Özel Haber

Ankara Kalesi’nde Anadolu Kapıları tuvale yansıyor

Ankara Kalesi’nde Pilavoğlu Han’daki atölyesinde 8 yılı aşkın süredir üretim yapan sanatçı Buluş Aksoy, Anadolu’nun eski kapı motiflerini ve ahşap detaylarını tuvale taşıyor. Aksoy, kapı, tokmak ve ahşap oyma öğelerini bir araya getirerek özgün eserler ortaya koyuyor.

Emekli memur Buluş Aksoy, 33 yıllık kamu görevini tamamladıktan sonra sanat üretimine yöneldi. Kapadokya’da taş evler ve kemerli odalar arasında geçen çocukluğunun, çalışmalarındaki kapı ve ahşap motiflerinin temelini oluşturduğunu söylüyor. Aksoy’a göre bu görsel hafıza, yıllar içinde bilinçli bir tercihten çok yaşamın doğal bir yansıması olarak sanatına yerleşti.

Aksoy, özellikle eski kapı formu, tokmak ve ahşap detaylarını yeniden yorumlayarak tuvale aktarıyor. Çocukluk yıllarında gördüğü mimari dokunun ve gündelik yaşam imgelerinin zamanla bir sanat diline dönüştüğünü ifade eden Aksoy, kapı motifini de bu birikimin merkezine yerleştiriyor.

RESİMDEN AHŞAP OYMAYA UZANAN SANAT

Buluş Aksoy, memuriyet yıllarında başladığı resim eğitimini ahşap oyma ile birleştirerek zamanla kendine özgü bir sanat dili oluşturdu. Kale’de farklı ustalardan aldığı eğitimlerle gelişen bu süreçte, resim ve ahşabı bir araya getirerek üretim yaptığını ve bu yaklaşımın zamanla kendi sanat anlayışına dönüştüğünü ifade ederek şunları söyledi: “1967 doğumluyum. Kale’de geçen 9 yıllık bir hikâyem var. Daha önce devlet memuruydum ve memuriyetimin son 5 yılında resme ilgi duymaya başladım. Bu süreçte Ressam Belgin Yasinoğlu’ndan 5 yıl boyunca ders aldım. Her öğle arası herkes yemeğe giderken ben atölyeye gider hem yürüyüşümü yapar hem de çalışırdım. Memuriyet hayatımın son 5 yılını bu şekilde değerlendirdim. Daha sonra resimle ahşabı birleştirirsem nasıl olur diye düşündüm ve iki alanı bir araya getirdim. Bunun üzerine Kale’deki ahşap oyma ustası Faruk Usta’dan yaklaşık 2 yıl boyunca eğitim aldım. Sonrasında bu iki alanı birleştirerek farklı işler üretmeye başladım. Pilavoğlu Han’da 8 yıl süren bir hikâyemiz oldu ancak Koç Ailesinin orayı devralmasıyla birlikte hanı boşaltmak zorunda kaldık ve şu anda Bala Han’da üretime devam ediyoruz.”

KAPI FORMUNU ÇOCUKLUK HAFIZASINDAN SANATA TAŞIYOR

Buluş Aksoy, kapı formunu seçmesinin kişisel bir tercih değil, çocukluk yıllarından gelen bir hafızanın yansıması olduğunu ve Kapadokya kültürü içinde, taş evler ve kemerli yapılar arasında büyümesinin sanatına doğrudan etki ettiğini belirten Aksoy, kapı, demir ve tokmak gibi unsurları bir araya getirerek bu görsel hafızayı eserlerine taşıdığını ifade etti. Aksoy, “Neden hep kapılar ve eski kapılar diye çok soruluyor. Ben Kapadokya’da, kemerli odaların ve taş evlerin içinde büyüdüm. Babam demirciydi, demir işleriyle uğraşırdı. Kapı, demir, tokmak gibi unsurlar çocukluğumdan beri gördüğüm şeyler. Aslında yaptığım iş, o görsel hafızanın yeniden ortaya çıkması. Bunu sonradan fark ettim; insan yaşadığı şeylerin etkisini yıllar sonra anlayabiliyor. Ben de kapıyı, tokmağı ve demiri yorumlayarak Anadolu’nun bu kültürel öğelerini tek bir formda birleştiriyorum.” diye konuştu.

