Tunceli’deki suç bürokrasisi

Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi Gülistan Doku’nun Tunceli’de 2020 yılında kaybolmasının ardından ailesinin aylarca yıllarca sürdürdüğü adalet arayışında şimdilik bir umut perdesi aralandı. İlk günden itibaren “kayıp” ve “intihar” şeklinde ele alınan olay, cinayete evrildi ve son birkaç günde peşpeşe gözaltı ve tutuklamalar gerçekleşti.

Öncelikle dosyadaki bu ilerlemenin, iktidar içi klik savaşlarıyla ne kadar ilgisi var bu bilinmiyor. Tunceli Başsavcısı olarak atanan Ebru Cansu’nun, organize biçimde karartılmış bir cinayetin açığa çıkartılması konusundaki iyi niyet ve kararlılığından ne kadar emin olabileceğimiz ilerleyen süreçte anlaşılacak. Başta uzun bir zamandır yılmadan usanmadan mücadele vererek dosyanın intihar ya da kayıp olarak kapatılmasını zorlaştıran Doku ailesi ve toplum adalete öyle susamış vaziyette ki, küçük bir gelişme bile bir başsavcının kahraman ilan edilmesine yetiyor.
Gülistan Doku cinayetinde verilen gözaltı ve tutuklamalar, bize adalet, güvenlik mekanizmaları çökmüş bir Türkiye fotoğrafını işaret ediyor. Ortaya çıkan bilgiler dehşet verici ve bizzat devletin içinde devlet görevlilerinden oluşan bir suç ağının nasıl dal budak saldığını ve gerektiğinde gözünü nasıl karartabildiğini, suçluların mahkemelerden kaçırıldığını gösteriliyor. Eksik bırakılan incelemeler, alınmayan ifadeler, yanlış yönlendirmeler, silinen kayıtlar, bize suç bürokrasisinin bütün unsurlarını sunuyor.
İyi Partili Turhan Çömez’in aktardığı bilgilere göre, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor. Uyuşturucu kullanan oğlu, Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor ve daha sonra genç kızı Uzi marka silahla öldürüyor. Valinin koruması katile yardımcı olarak Gülistan Doku’nun cesedini gömüyor. Sonra cinayetin izlerini silmek üzere harekete geçiliyor ve devletin tüm imkanları ve görevlileri seferber ediliyor. Şöyle diyor Çömez:
“Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor. Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor. Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor. Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor. Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor. Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor. Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.”
Her yurttaşın hak ve hukukunu korumakla yükümlü olan bir vali, nüfuzunu kullanarak devletin görevlilerini suç ortağı haline getiriyor. Koruma görevlisi, hastane başhekimi, bilişimci polis vs de görevlerini, sorumluluklarını yerine getirmeyerek, itiraz etmeyerek suç ağının parçası oluyor. Çünkü, hep birlikte işledikleri suçun cezasız kalacağını, kendilerine dokunulamayacağını düşünüyorlar. Valinin SİM kart verilerinin silinmesi karşılığında ilgili polise yaptığı ödemeyi devletin bütçesinden karşıladığı iddiası ise bürokratik kadrolardaki aç gözlülüğün, kamu malı kullanımındaki istismarın boyutunun, seviye düşüklüğünün, ucuzluğun açık işareti.


Altı yıldır çözülemeyen bir cinayet dosyasında son birkaç günde kaydedilen ilerleme şaşırtıcı. Aynı hızı, şimdi Rabia Naz, Rojin Kabaiş, Nadira Kadirova, Yeldana Kharman gibi daha pek çok üzeri kapatılmış dosyada da görmek istiyoruz.