Epstein adası sapıklarının, bütün dünyayı kendisine köleleştirmek isteyen Siyonist İsrail rejimi ile birlikte İran’a yönelen ve hiçbir meşruiyeti bulunmayan saldırısı, bu saldırılara karşı İran’ın gösterdiği direnç, mezhepçilik illetinden kurtulamayan kimi kesimlerde bir acayip korkuyu ortaya çıkardı. O korkunun adı “Ya İran kazanırsa” korkusu. ,
İsrail, dini saplantılarından hareketle arz-ı mevud yani Tanrı tarafından kendilerine vaat edildiğini düşündükleri Nil’den Fırat’a kadar olan bölgede “Büyük İsrail” projesini gerçekleştirmek üzere Afrika ve Ortadoğu bölgesini alt üst ederken, bütün bir Arap/Sünni dünyası ABD ve İsrail yanında hizalanıyor; direnen İran’dan rahatsız oluyor.
ABD ve İsrail’in Irak’tan başlayan giderek geniş bir coğrafyaya yayılan dizayn politikaları yüzünden milyonlarca insanın ölmesini dert edinmeyenler, egemenlik hakları ihlal edilen, uluslar arası sözleşmelere de aykırılıklar içeren saldırganlık karşısında meşru müdafaa hakkının kullanan, boyun eğmeyen İran’ın başarısından tehdit ve tehlike üretiyor.
Uluslararası hukuk kriterlerine göre soykırımcılığı tescillenmiş İsrail’i, gittiği her yeri kan, gözyaşı ve vahşete boğan ABD’yi sorgulamıyor; “İran kazanırsa Şiilik de itibar kazanır” gibi mezhepçi argümanlarla İsrail-ABD’nin yanında saf tutuyor.
Ebubekir Sifil diye bir sefil var. Sosyal medya paylaşımı bu bakımdan ibretlik bir örnek oluşturuyor:
“Şuraya bir soru bırakacağım ve savaş bitene kadar Şia konusunu bir daha açmayacağım: İslam Dünyası’yla münasebetinin “kendi alanını genişletmek”ten ibaret olduğunu artık sağır sultanın bile çok iyi bildiği İran, bu karanlık savaş bittikten sonra mezhep ihracı propagandasını daha üst seviyeye taşıyacak ve “İslam Dünyası’nda Amerika ve İsrail’e direnen ve şöyle şöyle zararlar veren tek ülke” söylemi üzerine kurgulayacak. Orta Doğu’dan Avrupa’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya bu söylemin yıkıcı etkisi hiç şüphe yok ivmelenecek. Ülkemizi ve insanımızı bu etkiden koruma noktasında tedbirimiz nedir?”.
Bir grup insan da var ki; saldırıya karşı duranları “İrancı” olmakla itham ediyor. Bir telaş, bir korku var anlıyor ve görüyoruz. Çünkü, İran’a yönelik saldırı, akıl izan, vicdan sahibi olan, bu barbarlığın Türkiye’ye de uzanacağını gören, İsrail ve ABD çevrelerinde neredeyse pazar tezgahlarına düşen haritaları değerlendiren ve bunun risklerini gözeten her kesimden insanı bir araya getirdi. İsrail’in nihai amacının bölgede bir Sünni-şii, Arap-Kürt, Kürt-Türk çatışması olduğunu bilmemek gaflet ve dalalet değilse aptallıktır. Nitekim şu anda bu şeytan ittifakı, İran’la diğer İslam ülkelerini savaştırma üzerine kurulu senaryosunu uygulamaya çalışıyor.
Dün, Dr. Naim Babüroğlu ilginç bir istihbarat notuna referans yaptı. 24 Temmuz 2012 tarihli. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın gönderdiği e-postada İsrail istihbaratının Suriye iç savaşına ilişkin değerlendirmesi yer alıyor.
“Eğer Esad rejimi devrilirse, İran Ortadoğu’daki yegâne müttefikini kaybedecek ve tecrit olacak. Aynı zamanda, bölgede İran’ı da içine alacak şekilde Şiilerle Sünni çoğunluk arasında mezhep savaşını körükleyecek...” edyCohen ise 19 Mart 2026 tarihli X paylaşımında şunu diyor:
"Bu manzaralar ne kadar güzel. Katar'daki tesisler yanıyor. Bu anı çok uzun zamandır bekliyorduk. Ve ironik olan şu ki, Müslümanlar birbirlerini yakıyor ve öldürüyor. Bu Sünni-Şii çatışması. Bunun bizimle ne ilgisi var"
Şu iki mesaj bile ne yapılmak istendiğini ayan beyan ortaya döküyor. Onun içindir ki; sağcısı, solcusu, Alevi’si Sünni’si, dindarı, seküleri molla rejiminden yana olduğu için değil, artık kontrolden tamamen çıkmış, gözü dönmüş, her türlü çılgınlığı yapmaya hazır, fitne kaynağı bir gücün frenlenmesi gerektiğini düşündüğü için İran’a destek sunuyor. Sadece Türkiye’de değil, batı dünyasında da halklar artık İsrail ve ABD saldırganlığına karşı açıkça tepkilerini gösteriyorlar.
Peki Sünni dünya ne yapıyor? İslam ülkeleri, kendi halklarını da utandıracak şekilde İsrail-ABD ittifakının dümen suyuna girmiş, teslimiyetçi, sinik, boyun eğen bir tavır içinde bulunuyor. İsrail’in tezgahladığı oyunu düşünmüyor, İran kazanırsa Şiilik güçlenir propagandasıyla mezhepçi hassasiyetleri kışkırtıyor.
İnsanlar, İsrail’in, ABD’nin saldırganlığı karşısında büyük bedeller ödeyen, yalnız kalma pahasına direnen İran’ı cesaretinden dolayı destekliyor. Dünyanın her yerini sömüren, etnik ve dini farklılıkları kışkırtarak kendi düzenini kuran bir barbarlığa İran, “dur orada” dediği için alkış tutuyor.
Ebubekir Sifil’e şunu demek lazım herhalde. O zaman Sünni yöneticiler, İsrail’e/ABD’ye karşı dirensin, Sünnilik kazansın.