KAPI FORMUNDAN SERAMİĞE ÖZGÜN ÜRETİM

Buluş Aksoy, Bala Han’daki atölyesinde çalışmalarını sürdürdüğünü, özellikle Anadolu kapı formunu ahşap oyma ile birleştirerek resimlerine taşıdığını söylüyor. Farklı teknikleri bir arada kullanarak resim, ahşap oyma, seramik ve giyim tasarımı gibi alanlarda üretim yaptığını ve sürekli yeni şeyler denemeye açık olduğunu ifade eden Aksoy, şunları ekledi: “Burada oyma işi yapan bir arkadaşım ile birlikte üretim yapıyoruz. Ben resimlerime devam ediyorum ve özellikle kapı formunu çalışıyorum. Anadolu’daki kapıları ahşap oyma ve tokmak detaylarıyla birleştirerek tuvale aktarıyorum. Ahşabı oyup şekillendiriyor ve bunu resimle bir araya getiriyorum. Bu yöntemi benim dışında yapan var mı bilmiyorum, ama sürekli yeni şeyler denemeyi seviyorum. Elimdekiyle yetinmem, her zaman ‘başka ne yapabilirim’ diye düşünürüm. Bunun yanında iki buçuk yıl seramik eğitimi aldım ve seramiğe de hâkimim. Çocukluktan gelen bir ilgiyle giyim tasarımı da yapıyorum, ancak bunu sadece kendim için üretiyorum. Benim için önemli olan tasarımcı olarak anılmak değil; ressam, ahşap oyma ustası ya da seramik sanatçısı olarak sanatçı kimliğimle tanınmak.”

“SANATI LİMAN OLARAK TANIMLIYORUM “

Buluş Aksoy, sanatını hayatın içinde kendine kurduğu bir “liman” olarak gördüğünü ve bu alanın yalnızca üretim değil, aynı zamanda bir nefes alma ve içe dönüş biçimi olduğunu söyledi. İnsanların da kendilerini ifade edebilecekleri böyle bir alanlarının olması gerektiğini vurgulayan Aksoy, sanatın kişiyi hem sakinleştiren hem de besleyen bir yönü olduğunu ifade ederek şunları kaydetti: “Ben ruhumu besliyorum, burası benim limanım. Kapıdan giren herkese de söylüyorum; herkesin bir limanı olmalı. Bu liman ahşap olabilir, resim olabilir, ebru, hat ya da başka bir sanat dalı olabilir ama mutlaka olmalı. Çünkü insanın kendi içine döndüğü, kendini beslediği bir alan gerekiyor. Ben de gönlüm neye yakınsa onu yapıyorum; bugün bir şey olur, yarın başka bir şeye dönebilir. Her gün uyandığımda Allah’a teşekkür ediyorum. Gençlere de hep söylüyorum; mutlaka böyle bir alanları olsun çünkü ömür çok kısa. Eskiden kurs veriyordum. Öğrencilerim hafta sonları büyük bir heyecanla gelir, bazen sadece sohbet eder, birlikte vakit geçirirdik. O küçük atölye onlar için de bir buluşma ve paylaşım alanıydı.”

“HER ŞEY ÖZGÜVENLE BAŞLAR”

Buluş Aksoy, eğitim sürecinde öğrencilerine teknikten çok özgüven kazandırmaya odaklandığını ve başlangıçta “yapamam” diyen birçok öğrencinin kısa sürede üretmeye başladığını ve bir yıl içinde sergi açacak seviyeye geldiğini belirtti. Başarının temelinde kendine güvenin olduğunu vurgulayan Aksoy, “Onlara sadece bakmakla yapmak arasındaki çizgiyi göstermeye çalışıyorum, gerisini zaten kendileri yapıyor. Birçok öğrenci ‘ben çizemem’ diyerek başlıyordu, hatta resim hocalarıyla yaşadıkları sorunlar nedeniyle tamamen bırakmışlardı. Ama biz yeniden başladık ve bir yılın sonunda sergi açtık; kimse bunun bir yıllık öğrencilerin işi olduğuna inanamadı. En önemli şey kendine güvenmek. Ben hep şunu söylerim: fırçayı vur, yanlış yapmaktan korkma; yanlış varsa da üstünü kapatır yeniden yaparsın. Çünkü her şey özgüvenle başlar. Kendine güvenirsen gerçekten her şeyi yapabilirsin.” dedi.

“ÜLKEMİZDE EL EMEĞİNE VE SANATA YETERİNCE DEĞER VERİLDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM “

Buluş Aksoy, Türkiye’de el emeği ve sanat üretiminin yeterince değer görmediğini, özellikle maddi kaygılar nedeniyle birçok sanatçının bu alanda ilerleyemediğini belirterek şunları ifade etti: “Ülkemizde el emeğine ve sanata yeterince değer verildiğini düşünmüyorum. Birçok insan para kazanamam düşüncesiyle bu alana girmiyor. Ben ise kendi imkânlarımla üretmeye devam ediyorum ve atölyemin giderlerini de bu şekilde karşılıyorum. Sanatın başlangıç aşamasında maddi beklentiler çok belirleyici oluyor; insanlar ev, araba gibi hedefler için çalışıyor. Ben bu süreçlerin çoğunu yaşadım ve artık daha sade bir yaşam tercih ediyorum. “