Yırtılan Tüfekçi Bekir'in Yakası

İran'ın akıbeti belirsizliğini korurken bu korkunç durumdan doğrudan etkilenen ülkelerin başında elbette Türkiye geliyor. Ekonomimiz doğrudan komşumuz olan bu savaştan oldukça olumsuz etkileniyor, şimdiden enflasyondaki etkilerini ne yazık ki görebiliyoruz. Türkiye ile İran'ın ticaret hacmi 6 milyar dolar civarında. En çok enerji ve hammadde satın alırken sanayi ürünü sattığımız bir ülke, üstelik komşumuz olup da savaşta olmayan nadir ülkelerden birisiydi...

Doğal gaz ve petrol fiyatları savaşın ilk gününden beri (hatta ne yazık ki can kayıplarından bile daha çok) konuşulan konuların başında geliyordu. Bu durumun üretim ve ulaşım maliyetine etkisini biz zaten yıllardır biliyoruz, enflasyonun belimizi nasıl büktüğünü bu ülkenin vatandaşlarından daha çok kim bilebilir ki? Güvenlik ve askeri risklere girmiyorum bile, savaşın uzaması durumunda NATO üyesi bir ülke ve İran'la kara sınırı paylaştığımız göz önünde bulundurulursa başta da belirttiğim gibi yırtılan Tüfekçi Bekir'in yakası olacak gibi gözüküyor, dilerim böyle olmaz...

İran’ın dış ticaret yapısına bakıldığında, ülkenin ekonomik yöneliminin büyük ölçüde siyasi koşullar ve uluslararası yaptırımlar tarafından şekillendirildiği açıkça görülmektedir. Bu çerçevede İran’ın en büyük ticari partnerleri sırasıyla Çin, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye olarak öne çıkmaktadır. Bu dört ülke, yalnızca ticaret hacmi açısından değil, aynı zamanda İran ekonomisinin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir rol oynamaktadır. Listenin başında yer alan Çin, İran’ın açık ara en büyük ticaret ortağıdır ve özellikle enerji alanında belirleyici bir konumdadır. İran petrolünün büyük bir kısmı Çin’e ihraç edilmekte, bu durum Tahran yönetimi için hayati bir gelir kapısı oluşturmaktadır. Batı yaptırımları nedeniyle küresel piyasalara erişimi kısıtlanan İran için Çin, adeta ekonomik bir can damarı işlevi görmektedir. İkinci sırada yer alan Irak ise İran’ın özellikle ihracat açısından en önemli pazarlarından biridir. İran, Irak’a elektrik, doğalgaz, gıda ve çeşitli sanayi ürünleri ihraç ederek hem ekonomik kazanç sağlamakta hem de bölgesel nüfuzunu artırmaktadır. Irak ile olan bu yoğun ticari ilişki, aynı zamanda iki ülke arasındaki siyasi ve kültürel bağların da bir yansımasıdır.

Üçüncü sıradaki Birleşik Arap Emirlikleri ise İran açısından yalnızca bir ticaret partneri değil, aynı zamanda uluslararası ticaretin dolaylı yollarla sürdürüldüğü bir merkez konumundadır. Özellikle Dubai üzerinden yürütülen ticari faaliyetler, İran’ın yaptırımları aşma stratejisinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu nedenle BAE, İran ekonomisi için görünenden çok daha kritik bir rol üstlenmektedir. Listenin dördüncü sırasında bulunan Türkiye ise hem coğrafi yakınlık hem de ekonomik çeşitlilik açısından İran için önemli bir ortaktır. Türkiye ile İran arasındaki ticaret, enerji ve sanayi ürünleri ekseninde şekillenmekte; İran Türkiye’ye doğalgaz ve ham madde sağlarken, Türkiye İran’a daha çok sanayi ürünleri ihraç etmektedir. Bu karşılıklı bağımlılık, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin sürekliliğini sağlamaktadır. Genel tabloya bakıldığında, İran’ın ticaret ağının büyük ölçüde Asya ve bölge ülkelerine kaydığı görülmektedir. Bu durum, Batı ile yaşanan siyasi gerilimlerin ve yaptırımların doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. İran, küresel sistemde maruz kaldığı ekonomik baskıları dengelemek için Çin gibi büyük güçlere ve Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi bölgesel aktörlere yönelerek alternatif bir ticaret ağı oluşturmuştur. Bu yapı, kısa vadede İran ekonomisinin ayakta kalmasını sağlasa da uzun vadede ülkenin belirli ülkelere olan bağımlılığını artırmakta ve ekonomik esnekliğini sınırlamaktadır. Dolayısıyla İran’ın ticaret partnerleri listesi, yalnızca ekonomik bir veri değil, aynı zamanda ülkenin dış politika yöneliminin ve stratejik tercihlerinin de somut bir göstergesi olarak okunmalıdır.