Tarihi çocuklara ezberletmek yerine masal, hikâye ve dramayla kalıcı hâle getiren Tuğçe Teçe, öğrenme yolculuklarıyla kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarıyor. Teçe, "Amacım öğrenmeyi kolaylaştırmak, içine birazcık oyunlar, hikâyeler serpiştirerek kalıcılığı artırmak." dedi.
Kültürel mirası masallar aracılığıyla yaşatmayı amaçladığını belirten Teçe, çocuklarda merak ve farkındalık uyandırmayı hedeflediğini ifade etti. Teçe, "Ben tarih öğretmeniyim. Drama ve tiyatro alanlarında da çalışıyorum; tiyatro emekçisiyim ve yaratıcı drama eğitmeniyim. Çok uzun yıllardır Ankara Kalesi'nde, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde öğrenme yolculukları gerçekleştiriyorum. Masal hikâye anlatı sanatçısıyım aynı zamanda. Benim amacım iz bırakmak ve iz toplamak. Masallarla, hikâyelerle alanım olan tarihle harmanlayarak o yolculuğu gerçekleştirmek, yoluma katılanlarda bir farkındalık uyandırmaya çalışıyorum." diye konuştu.
TARİHİ EZBERLETMEK YERİNE YAŞATIYOR
Tuğçe Teçe, Ankara Kalesi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sürdürdüğü öğrenme yolculuklarının lise yıllarında verilen bir ödevle başladığını belirterek, üniversite yıllarında yaptığı araştırmaların bu ilgiyi tutkuya dönüştürdüğünü belirtti. Tarihi dört duvar arasında değil, tarihi mekânlarda anlatma fikrinin de bu süreçte şekillendiğini ifade eden Teçe, bugün yürüttüğü çalışmaların temelini o yıllarda attığını dile getirdi. Teçe, şunları söyledi: "Bir gün bize bir öğretmenimiz ödev verdi. Dedi ki herkes Ankara Kalesi'ne gitsin, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde bir araştırma yapsın. Ben Kibele'yi anlatmıştım o zaman. Aradan epey zaman geçti. Ben üniversiteyi kazandım, Tarih Bölümü'nü. Bu sefer hocamız bizi müzeye götürdü ve ben çok etkilendim. 'Ben de öğrencilerimi dört duvar arasında değil de, tarihi bir mekânda ya da bir müzede eğitim vermeliyim, tarih en güzel mekânda edinilir.' diye düşündüm. Sonra Ankara'nın Eski Çağ tarihini araştırmaya başladım. Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde çok derin soluklu araştırmalar yaptım. Bitirme tezim olarak Eski Çağda Anadolu'da Kadın çalıştım. Böyle olunca hem Ankara'ya hem Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne karşı daha da büyük bir tutku oluştu. Bunu bir öğrenme yolculuğuna dönüştürdüm. Mesleğe ilk başladığımda öğrencilerime tarihi bir alanda, Anadolu Medeniyetleri Müzesi başta olmak üzere çeşitli müzelerde eğitimler gerçekleştireceğim dedim. Tarihi, kültürü ve sanatı dramayla birleştirerek yolculuklar gerçekleştirdim. Amacım öğrenmeyi kolaylaştırmak, içine birazcık oyunlar, hikâyeler serpiştirerek kalıcılığı arttırmak."
HER YAŞ GRUBUNA FARKLI BİR ANLATI
Tuğçe Teçe, öğrenme yolculuklarını her yaş grubunun gelişim özelliklerine göre şekillendirdiğini belirterek, masalların çocukların öğrenme sürecinde kalıcı bir araç olduğunu söyledi.
Teçe, "Ben 2 yaşından yetişkinlere kadar anlatıyorum. Ama 2 yaşına anlattığım masalla 6 yaşa ya da ilkokul ve ergenlik çağındaki çocuğa anlattığım masal tabii ki farklı oluyor. Küçük yaş grubunda biraz daha kuklalarla, oyunlaştırarak, anlatı tiyatrosuyla bağdaştırarak anlatıyorum. Ama en çok dikkat etmem gereken şey, her ne yaparsam yapayım o masalın bilge gücünden hiç kopmadan anlatmak. Didaktik olmaktan kaçınıyorum. Çocuklara ya da dinleyene bırakıyorum. O yüzden 'Gökten üç elma düştü.' derken aslında herkes oradan kendi payını alsın istiyorum. Derslerimde çocuklarda masal ve hikâye okumaya yönelik bir merak oluştu. Ben hiç 'Kitap okuyun.' demeden oldu bu. Son zamanlarda öğrencilerimden masal anlatıcılığına hazırladığım ve anlatmaya başlayanlar var. Ailelere de şunu söylemek isterim; masal çokça okumalılar ve ne anlatacaklarını iyi bilmeliler. Her masal her çocuğa anlatılmaz. Çocuğun yaşına ve gelişimine uygun masallar seçmek çok önemli." dedi.
BAVULUNDAKİ HİKÂYELERLE İZ BIRAKIYOR
Çocukların kendisini "bavulu olan masalcı" olarak hatırladığını ifade eden Teçe, öğrenme sürecinde sembollerin ve nesnelerin çocuklarda kalıcı izler bıraktığını dile getirdi.
Teçe, "Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne sık sık gider, çalışmalar yapar, içerik üretirim. Bir yıl önce yaptığımı bugün de yapıyorum ama üzerine yeni şeyler ekleyerek, değiştirerek ve öğrenmeye devam ederek yapıyorum. Sanırım beni biraz farklı kılan ya da bana kendimi iyi hissettiren şey de bu. Çocuklar bana 'Bavulu olan bir masalcı var.' diyorlar. Çünkü bavulumda hikâyeler, heybemde masallar var." şeklinde konuştu.
İnsanların yeniden birbirini dinlemeye, anlamaya ve anlatmaya ihtiyaç duyduğunu belirten Teçe, "Dinlemeye ihtiyacımız var. İnsanların birbirini dinlemeye, anlamaya ve anlatmaya çok ihtiyacı var. Günümüzde her şey telefonla, sosyal medyayla, kısa videolarla sınırlı. Sanat değerlidir. Sanat iyileştirir, fark ettirir. Masallar ve hikâyeler bizi birleştirir. Bunu okuyarak, müzeye giderek, bir tablonun önünde durup onu inceleyerek ve bunları başkalarına aktararak yapabiliriz. Bir yerde bir hikâyeyi anlatan insanlar oldukça aslında her şeye rağmen umut da var. Çünkü anlatan varsa dinleyen de vardır. İnsanlar paylaşıyordur. Paylaştıkça da üretiyordur. Üretmeden paylaşmak olmaz. Bu yüzden anlatıcılık sanatın dallarından biridir. Anlatmak bir sanattır, kendini dinletebilmek de öyle. Ben hep 'Anlatarak çoğalmak umuduyla. Yolda olmak, iz kalmak umuduyla.' derim." diyerek sözlerini noktaladı.