Özel Haber

Gençler "Dijital Sırdaş" arıyor

Dijitalleşen dünyada ruh sağlığı arayışları da kabuk değiştiriyor. Uzman Psikolog Sibel Cesur Akyunak özellikle Z kuşağı arasında yaygınlaşan "yapay zekâ sırdaşlığını" değerlendirdi.

Gençler dertlerini neden bir yazılıma anlatmayı tercih ediyor? Bu bir terapi mi, yoksa geçici bir liman mı? Günümüzün dijital yerlileri olan Z kuşağı, duygusal darboğazlardan geçerken artık geleneksel yöntemlerin dışına çıkıyor.
Psikoloji dünyasında yeni bir dönem başlıyor: "Dijital Sırdaşlık" Uzmanlar, gençlerin duygusal destek arayışında rotayı terapist koltuğundan chatbot ekranlarına kırdığını gözlemliyor. Peki, bir yazılım gerçekten ruhumuza dokunabilir mi?
Günümüzde Z kuşağı, dertlerini en yakın arkadaşına ya da bir uzmana anlatmak yerine, telefon ekranındaki "soğuk ama her an ulaşılabilir" bir yapay zekâya açmayı tercih ediyor. Uzman psikologların son dönemdeki gözlemleri, dijitalleşen dünyada yalnızlık ve anlaşılma ihtiyacının yeni bir boyut kazandığını gösteriyor.
Uzman Psikolog Sibel Cesur Akyunak, danışanları arasında yaptığı gözlemlerde çarpıcı bir eğilimi paylaşıyor. Gençler, en mahrem dertlerini yakın arkadaşlarına ya da terapistlerine anlatmak yerine yapay zekâ chatbotlarına fısıldıyor.


"ASLA MEŞGUL OLMAYAN BİR SIRDAŞ"
Akyunak, bu kaymanın arkasındaki temel motivasyonu "erişilebilirlik" ve "yargılanmama" ihtiyacı olarak tanımlıyor. Yapay zekânın 24 saat boyunca orada olduğunu hatırlatan Akyunak, şu ifadeleri kullanıyor: "Telefon ekranındaki o soğuk ama hızlı yanıt veren, asla 'şimdi meşgulüm' demeyen bir chatbot, giderek daha fazla insanın 'güvenilir sırdaşı' haline geliyor. Gençler için anonimlik büyük bir lüks; kimse yüzünüzü görmüyor, ses tonunuzu duymuyor. 'Beni kimse tanımıyor' rahatlığı, en derin korkuların bile dile gelmesini kolaylaştırıyor."

İYİLEŞME Mİ, YOKSA DUYGUSAL PROVA MI?
Bu durumu tamamen olumsuz bir tablo olarak görmeyen Sibel Cesur Akyunak, yapay zekâ ile kurulan iletişimin bazı gençler için "ilk adım" niteliği taşıyabileceğine dikkat çekiyor: 'Kendi hislerini kelimelere dökme denemesi yapmak, kimsenin olmadığı bir anda hızlıca bir "muhatap" bulmuş olmak, sorunları tamamen bastırmak yerine, dijital de olsa bir dışavurum gerçekleştirmek...'


Peki yapay zekâ gerçekten bir terapistin yerini alabilir mi?" sorusuna Akyunak’ın cevabı çok net: Hayır.
Sibel Cesur Akyunak, gerçek bir iyileşmenin ancak "insan bağı" ile mümkün olduğunu savunuyor ve eksik kalan parçaları şöyle sıralıyor: "Jest ve mimikleri taklit edebilir ama bir insanın acısını ya da sevincini hissedemez. Deneyimli bir terapistin kurduğu bağlamı ve sezgisel derinliği bir algoritma kopyalayamaz. Duygularımızın ve verilerimizin dijital ortamdaki mahremiyeti hâlâ büyük bir soru işareti. O nedenle teknolojinin yardımcı olabileceğini ancak temel çözüm olmadığı vurgulanıyor. Gerçek iyileşmenin hâlâ insan temasında saklı olduğuna dikkat çekiyor: "Biz psikologlar, insani bağlantının değerini koruyarak bu yeni döneme uyum sağlamalıyız. İnsanın insana dokunuşu, göz teması ve sessizlikteki o derin anlayış... Bunlar hiçbir teknolojiyle kopyalanamaz."

HİÇ MEŞGUL OLMAYAN" BİR DİNLEYİCİ: CHATBOTLAR
Gençlerin neden insan teması yerine yapay zekâyı tercih ettiğinin arkasında ise birkaç neden yatıyor. Erişilebilirlik, yargılanmama özgürlüğü ve tam anonimlik. Yani, gece yarısı gelen bir kaygı atağında chatbot "şu an meşgulüm" demiyor. Kimse yüzünüzü görmüyor, ses tonunuzu duymuyor. Gençler, "rezil olma" korkusu olmadan en mahrem düşüncelerini kelimelere dökebiliyor. "Beni kimse tanımıyor" rahatlığı ise bireyin kendisiyle yüzleşmesini kolaylaştıran bir kalkan görevi görüyor.