- Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşırı kuşku ve şüphe konusunu değerlendirdi.

Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşırıyı anlamak için önce normali bilmek gerektiğini ifade etti.

Tarhan, sözünde durma, dürüst olma, emanete sahip olma, tutarlı olma, samimi olma, yalan söylememe, borcuna sadık olma, kişinin yanında olma, inançlı olma, yapmacık olmama, samimi olma, ihlas sahibi olma, adil olma, böyle bir takım ilke ve değerlere sahip ve empatik davranışlara sahip olma gibi birçok özelliğin var olduğu bir kişide güvenin oluştuğunu anlattı.

Bir kişinin güvenilir olması, insanın aslında o kişiye rahatlıkla arkasını dönebilmesi demek olduğunu belirten Tarhan, 'Onun için ailede ev 'güven alanı' olmalı diyoruz. Biz eskiden evden 'sevgi yuvası, sevgi alanı' diye bahsediyorduk ama dünyada güvensiz olaylar çok arttıktan sonra sevgi yetmiyor, sevdiği kişiyi aldatabiliyor insan. O nedenle sevgi artı dürüstlük olursa güven ve sürdürülebilir ilişki oluşuyor. Bu nedenle güvenin ve dürüstlüğün olması en önemli şey. Açık, şeffaf, dürüst, hesap verebilir ilişkiler bireysel anlamdaki güveni oluşturuyor.' ifadelerini kullandı.

2050’de 2,5 milyar kişi işitme kaybı yaşayabilir 2050’de 2,5 milyar kişi işitme kaybı yaşayabilir

- 'Aile içi ilişkilerde güven olmadığı zaman, kişi eve geldiği zaman rahat uyuyamıyor'

Nevzat Tarhan, toplumda güven zayıflayınca komplo teorilerinin de daha çok yaygınlaştığına dikkati çekerek, ikili ilişkilerde, aile içi ilişkilerde güven olmadığı zaman, kişinin eve geldiği zaman rahat uyuyamadığını ve devamlı kaygı yaşadığını kaydetti.

İkili ilişkilerde paranoyak olan kimseyle paranoyak olmayan kimsenin hayatının incelendiğini ve paranoyak olan kimseyle olmayan kimsenin aldatılma oranları eşit bulunduğunu vurgulayan Tarhan, paranoyak olmanın insana bir faydasının olmadığını aktardı.

- 'Güven duygusu en büyük sermaye'

Prof. Dr. Tarhan, yakın ilişkilerdeki hüsnü zanda bulunmanın esas olduğunu belirterek, güven duygusunun en büyük sermaye olduğunu, birçok iş yerinde, büyük şirketlerde büyük iş adamlarının 'Para kaybederim ama güven kaybetmem' dediklerini, çünkü güven varsa sürdürülebilirliğin var olduğunun altını çizdi.

Kişilerin çalıştığı kuruma bağlılığında birinci sırada kurumu sevmesi, ikinci sırada kurumda geleceğini güvende hissetmesi, üçüncü sırada ise aldığı ücretin geldiğini anlatan Tarhan, kişinin kendisine bir haksızlık yapılamayacağından emin olmasının önemine işaret etti.

Tarhan, 'Mesela bir gece pat diye gerekçesi olmadan alınıp götürülmeyeceğinden emin olmak, karakola düştüğünde haksız, kural dışı bir uygulama yapılamayacağından emin olmak, mahkemeye gittiği zaman kural dışı bir şey olmayacağından emin olmak. Bunlar varsa o toplumda hukuk vardır denir. Hukukun temelinde güven var. Yoksa bunlar, insanlar devamlı korkuyla yaşarlar. Korku kültürlerinde güven zayıf oluyor.' değerlendirmelerinde bulundu.

- 'Bazen doğulu, bazen de batılı oluyoruz'

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplum olarak bazen doğulu, bazen de batılı olunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

'Ne kuş ne deve, Türkiye'de böyle bir durumdayız. Biraz tuhaf bir benzetme oldu ama maalesef öyleyiz. Yani bakıyoruz, biz batının bilimini, tekniğini, medeniyetini taklit etmemiz gerekirken yaşam biçimlerini ve birçok hastalıklı değerlerini taklit ediyoruz. Yani 1950'ye kadar Türkiye’de Türk sanat müziği, halk müziği yasak. Bu savunulacak bir şey değil ki kendi kültürünü, kimliğini reddetmek gibi bir şey. Böyle olunca radyolardan doğu müzikleri dinlemek yasak olduğu için insanlar Arap radyolarını dinliyorlar, arabesk kültürü Osmanlı'da olmadığı kadar Türkiye’de yaygınlaşmış. Arabesk kültürünü eleştirdiğimden söylemiyorum, yanlış olduğunu söylediğimden.'

Nevzat Tarhan, aşırılıkların karşıtını beslediğine de vurgu yaparak, Türkiye'nin demokratikleşme yolunu seçtiğini ve güven duygusu, demokratikleşme olunca insanların iyi, kötü kendilerini ifade edebildiğine dikkati çekti.

Kaynak: AA