Umudu Yeniden Hatırlamak

Çivisi çıkmış dünyada, şirazesi kaymış bir ülkede yaşıyor olmanın, büyük bir sosyo ekonomik değişim ve dönüşümün içinde bulunmanın dayanılmaz ağırlığı altındayız artık. Çarpık sistem, küçük bir zümre dışında herkesi eziyor. Milyonlarca insan adaletsizlik girdabında, sefaletin içinde yüzerek, açlıkla yoksullukla boğuşarak günü kurtarmanın derdine düşmüş durumda.

Türkiye, yıllardır ekonomik sorunlarla boğuşuyordu ama AKP’nin iktidara gelmesinden sonra bu sorunlar katbekat arttı. Gelir dağılımı daha öncesinde hiç rastlanmadığı kadar bozuldu. Servet ve gelir eşitsizliği derinleşti. Hayat kalitesi, standartlar düştü ve bu gidişle daha da bozulacak gibi görünüyor. Orta sınıf, tam anlamıyla ekonomik ve psikolojik bir yıkım yaşıyor. Ülkenin yeni yoksulları da bu orta sınıftan oluşuyor zaten.

Sofrada ekmeğimiz küçüldü; mahkemede adaletimiz…
Aileler küçüldü, ödenemeyen kiralar, satın alınamayan konutlar nedeniyle oturduğumuz evler küçüldü; yetmedi bir odada birden fazla insan bir arada yaşama yoluna gitti.
Beklentilerimiz azaldı.

Artık ne ev araba hayalleri kurabiliyoruz ne tatile gidebilmeyi akla getirebiliyoruz… O kadar yüksek bütçeli hayalleri bir kenara bırakalım, üç beş eş dostla bir restoranda gelecek hesabın korkusunu yaşamadan sohbet edilecek bir keyif masası bile kuramıyoruz. Sinemayı, tiyatroyu unutmuş olmanın kahrı ile yaşıyoruz.

Ülkenin emeklisi cebinde çay parası olmadığı için parklarda vakit geçiriyor, yaşlısı ucuz izbe otellerde yaşama savaşı veriyor, öğrencisi bulmuşsa fırsatını kaçıyor, genci işsiz, emeklisi sefil, çalışanı yoksulluk sınırında, çiftçisi nefessiz kalmış, sanatçısı söz söyleyemez olmuş, karikatüristi çizgi çizemez, gazetecisi haber yazamaz hale gelmiş.

Mustafa Keser bile sahnede bir fıkrayı anlatamaz olmuş dostlar!

Sokaklara çeteler hakim; bürokrasiye nepotizm…
Dağlar, ormanlar, sular, zeytinlikler tüm zenginlikleriyle şirketlere geçmiş; zehirli atıklar, kirli toprak, içilemeyen su ise hayat damarları kesilen milyonlarca insanın payına düşen olmuş…

Sadece Türkiye değil dünya da fokur fokur kaynıyor elbette. Her yerde bir huzursuzluk, kaynama hali, iç savaşlar, katliamlar, adeta bir salgına dönüşmüş şirket iflasları, yüzbinlerce çalışanın bir anda kendini sokakta bulması… Bankalar batıyor birer birer… Düşük ücret, insani olmayan çalışma koşulları, tam tekmil sömürü her yerde…

Gazze’de kırım, İran’da, Ukrayna’da savaş var. Küba tedirgin bekleyişte, Avrupa kendine gelecek arayışında…

Yapay zeka şirketlerinin, milyarlarca çoğunluk için ancak distopya sözcüğü ile ifade edilebilecek düzeyde berbat, cehennemden farksız tekno faşizmin hakim olduğu dünya tasavvurlarını öğreniyoruz yeni yeni...

Kötülük sıradanlaşıp, hukuksuzluk, cezasızlık kanıksanırken, liyakatsizlik, nepotizm geçerli siyasete dönüşmüşken en çok eksiklik duyduğumuz şey umut.

Aslında dünyayı değiştirebilme gücü hayal etmek ve umudu var etmekle mümkün. Ama alıştığımız bildiğimiz bütün düşünce kalıpları değişirken, politik aktörler güven veremezken, kitlelerin beyni uyuşmuş iken umutlanmak da zor.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da çalıştıkları maden şirketinden alacaklarını tahsil etmek için günlerce protesto eylemleri yapan, direnen, polis şiddetine, gözaltılara maruz kalan maden işçileri istediklerini aldıklarında bize çoktan unuttuğumuz umudu hatırlattılar.

Maden işçilerinin bu zaferi, birikmiş paralarını almanın ötesinde artık köşesinde inzivaya çekilmiş, bezgin, bitkin bizler için ayrıca değerliydi.

Yeniden umudu hatırlamak…
Günlerdir aklımda hep bu cümle var.
“Yeniden umudu hatırlamak”…