Ekonomi

ASO'dan Cumhurbaşkanlığına bağlı "Sağlık Endüstrisi Başkanlığı" kurulması önerisi

Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, "Bu yapı, yeni bir bürokratik katman kurmak ya da herhangi bir bakanlığın yerine geçmek için değil, mevcut yapıyı kurumlar arası eşgüdüm içinde, ortak bir strateji etrafında buluşturmak için gereklidir" dedi.

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, sağlık alanında paydaşlar arasında eşgüdümü sağlamak amacıyla savunma sanayisine benzer Cumhurbaşkanlığına bağlı bir model oluşturulmasını önererek, "Sağlık Endüstrileri Başkanlığı, yeni bir bürokratik katman kurmak ya da herhangi bir bakanlığın yerine geçmek için değil, mevcut yapıyı kurumlar arası eşgüdüm içinde, ortak bir strateji etrafında buluşturmak için gereklidir." dedi.

Ardıç, bugün tıbbi ilaç, cihaz ve medikal sarf üreticisinin ruhsattan geri ödemeye, ham madde tedarikinden belgelendirmeye, AR-GE desteğinden kamu alımına kadar ortalama 12 ayrı kurumla muhatap olmak zorunda olduğunu söyledi.

Çoğu zaman bir ürün için bürokrasiyi aşmanın, o ürünü üretmekten daha zor hale gelebildiğini dile getiren Ardıç, "Ama asıl sorun bürokrasinin fazla olması değil, aynı amaca hizmet eden süreçlerin birbiriyle daha güçlü bir koordinasyon içinde ilerleyememesidir. Kurumlar arasında yeterli eşgüdüm sağlandığında teşvikler daha etkin yönlendirilebilir ve ülkemizde henüz üretimi bulunmayan stratejik ürünler etkin biçimde desteklenebilir." diye konuştu.

Sağlık alanında kurumların, teşvik mekanizmalarının ve yerlileştirme çabalarının bulunduğuna dikkati çeken Ardıç, şunları kaydetti: "Önemli olan, bütün bu unsurları ortak akılla aynı hedefe yöneltebilmektir. Önerdiğimiz Cumhurbaşkanlığına bağlı, Sağlık Endüstrileri Başkanlığı kurulması. Bu yapı yeni bir bürokratik katman kurmak ya da herhangi bir bakanlığın yerine geçmek için değil, mevcut yapıyı kurumlar arası eşgüdüm içinde, ortak bir strateji etrafında buluşturmak için gereklidir. Bu başkanlık, ilgili kurumlar arasında eşgüdümü sağlar, hangi ürünün ülkemiz için öncelikli olduğunu belirler ve sonuçları izler. Böylece teşvikler önceliklendirilerek kullanılır, kamu kaynağı en yüksek katma değeri üretecek alana yönelir. Kısacası bizim önerimiz bürokrasiyi büyütmek değil, bürokrasiyi ortak bir akla dönüştürmektir."

"SAĞLIKTAKİ ENGELLER DAĞINIK VE BİREYSEL ÇABAYLA AŞILAMAZ"

Konuyla ilgili olarak savunma sanayisinde elde edilen başarıyı örnek gösteren Ardıç, savunma sanayisinin asıl başarısının yeni ürünler geliştirmek değil, o ürünleri sürekli üretebilen bir model kurmak olduğunu anlattı.

Teknoloji üretmek ile teknoloji yönetmenin aynı şey olmadığını vurgulayan Ardıç, "Teknoloji üretmek bir mühendislik başarısıdır. Teknoloji yönetmek ise hangi teknolojinin geliştirileceğine karar vermek, kaynağı oraya yönlendirmek ve öğrenmeyi kurumsallaştırmaktır. Ülkemizin savunmadaki asıl başarısı bu ikinci alandadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde başlatılan yerli ve milli savunma sanayii hamlesinde bunun çarpıcı bir örneğini gördük." dedi.

Sağlığın, savunmadan daha zorlu bir alan olduğunu ifade eden Ardıç, "Çünkü ilaçta ve biyoteknolojide işin içinde küresel patentler, FDA ve EMA gibi otoritelerin uzun ve maliyetli onay süreçleri vardır. Bu engeller dağınık ve bireysel çabayla aşılamaz, firmaların tek başına yürüyemeyeceği bu yolda önlerini açacak yol gösterici kurumsal yapı kritik önemdedir." diye konuştu.

Doktor ve sağlık çalışanlarının ihtiyacı tanımlayan, ürünü kullanan ve klinik geri bildirimi üreten en değerli paydaşlar olacağını kaydeden Ardıç, savunma sanayinden sağlığa taşınması gereken en önemli değerin, yüksek teknolojiyi sürekli üretebilen kurumsal kapasite ve insan kaynağı olacağının altını çizdi.

