Ankara Üniversitesi ATAUM, "Bir Entelektüel Nasıl Olunur?" başlıklı panele ev sahipliği yaptı. Prof. Dr. İlber Ortaylı anısına düzenlenen etkinliğin açılış konuşmalarını organizasyon sorumlusu Azmi Yıldız ve Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlhan Yalçın gerçekleştirdi. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Hakan Uzun’un üstlendiği panelde; Dr. Selim Erdoğan ve yazar Harun Kaban konuşmacı olarak yer aldı.
İLBER ORTAYLI ÖRNEĞİNDE İDEAL ENTELEKTÜEL
Etkinlikte, Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın çok yönlü kişiliği üzerinden bir entelektüelin sahip olması gereken nitelikler tartışıldı. Ortaylı’nın geniş tarih bilgisi, farklı dillerdeki yetkinliği ve disiplinli çalışma prensipleri, ideal entelektüel figürü olarak örnek gösterildi.
Moderatör Prof. Dr. Hakan Uzun, öğrencilerin "entelektüel" kavramına dair tanımlarını Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın kişiliğiyle birleştirerek şu ifadeleri kullandı: "Panelde entelektüel kavramını tartışırken sizlerin ne düşündüğünü merak ettik. Öğrencilerimizden 'bildiğini uygulamaya geçirmek', 'bilgiye aç olmak' ve 'bilmiyorum diyebilmek' gibi çok değerli cevaplar aldık. İlber Hoca'yı sorduğumuzda ise tarih ve kültür çalışmalarının sizlerde bıraktığı izleri gördük. İşte bu cevaplar, onun bizdeki etkisini ortaya koyuyor."
"ENTELEKTÜEL DEDİĞİN, ALDIĞI NEFESİN HAKKINI VEREN KİŞİDİR”
Panelin ikinci konuşmacısı Dr. Selim Erdoğan, Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın sadece bir tarihçi değil, hayatın her anından keyif alan gerçek bir "münevver" olduğunu vurguladı. Ortaylı’yı bir eşik ve ulaşılması gereken bir entelektüel modeli olarak tanımlayan Erdoğan, onun disiplinli yaşamının temelinde yatan merak tutkusuna dikkat çekerek şunları söyledi: "İlber Hoca’yı tanıdıktan sonra şekillenen entelektüel tanımım şudur: Aldığı nefesin hakkını verebilen, bunu insanca yaşayıp insanlık erdemlerini her zaman üst seviyede tutarak yapabilen kişi benim gözümde entelektüeldir. Benim gözümde entelektüel; kendi alanının dışına kafasını çevirip bakabilen, merakını gidermekten çekinmeyen kişidir.”
Dr. Selim Erdoğan, entelektüel olmanın en zorlu şartının "bildiklerini unutup sıfırdan öğrenebilme cesareti" olduğunu vurguladı. İlber Ortaylı'nın hastaneye yatmadan hemen önce bile Kahire’deki müzeyi gezmek için plan yapmasını bir "merak tatmini" olarak nitelendiren Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Gerçek bir entelektüel, cahili bir kilometreden tanır ve vaktini çalacak kişi veya ortamlardan uzak durur. Entelektüellik sadece katı bir disiplin değil, zamanı doğru yönetmektir. Bir entelektüel olmak istiyorsanız; önce namuslu ve ahlaklı olun, bildiklerinizi bir kenara bırakıp yeniden öğrenecek cesareti gösterin ve kendi alanınızın dışındaki konulara merak duymaktan asla çekinmeyin.”
Harun Kaban, konuşmasına entelektüel tanımının günümüzdeki dijital dönüşümünü sorgulayarak başladı. Yapay zekanın "entelektüel" sayılıp sayılamayacağı sorusu üzerinden, entelektüel duruşun artık "kariyer kaygısı gütmeden yorum yapabilme" gibi vasıfları da içinde barındıran bir kamusal alana evrildiğini belirtti. Kaban, modern entelektüelin temel özelliklerini ise şu sözlerle tanımladı:
"Temelde aslında bunların zemininde üç tane önemli başlık var. Birincisi, okuma biçimi; entelektüel pasif bir okuma yapmaz, okuduğunu mutlaka bir yerde dönüştürür ve kullanır. İkincisi, yazma disiplini; yazmadan entelektüel olmak çok mümkün değil. Üçüncüsü ise kamusal alanla ilişkisidir; fikirlerini beyan eden bir kanaat önderi olarak varlık gösterir. Ancak günümüzde entelektüellik, ne yazık ki bir 'performans'a dönüştü. Sosyal medyadaki görünürlük, takipçi sayısı ve kamusal figür olma çabası, entelektüel kimliğin önüne geçen bir handikaba dönüştü.”
"MAĞARADAN ÇIKIŞ YOLU HARİTASI”
Yazar Harun Kaban, modern entelektüelin karşılaştığı handikapları anlamak için Gramsci'nin "organik entelektüel" tanımından, Edward Said’in "Entelektüel" kitabına ve Julien Benda'nın "Aydınların İhaneti" eseriyle otorite karşısındaki duruşa uzanan bir yol haritası çizdi. Kaban, Cemil Meriç’in "Mağaradakiler" eseri ve Platon’un mağara metaforu üzerinden, Batı'yı taklit eden aydınların kendi toplumlarının gerçekliğinden kopuk yaşadığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: "Cemil Meriç, mağara metaforuyla gölgelere hapsolmuş aydınların dramını anlatır; biz de gerçeklikle yüzleşmek için mağaranın dışına çıkıp kendi toplumumuzu görmeliyiz."
Panel, katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği soru-cevap bölümünün ardından konuşmacılara plaket takdimi ve gerçekleştirilen imza etkinliği ile sona erdi.