Siz İşçi Olduğunuzu Unutsanız Da...

Beni daha çok heyecanlandıran bir gün yok, sonunda geldi 365 günün sultanı... 1 Mayıs, bugün sahip olduğumuz (ve tek tek elimizden zorla alınmak istenen) hakların doğum günüdür aslında. Bugün hafta sonu tatilimiz, sigorta hakkımız, doğum iznimiz, dini milli bayramlarımızda çalışmama hakkımız, indirimli öğrenci otobüs biletlerimiz... Aklınıza daha nicesi geliyorsa, bizi sermayenin kanlı dişlerinden kurtaran her şeyi bu kutlu güne ve ektiği tohumlara borçluyuz.

Peki 1 Mayıs nasıl 1 Mayıs oldu? 1884'te, ABD'nin Chicago eyaletinde işçiler 12-16 saat arası çalışıyor, hayatını kaybediyordu. Sanayileşme tarihi bize hep devletlerin ne kadar başarılı olduğu sanki bir ölçütmüş gibi gösterlerek anlatıldı. Sermaye tarihi milli tarih olarak adlandırıldı ve dünyanın her yerinde işçiler kendi emeği ile kazandıklarına yabancılaştılar. Bu konuya değinmem gerek çünkü bugünün ekonomi devlerinin çarklarından işçinin kanının aktığı gerçeğini unutmamak gerek. Halen de akıyor...Dönelim 1 Mayıs'a, Chicago'da günde 16 saat çalışmak istemeyen işçiler grev yapmaya başladılar. Buna karşılık patronlar meydanda bomba patlattı ve birçok emekçi hayatını kaybetti. Haymerket Meydanı Olayı olarak adlandırılan bu aşağılık saldırı, işçi hareketi için çok büyük bir kırılma ve sembol haline geldi.

1889'da toplanan II. Enternasyonel sosyalistler bu harekete referans vererek 1 Mayıs'ı Emek, Dayanışma ve İşçi Bayramı ilan ettiler. Bu topraklarda ise Osmanlı döneminde ilk 1 Mayıs, 1909'da kutlandı.

Tarih ne yazık ki hep ileri gitmiyor, bugün yine en temel haklarımız için mücadele etmek zorundayız. Sürekli sınıf bilincimizi koruma ve dayanışma içerisinde olma zorunluluğumuzun temelinde yatan şey ise çok basit: Siz işçi olduğunuzu unutsanız da patronunuz patron olduğunu unutmaz. Siz sınıf çıkarınızı korumayı ihmal ettiğinizde sermaye benzer refleksleri göstermez, en ufak bir açıkta haklarınızı gaspeder. Bu yüzden mücadelenin sürekliliği işçi için kaçınılmazdır.

Bir diğer konu ise işçi denilince akla sadece mavi yakalıların gelmesi. Ah benim plaza gülü beyaz yakalılarım, ne güzel kerizlediler sizi bir bardak kahveye ve tüm paranızı harcadığınız plaza dibi AVM'ye... Beyaz yakanın günümüzde o kırılgan zavallı egosu ne yazık ki biraz daha pahalıya çalışan bir işçi olduğu gerçeğini kabullenmesinin önüne çekilmiş büyük bir engel. Sendikalaşma, sınıf bilinci olmazsa benim güzel plaza gülüm; iş yerinde mobbing de normalleşir (hatta git insan kaynaklarına şikayet et koşa koşa muhattabına yetiştirsinler), keyfi çıkarma da yapılır, o telefonun eve gitsen de susmaz işten arayan da olur... Kısaca sen sermaye sahibi değilsin, kupada kahve içen bir işçisin sadece ve sınıf bilincin yoksa ne yazık ki senin hakkını savunacak kimse de yok demektir. Geçmiş olsun, küçük bir balıksın ve köpek balıklarına yaranmaktan başka şansın yok.

Velhasıl meydanlar bizi bekler, haydi 1 Mayıs'a! Kutlu Olsun!