyvesi 'Lotuslu Kadın' oldu. Eserin yolculuğu, yapay zekâ sanatçısı Oğuz Uzol tarafından oluşturulan özgün bir dijital görselle başladı. Bu görsel benim için tamamlanmış bir eser değil, üzerine düşünebileceğim ve kendi sanat anlayışımla yeniden yorumlayabileceğim bir başlangıç noktasıydı.” dedi.

DİJİTAL GÖRSEL HEYKELE NASIL DÖNÜŞTÜ?

Sunguroğlu, yapay zekâ ile oluşturulan dijital görseli birebir kopyalamak yerine kendi sanat anlayışıyla yeniden yorumladığını belirtti:

"Dijital imgeyi heykel pratiğim, estetik anlayışım ve sanatsal yorumumla yeniden ele aldım. Figürün oranlarını, yüzey dokularını, sembolik katmanlarını ve anlatım dilini yeniden kurgulayarak onu fiziksel bir heykele dönüştürdüm. Benim için önemli olan dijital görüntüyü birebir üretmek değil, ona yeni bir kimlik, yeni bir anlam ve fiziksel bir yaşam kazandırmaktı. Yollarımız kesişti, konuştuk. Ben ona dedim ki, bir tanesini yapalım. Sonrasında onun çalışmalarından bir tanesi olan dijital görseli seçtim. Benim amacım birebir kopyalamak değildi. Buradaki yaratım dilinin ayrıcalığı şu oluyor; ben ona kendi yorumumu kattım, yeniden yorumladım. Görselde olmayan bazı detayları ekledik, değiştirdik ve kendi sanat dilimizi kattık.”

YENİ YARATIM DİLİNİN İLK ESERİ

Sunguroğlu, "Lotuslu Kadın"ın geliştirdiği yeni yaratım dilinin ilk ve öncü eseri olduğunu belirtti. Dijital üretim ile geleneksel heykel sanatını aynı üretim sürecinde buluşturduklarını belirten sanatçı, bu yaklaşımın çağdaş sanatta yeni ifade alanları açacağına inandığını ifade etti:

"Bu nedenle Lotuslu Kadın, yalnızca bir heykel değil; benim geliştirmekte olduğum yeni yaratım dilinin ilk ve öncü eseridir. Dijital üretim ile geleneksel heykel pratiğini aynı yaratım sürecinde buluşturan bu yaklaşımın, çağdaş sanatta yeni ifade alanları açabileceğine inanıyorum. Ben bu şekilde çalışan ilk sanatçı oldum. Şu anda dünyaya ismimi bu yaratım diliyle duyurmaya çalışıyorum.”

LOTUSLU KADIN NEYİ ANLATIYOR?

Sunguroğlu, eserin adını lotus çiçeğinin taşıdığı anlamdan aldığını belirtti. "Lotuslu Kadın" ile insanın zorluklar karşısında yeniden ayağa kalkabileceğini anlatmak istediğini söyleyen sanatçı, eserin merkezine değişim ve dönüşüm fikrini yerleştirdiğini vurguladı:

"Lotuslu Kadın, adını lotus çiçeğinin güçlü sembolizminden alıyor. Bu nedenle eser, yalnızca dijital ve fiziksel üretimin buluşmasını değil; insanın değişme, dönüşme ve kendini yeniden yaratabilme gücünü de anlatıyor. Hepimiz hayatın farklı dönemlerinde zorluklarla karşılaşıyoruz. Ben bu eserle değişimin her zaman mümkün olduğunu, insanın kendi içsel yolculuğunda yeniden filizlenebileceğini ve umudun her zaman var olduğunu hatırlatmak istedim. Heykelin alt kısmında içine kapanmış, içsel yolculuğunu yaşayan bir kadın figürü var. Anlatmak istediğim şey şu: Hayatta ne yaşarsak yaşayalım, yeniden doğuş her zaman mümkün. İzleyiciye vermek istediğim mesaj; 'Karanlığın içinden çık ve kendini yeniden yarat.'”

"YAPAY ZEKÂ SANATÇININ YERİNE GEÇMİYOR"

Sunguroğlu, yapay zekâyı sanatçının yerine geçen bir unsur olarak değil, üretim sürecini besleyen yaratıcı bir araç olarak gördüğünü söyledi:

"Ben yapay zekâyı sanatçının yerine geçen bir unsur olarak görmüyorum. Benim için yapay zekâ; yeni düşünme biçimleri geliştiren, üretim sürecini tetikleyen ve farklı ifade alanları açan yaratıcı bir araçtır. Sanat eserine ruhunu veren ise hâlâ insanın sezgisi, deneyimi ve el emeğidir. Şimdi yapay zekânın sanata girmesiyle ilgili çok tartışma var. 'Yapay zekâ yaptı, sanat olur mu?' gibi tartışmalar yaşanıyor. Ben ise şunu söylemek istedim: Yapay zekâyı bir araç olarak kullanabilirsin. Çünkü sonuçta el emeği olduğu için birebir aynı şey değil. Makine bunu yapıyor ama sanatçının kattığı şey farklı oluyor.”

ANKARA'DAN DÜNYAYA UZANAN SANAT YOLCULUĞU

Sunguroğlu, geliştirdiği yeni yaratım dilini farklı eserlerle sürdürmeyi hedeflediğini vurguladı:

"Şu anda bu üretim anlayışını geliştirmeye devam ediyorum. Yapay zekâ sanatçısı Zuhal Vardareli tarafından oluşturulan 'Doğum' adlı dijital görseli kendi yorumumla fiziksel bir heykele dönüştürüyorum. Bu çalışma, geliştirmekte olduğum yeni yaratım dilinin ikinci adımını oluşturuyor. Bir sonraki aşamada ise yapay zekâ ile oluşturduğum kendi dijital imgeleri fiziksel heykellere dönüştüreceğim. Anadolu'nun kadim kültüründen ilham alan kadın figürlerinden oluşan yeni bir seri üzerinde çalışıyorum. Böylece hem dijital imgeleri tasarlayan hem de onları fiziksel forma dönüştüren sanatçı olarak bu üretim anlayışını daha da geliştirmeyi hedefliyorum. Dileğim, Ankara'nın tarihi Pilavoğlu Hanı'nda filizlenen bu yeni yaratım dilinin, Ankara'dan dünyaya uzanan bir sanat yolculuğuna dönüşmesi ve geleceğin sanat üretimlerine ilham vermesidir.”