Doğal afetlerde, ekonomik krizlerde, kişisel trajedilerde zor durumda olanlara yardım etmek bizim dini ve kültürel yaşantımızda yüceltilen bir davranıştır. Dayanışma değerlidir, vicdan, merhamet gibi duygularla veya sevap kazanılacağı düşüncesiyle ihtiyaç sahiplerine uzatılan her el, bir müşkülü giderdiğinden yaşatıcılığı da vardır. Ama bu duygunun çoğu kez istismar edildiğini de biliriz, duyarız.
Geriye dönüp baktığımızda hafızamızda birden bire pek çok istismar vakası canlanır. Mesela 1990’lı yıllardan Selçuk Parsadan aklıma gelir. Vatan, millet edebiyatıyla dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i bile dolandırıp örtülü ödenekten para aldığı iddiaları gündeme gelmişti.
Din istismarcılığı yaparak para toplayan, yatırım ortaklığı, kar ortaklığı adıyla piyasada muhafazakar kesimleri dolandıran İhlas Holding, YİMPAŞ, Kombassan gibi nice firmayı bugün hatırlayan dahi yok. Bir de Mercümek davamız vardı ki, yıllarca dillerden düşmedi. Sonra Deniz Feneri davası patlak verdi. Almanya’da toplanan 41 milyon Euro, yardım için toplanmıştı ama amaç dışı kullanım yani uluslar arası bir dolandırıcılık söz konusuydu. Birkaç hafta önce de İsmailağa cemaatinin emanetçisi olarak bilinen kuyumcu, yarım tonluk altınla kayıplara karıştı.
Son patlak veren skandal ise Ahbap Derneği… Özellikle 6 Şubat Kahramanmaraş depremi sırasında hayli popülerleşti ve seküler kesimin yardımlarını bağışladığı bir dernek oldu. Haluk Levent’in aktardığına göre, gelen bağışlar 4 milyar TL’yi buldu. Çünkü deprem sırasında Kızılay’ın çadırları sattığı ortaya çıkmış, yaşanan güven kaybı nedeniyle hükümete tepkili çevreler yardımlarını Ahbap derneğine yöneltmişti. Toplumsal kutuplaşma her alanda olduğu gibi bağışlara da yansımış, “AFAD’cılar, Ahbapçılar” ikilemi oluşmuştu.
Ünlü sanatçı Haluk Levent’in başkanlığını yaptığı derneğe yapılan operasyondan anlıyoruz ki, Türkiye’de çürümeyen, yozlaşmayan hiçbir yer yok. Haluk Levent’in verdiği ifadeler ve MASAK verileri, büyük bir kokuşmuşluğu haber veriyor bize. Zaten Levent de “Ahbap çeklerini ve senetlerini kimi yerlerde teminat olarak kullandığını, yüksek miktarda borçlandığını” belirtiyor.
Kendisi de “Zaten borsada işlem yapmak gibi pis bir zaafım var. Depremin ilk iki yılının bana getirdiği ekonomik maliyetler benim daha çok borsa da işlem yapmama ve daha çok risk almama sebep oldu” diye ekliyor.
Yani Haluk Levent, çok yüksek şekilde borçlanıyor ve bunu da halkın iyi niyetlerle yaptığı bağışlar üzerinden gerçekleştiriyor. Borcunu ödememesi durumunda teminat gösterdiği AHBAP hesaplarına bloke konulacak çünkü. Telaffuz edilen rakamlar, toplumda küçük bir azınlık dışında hiç kimsenin aklının alabileceği seviyelerde değil.
Her biri diğerinden vahim iddialar, havada uçuşan milyon dolarlar, gayrimenkuller, çekler… Buharlaşan paralar belki telafi edilir edilmesine ama kaybolan toplumsal güven nasıl sağlanacak asıl mesele bu. Bir felaket anında kim neye güvenecek de gönül rahatlığı ile bağış yapacak?
Çünkü neye tutunduysak elimizde kalıyor.
İktidar da muhalefet de tel tel dökülüyor. Kurumlar tamamen çökmüş vaziyette.
Yargıya güven yok, meclise de…
Deprem gibi bir doğal afet anında bile yardım amaçlı bir kuruluş olmasına rağmen yaşanan acılar ranta çevriliyor; ona alternatif gibi gözüken AHBAP’a yapılan bağışlar ise kumar masalarında ipotek ediliyor. Şimdi, insanlar kime güvenecek de nasıl dayanışacak?
Tuz kokmuş ötesi var mı?