"ÖNERİMİZ, MODELİN EN GÜÇLÜ OTURDUĞU HALKADAN BAŞLAMAKTIR"

Kovid-19 salgınının sağlığın bir milli güvenlik meselesi olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Ardıç, Türkiye'nin jenerik ilaç konusunda ciddi bir üretim gücü bulunduğunu ifade etti.

İlacın temel ham maddesi olan etken maddede, ileri teknolojili cihazlarda ve biyolojik ilaçta ise durumun farklı olduğunu belirten Ardıç, "Yani güçlü olduğumuz halka ile en kırılgan olduğumuz halka aynı zincirin içinde. Bu yalnızca ekonomik bir mesele değil, kriz anında sağlık sistemimizin ayakta kalması açısından stratejik risktir." değerlendirmesinde bulundu.

Bu nedenle önce hangi ürünlerin gerçekten kritik olduğunun bilimsel ölçütlerle belirlenmesi gerektiğine işaret eden Ardıç, "Arz güvenliği, cari açığa etkisi ve teknolojik öğrenme kapasitesi birlikte değerlendirilmelidir. Önerimiz, modelin en güçlü oturduğu halkadan başlamaktır. İlk aşamada tıbbi cihaz, medikal sarf ve kritik jenerik ilaçlarda, diyaliz sarfından temel etken maddelere kadar, hızlı ve kesin sonuç alınabilir." dedi.

Sonraki aşamada ise biyobenzer ilaçlar ve ileri biyoteknolojide derinleşilmesinin önemine dikkati çeken Ardıç, şöyle konuştu: "Bu en zor halkadır. Uzun AR-GE süresi, yüksek sermaye ihtiyacı ve karmaşık onay süreçleri nedeniyle garantili talepten çok belirsizliği göze alabilen sabırlı bir yatırım anlayışı gerektirir. Nitekim Güney Kore, biyobenzer ilaçta bugün dünyada söz sahibi olan sanayisini kamu ve özel sektörün yıllara yayılan ortak yatırımıyla kurdu. Yani bu yol yürünebilir bir yoldur."

"TEMENNİ DEĞİL, ULAŞILABİLİR HEDEFLER"

ASO olarak Medikal Sanayi Meslek Komitesi ve profesyonel ekiple Sağlık Endüstrileri Başkanlığının sektöre sağlayacağı katma değeri ortaya koyan bir rapor hazırlığı içinde bulunduklarını anlatan Ardıç, "Bu çalışmanın merkezinde bir kurum var ama asıl önerimiz bir kurumdan daha büyük. Çünkü elimizdeki en güçlü kaldıraç yeni bir teşvikten ziyade, kamunun zaten her yıl yaptığı devasa sağlık harcamasıdır. Bunu stratejik hedefler doğrultusunda yönlendirilmiş bir talebe dönüştürebilirsek, kamunun satın alma gücünü teknoloji geliştiren bir oyun kurucuya dönüştürmüş oluruz." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin tıbbi cihazdan biyoteknolojiye uzanan değer zincirinde teknoloji geliştiren, üreten ve ihraç eden ülke olmayı hedeflemesi gerektiğini dile getiren Ardıç, bu sürecin orta ve uzun vadede ithalatı azaltacağını ve ülkeyi dış ticaret fazlası veren bir yapıya taşıyacağını söyledi.

Söz konusu mimari doğru kurulduğunda, 5 yılda sağlıkta bütçe açığının yarıya inebileceğini, doğru eşgüdüm sürdürülürse 10 yıllık süreçte bu açığın büyük ölçüde kapanabileceğini, 20 yılda ise ilaç ve tıbbi cihazda net ihracatçı, küresel ölçekte rekabet eden bir ülke olunabileceğini öngördüklerini belirten Ardıç, "Bunlar temenni olmayıp doğru kurgu kurulduğunda ulaşılabilir hedeflerdir. Savunma sanayisinde kurduğumuz başarı modelini sağlık endüstrilerine taşıyabilirsek, önümüzdeki 20 yılın en büyük teknoloji hikayesi sağlık olacaktır." diye konuştu.

Ankara'nın sağlık endüstrilerinin doğal koordinasyon merkezi olduğuna dikkati çeken Ardıç, Ankara'yı yalnızca üretim yapan bir şehir olarak değil sağlık teknolojilerinin geliştirildiği, test edildiği, ticarileştirildiği ve dünyaya açıldığı bir inovasyon merkezi olarak gördüklerini dile getirdi.

Ardıç, savunma sanayisinin başkenti Ankara'nın sağlık teknolojilerinin de başkenti olacağını sözlerine ekledi.