8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Çankaya Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KADUM) tarafından düzenlenen “Yaşlanmanın Cinsiyeti” başlıklı panel, üniversitenin Mavi Salonu’nda gerçekleştirildi. Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. H. Hakan Maraş’ın desteği ve Prof. Dr. Zeynep Karahan Uslu'nun açılış konuşmalarıyla başlayan etkinlik; moderatör Dr. Esra Elmas Ete, KADUM Direktörü Prof. Dr. Zeynep Karamanlıoğlu, Türkiye Alzheimer Derneği Genel Başkanı Dilek Şahinöz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Yasin Akar ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ayşe Canatan’ı bir araya getirdi. Panelde, yaşlanma sürecinin kadınlar açısından taşıdığı toplumsal, psikolojik, ekonomik ve sağlık boyutları disiplinlerarası bir bakış açısıyla ele alındı.
“SAAT 20’Lİ YAŞLARDA İŞLEMEYE BAŞLIYOR”
Panelde açılış konuşmasını yapan KADUM Direktörü Prof. Dr. Zeynep Karamanlıoğlu, yaşlanmanın bireysel ve toplumsal etkilerini çarpıcı bir dille aktardı. Karamanlıoğlu, şunları söyledi: "Kadın yaşlanması, üzerinde en az durulan ama en geniş yelpazeye sahip olan alandır. Aslında hücre yaşlanmamız 20’li yaşlarda başlıyor; yani saat başladı. Türkiye verilerine göre ortalama 78 yıl yaşayacağız. Sosyal medya üzerinden üzerimize boca edilen gençlik miti ve yaş ayrımcılığı, 21. yüzyıl fobisi olarak karşımıza çıkıyor. Yaşlanmaktan ve istenmemekten korkuyoruz.” Prof. Dr. Zeynep Karamanlıoğlu, Türkiye’de her 10 kişiden birinin yaşlı olduğunu, 2050’de bu oranın 4’te 1 olacağına işaret etti. Kadınların erkeklerden 5 yıl daha uzun yaşadığını belirterek “Kadınların eş kaybıyla birlikte evde bakım desteği ihtiyacı artıyor. Tek başına yaşayan yaşlı hanelerin 4’te 3’ü kadın. 'İnsan eti ağırdır'; özellikle ekonomik bağımsızlığınız yoksa yaşlılık bambaşka bir dünya olarak üzerimize geliyor." dedi.
“EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜ OLMAYANIN SÖZ HAKKI AZALIYOR”
Prof. Dr. Ayşe Canatan ise yaşlanmanın derin bir ekonomik adaletsizlik meselesi olduğunu vurgulayarak uzun ömürlülüğün toplumsal maliyetine dikkat çekti: "Yaşlı nüfusun büyük çoğunluğu kadın; ama bu kadınların çoğunun emeklilik maaşı yok. Çünkü hayatları boyunca ya kayıt dışı çalıştılar ya da 'bakım emeği' dediğimiz görünmez hane içi emeği üstlendiler. Çocuk baktılar, yaşlı baktılar ve günün sonunda ekonomik güçleri olmadan kaldılar. Bu durum onları çocuklarına ya da kısıtlı bir dul maaşına bağımlı kılıyor. Ekonomik özgürlüğü olmayan kadının yaşlılığında söz hakkı da azalıyor. Genç kadınların istihdamını konuşurken aslında onların gelecekteki yaşlılığını da inşa ediyoruz."
“GÜÇLÜ KADIN MİTİ ADİL DEĞİL”
Türkiye Alzheimer Derneği Genel Başkanı Dilek Şahinöz de konuşmasında hastalığın bakım yükünü üstlenen kadınların yaşadığı zorluklara değindi: "Alzheimer bir eve geldiğinde hafıza siliniyor. Bakım veren kişi bu yük nedeniyle iş hayatından çekilmek, kendi ailesini ihmal etmek zorunda kalıyor. Toplumda 'kadın güçlüdür' demek kolay; ama bir kadını buna mecbur bırakmak adil değil. Bakım veren kadınların psikolojik ve ekonomik yönden desteklenmesi gerekiyor. Gündüz Yaşam Evleri’ni 2011’den bu yana yaygınlaştırıyoruz, şu an sayıları 33'e ulaştı. Gençlere tavsiyem; öğrenmeye devam edin ve sosyal kalın. Bunlar gelecekteki zihinsel sağlığınız için en büyük yatırımlardır."
“YAŞLANMA BİR RİSK DEĞİL, HAK ALANIDIR”
Bakanlığın 2024-2030 vizyonunu paylaşan Genel Müdür Dr. Yasin Akar ise şu verileri paylaştı: "2023 itibarıyla 9 milyona yaklaşan yaşlı nüfusumuzun yüzde 55,4'ünü kadınlar oluşturuyor. Bakanlık olarak evde bakım yardımlarında en çok kadınların faydalandığını görüyoruz. 'Bakım veren tükenmişliği' gerçeğiyle karşı karşıyayız. 2024-2030 Ulusal Yaşlanma Vizyon Belgesi ile yaşlılarımızın sosyal hayattan kopmadan, onurlu bir şekilde yaşlanmalarını hedefliyoruz. Sadece fiziksel bakım değil, yaşlı kadınlarımızın dijital okuryazarlığını artırmak ve onları ekonomik döngüye dahil etmek temel ödevimizdir.”