Ressam Türkan Özden, "Pırıltı Peşinde" başlıklı üçüncü kişisel sergisinde, gözlemlediği saksağan kuşlarının pırıltılı nesnelere düşkünlüğü ile insanların para hırsı arasında kurduğu benzerliği işliyor. Özden, Sümerlerden günümüzdeki Bitcoin’e kadar uzanan para imgelerini, kaza sonrası geriye kalan hurda parçalarıyla birleştirerek modern hayatın "para gürültüsünü" eleştiriyor.
“HURDAYA DÖNMEDEN FRENE BASMALI"
Gazi Üniversitesi Resim Bölümü mezunu olan ressam Türkan Özden, üçüncü kişisel sergisi "Pırıltı Peşinde" ile ilgili şunları söyledi:
"Bu, üçüncü kişisel sergim. Daha önce soyut resimler üzerine araştırma ve tez yazmıştım, onunla ilgili bir sergim olmuştu. 2022'de de Art Ankara'da Mask Sanat Galerisi ile bir sergimiz oldu. Şimdi de 4 kat sonra İsmail Altınok Sanat Galerisi'nde resim sergim dün açıldı. Gelen herkese teşekkür ederim."
Sanatçı, çalışmalarında saksağan kuşlarının pırıltılı nesnelere olan ilgisi ile insanların para hırsını birleştiren bir anlatı kuruyor. Ölüm ve yaşam döngüsünü hurda parçaları ve yoğun mavi-turkuaz renklerle tuvale yansıtan Özden, kompozisyonlarının temelini şöyle anlattı:
"Burada saksağan kuşları ve hurdalar üzerinden ve saksağan yaşamı ile insanların yaşamındaki ortak noktalar, ışıltının peşinde olmaları, pırıltının peşinde olmaları üzerinden ve hayatın sonunda da bu hayatın devamında da ölümün beklediğini hurdalarla ifade ederek mavi, turkuaz renkleriyle resimlerimi, kompozisyonlarımı oluşturuyorum.”
"HAREKET VE DURUŞLARIN EŞLEŞMESİ”
Sanatçı, resimlerindeki figürleri oluştururken saksağanların doğal hareketlerinden ve gözlemlerinden yola çıkıyor. İnsan ve doğa arasındaki bu benzerliği bir hikâyeye dönüştürdüğünü belirten Özden, kompozisyonlarının ilerleyişini şöyle anlattı:
"Her bir hareket, her bir duruş, her bir pik hareketi, çizgi hareketi, saksağanlarda gördüklerim ve insanlarda gördüklerimin eşleşiyorlar. Oralardan yola çıkarak kompozisyonlarımı, figürlerimi, konularımı ilerletiyorum. Bir hikâye anlattım; bazı yerlerde bu uçuyorlar, coşuyorlar, bazen kırılmalar oluyor. Bazen geçmeye çalışıyorlar, bazen kırmızının içindeler. Bazı saksağanlar kırmızılar, insanlar gibi bazen de değişik renklerde olabiliyorlar. Her insan farklı. Aşağıdaki hurdaların içinde de bazen böyle harita gibi görüntüler var, yani burası kendi memleketimiz, Türkiye'nin dünyada yer aldığı alan olduğunu resimlerde böyle fonda kullanıyorum onları.”
“MIZRAK UÇLARI VE YAŞAMIN YÖNÜ"
Sanatçı, resimlerinde kullandığı mızrak ucu figürleriyle yaşamın yönünü ve sürekliliğini vurgulayarak şunları söyledi:
"Mızrak uçları var figür olarak. Bunlar hayatın yönünü daha çok ifade ediyor. Yaşam devam ettiği için genelde yukarıda ifade ediyor. Bazen stabil yaşamlarımızda olduğu için stabili de alıyoruz. Üçlü resimlerde de üçlü resim ve üçlü bir diktelikleri çok kullanmıştım, teknikte de çok var. Sempre diyorlar buna. Bu da böyle özel bir anlamı da var genellikle. Tekli resimler, ikili resimler ve üçlü kompozisyonlardan oluşuyor genellikle.”
ŞEHİRLİ SAKSAĞANLARIN GÖZLEMCİ DÜNYASI
Saksağan kuşlarının günlük hallerini uzun süre gözlemleyen Özden, bu kuşların insanlarla olan ilginç etkileşimini ve karakterlerini şöyle aktardı:
"Saksağanlar uzun süredir evimin karşısında yuvaya yerleşti. Bir gün bir saksağan gözümün önünde kırmızı bir kurdeleyi alıp gidiyordu. Bunlar şehirli hayvanlar, ben de şehirde yaşıyorum. Şehirde gözümün önünde bu kadar dolaşmaları, kendilerini resimlerime dahil etti. Bir iki çalışma yaparken baktım ki insanlar ne yapıyorsa onları yapıyorlar, çok zekiler. Kediler bile korkuyor bunlardan. Kendi kendilerine resimlerimin alanlarına, belki de bilerek girmeye başladılar."
“İNSANIN EN ÖNEMLİ NOKTASI GÖZ”
Sanatçı, resimlerinde sıklıkla kullandığı dairesel hareketleri ve gözün anatomik yapısını evrensel bir bağlamda ele alıyor. Özden, eserlerindeki bu biçimsel tercihi şu sözlerle açıkladı:
"İnsanın en önemli yeri kafası, kafanın da en önemli yeri gözüdür. Gözümüz tam bir daire ve ışıltılı; bu dairesel hareket gözümüzde de var. O yüzden onlar birer göz olarak da algılanabilir. Ayrıca dünya da sudan oluşuyor; ışıltılı, pırıltılı ve dairesel bir hareket içinde. Bunlar yer yer dünyayı da simgeliyor olabilir. Yani bütün her şeyin merkezi gibi... İnsanın en önemli noktası göz olduğu için ve dünyada yaşadığımız için dünya, göz ve onlar; hepsi orada birleşiyor, eşleşiyor."
HURDALARDAKİ TRAJİK İZLER
Sanatçı Türkan Özden, resimlerinde sıklıkla yer verdiği hurda parçalarını sadece birer nesne olarak değil, geçmişte yaşanmış hikâyelerin ve trajedilerin birer yansıması olarak konumlandırdığını belirterek şunları ekledi:
"Hurdalara baktığım zaman kazadan sonra geriye kalan parçaları görüyorum. Bunların her biri bir trajediyi barındırıyor; o hurda parçasında bitmiş bir aile, sonlanmış bir yaşam ya da sakat kalmış bir insanı düşünüyorum. Hurdayı simgesel olarak gösterdiğimde, o kişinin ve geride kalanların acısını hissediyor, ölmüşlüğü ifade ediyorum."
“PARA GÜRÜLTÜSÜ VE YAŞAMIN SADELİK ARAYIŞI"
Özden, eserlerindeki ekonomik eleştiriyi Latife Tekin’ün çalışmalarıyla beslediğini belirtiyor. Paranın yaşam üzerindeki baskısına karşı bir "fren" çağrısı yapan sanatçı, düşüncelerini şu sözlerle paylaştı:
"Latife Tekin'ün 'Para Gürültüsü' kitabını okudum. Yıllar önce Bodrum Gümüşlük'te tanışmıştık, kendisi çok iyi bir yazardır. Paranın gürültüsü içinde yaşıyoruz; her şey paraya bağlanıyor. Oysa bu para meselesinin dışına çıktığın anda yaşamın daha güzelleşeceğini düşünüyorum; işte bu yüzden 'hurdaya dönmeden frene basmalı' diyorum.”