Yaz saati uygulamasında Türkiye ciddi tasarruf etti mi? -2

Kalıcı yaz saatinin Türkiye’nin enerji faturasını düşürüp düşürmediğini sorgulamaya devam ediyoruz. Bu bölümde uygulamanın etkilerinin çalışma hayatı ve günlük yaşam ile eğitim ve toplum psikolojisi yönüyle irdeleyelim…

Sonunda da çözüm önerimizi verelim…

Kalıcı yaz saatinin en büyük sıkıntısı, coğrafi olarak büyük bir ülke olmadığımızdan, enlem-boylam genişliğinin fazla oluşu bizi tek saat dilimi uygulamaya zorluyor. Nitekim AB ülkelerinin çoğu da hala bu enlem-boylam genişliğinden dolayı yaz/kış saatini dönüşümlü uyguluyor. Kalıcı yaz saatine temkinli yaklaşıyor. 760 bin kilometrekare ülkemiz ile 9 milyon kilometrekare ABD karşılaştırıldığında aradaki fark dahi iyi görülüyor. ABD’de kalıcı yaz saati denemeleri geçmişte yapıldı. Ancak sağlık ve güvenlik gerekçeleriyle geri adım atıldı.

Enlem-boylam genişliğimizin oluşundan kalıcı yaz saati doğu–batı arasında gün ışığı açısından ciddi dengesizlik yaratıyor. Özellikle Doğu illerinde öğrenciler ve çalışanların gün doğmadan yola çıkışı, sabahların karanlık olmasının ruhsal durumu olumsuz etkilediği biliniyor. Uzmanlar yaz saatinin kış döneminde uyku ve biyolojik ritim bozukluğu yarattığını, melatonin baskılanmasını geciktirdiği ve uyku kalitesinin bozulmasından dolayı dikkat üzerinde olumsuz etki yaptığına vurgu yapıyor.

Özellikle iş güvenliği ve trafik yönüyle baktığımızda sabah erken saatlerde karanlık ve yorgunluğun kazalar açısından risk yarattığı özellikle de servis ve okul saatleri açısından sorun oluşturduğu biliniyor.

Eğitim ve sosyal etki cephesinden de baktığımızda, öğrencilerin sabah karanlığında okula gitmeleri, konsantrasyon düşüşüne yol açtığı gibi devamsızlığı artırdığı, veliler açısından ek yük yarattığı reddedilemez bir gerçek.

Peki kalıcı kış saati olsaydı ne olurdu? Yani saatler UTC+2’de sabitlenseydi…

Bunun artılarına bakarsak; sabahlar aydınlık olur, öğrenciler ve çalışanlar gün ışığında işe başlar. Uyku–biyolojik ritim daha sağlıklı olur. Özellikle sabah servis ve okul saatlerinde trafik ve iş kazaları azalır. Anketlerde halkın çoğu yazın yaz, kışın kış saatini tercih ettiğini dile getiriyor. Dolayısıyla toplamsal memnuniyet artacak. Eksilerine bakıldığında; akşam puantı sertleşir. 17.00–21.00 arası elektrik talebi yükselir. Şebeke maliyeti artar. Daha pahalı üretim kaynakları devreye girer.

Doğu–batı için bölgesel saat uygulaması mümkün mü? Yani çift saat dilimi…

Uzmanlara sorduğumuzda “teknik olarak mümkün” diyorlar. Türkiye’nin doğu ile batısı arasında 76 dakikaya yakın güneş farkı var. Tek saat için ciddi bir fark olarak niteliyorlar. Batı (Edirne–İstanbul): UTC+2, Doğu (Erzurum–Van): UTC+3 olabilir deniliyor.

Bölgesel saat uygulamasının artısına gelince; doğu illerinde sabahlar aydınlık olur. Batıda “çok erken aydınlanma” sorunu yaşanmaz. Enerji tüketimi bölgesel olarak daha dengeli olur.

Peki bölgesel saat faydalı olacaksa neden uygulanmıyor?

Ulaşım ve lojistik karmaşası oluşacağı endişesi var. Uçak, tren, otobüs saatleri ve eğitim saatleri, kamu düzeni, siyasi ve idari uygulamalarda sarkmalar diye sıralanıyor. Dolayısıyla en adil çözüm ama, en zor uygulama olacağını belirtelim.

Çift saat uygulamasında okul ve mesai saatleri değiştirilse sorun çözülür!

Okulların kış aylarında açılışı 08.30–09.00, yaz aylarında ise 08.00 olursa sabah karanlığı sorunu büyük ölçüde çözülüyor. Öğrenci başarısı ve dikkatinin artacağında bilimsel olarak güçlü kanıtlarla ortaya konulduğu biliniyor. Sabah saatlerinde puant yükü azalacaktır. Enerjide talep zirvesi ise yayılacaktır.

O zaman net olarak şunu söyleyelim!

Türkiye’nin asıl sorunu saat değil, tek tip zaman kullanımı. Dolayısıyla saat yönüyle kalıcı kış saati olmalı. Mesailer ise esnek olmalı. Bu durum, enerji kaybını sınırlandıracaktır. Sağlık ve eğitimi ciddi biçimde iyileştirecektir. Toplumsal tepki azalacaktır.

Türkiye kalıcı yaz saatiyle ciddi tasarruf etti mi? Diye yeniden sorduğumuzda; bütçe ve şebeke açısından bakarsak, 9 yılda 27 milyar TL bir tasarruf var. Toplam enerji tüketimi açısından bakıldığında, yüzde 1 gibi çok küçük bir etki yarattığı görülüyor. Günlük yaşam ve sağlık açısından ise hakikaten toplumsal psikolojiyi etkilediği biliniyor.

Dolayısıyla yaz saati ile aslında ekonomik kazancın, sosyal ve sağlık maliyetlerine göre önceliklendirilmiş olduğu bir politika tercihi olduğunu söyleyelim.