Siyaset Üzerine Düşünceler... (IV)

Bu yazımız yayınlandığında yakın tarihimizin en önemli seçimlerinden biri geride bırakılmış ve beş yıl boyunca ülkeyi geniş yetkilerle yönetecek cumhurbaşkanı seçilmiş olacak...

Yazımızı yayınlanmak üzere gazeteye gönderdiğimizde ise seçim süreci henüz sonuçlanmamıştı. O nedenle bu önemli siyasi olayın sonuçlarını değerlendirmeyi bir sonraki yazımıza bırakmak zorunda kaldık...

Ancak kanaatimizce bugün okuyacağınız siyasal genellemeler seçim sonuçlarını değerlendirmek açısından yine de faydasız olmayacaktır; çünkü ortaya çıkan sonuç ne olursa olsun burada dile getirmeye çalıştığımız gerçekler bugün olduğu gibi gelecekte de toplumumuzu yakından ilgilendirmeye devam edecektir.

***

Önceki yazılarımızda yüzyıllar boyunca şekillenmiş sosyo-kültürel fay hatlarının cumhuriyet döneminde adım adım kurulmaya çalışılan demokratik yapının önünde nasıl büyük bir engel oluşturduğunu...

Batılı tekellere aracılık yapan finans kapital işbirlikçisi “büyük burjuvazi” ve Anadolu’nun tefecilik ve ticaretle uğraşan tefeci-tüccar kesiminin toprak ağalarıyla işbirliği yaparak köylüleri ve emekçileri nasıl kendi çıkarları aleyhine yönlendirdiğini...

Ve bu yönlendirmede “komünist, anarşist, terörist, kızılbaş vb.” nitelemelerin nasıl etkili bir biçimde kullanıldığını hatırlatmıştık.

***

Zamanla Batı’da teknolojik gelişme ve değişimler hızlandı ve siyasi propaganda alanında yeni “gelişmeler” sağlandı... Ne var ki bu gelişmeler, sonuçta “bozuk düzenleri koruma”nın araçlarına dönüştü. Böylece “siyaset meydanı” tüm dünyada eski siyasetçilerin kesilen kellelerinin atıldığı ya da siyasi gösterilerin yapıldığı bir alan olmaktan çıkarken medya aracılığıyla yalan haberlerin yayıldığı bir alan halini aldı...

Köklü ön yargılarla gerçeklerden koparılan ve medya aracılığıyla “bulandırılmış” bir ortamda gerçeği bulmakta zorlanan “seçmen vatandaş” ise büyük propaganda mekanizmalarının esiri haline geldi.

***

Ancak bu “gelişkin” (!) yöntemler kimi zaman yetersiz kalıyor... O durumlarda askeri müdahaleler ve sivil hükümetler tarafından uygulanan baskı yöntemleri devreye girerek sistemin aksayan yönlerini şiddet yoluyla onarıyor...

Örneğin, 12 Eylül darbesi döneminde siyaset sahnesi “sıfırlandı”, daha sonra tekrar “çok partili rejime” geçilirken adeta “dikenli tellerle” çevrili bir alana dönüştürüldü... Bu dikenli teller, kitlelerin siyasete katılımını uzun süre engellemekle kalmadı, “Demirel, Ecevit, Baykal, Erbakan gibi siyasal sistemin önde gelen aktörleri “yasal yoldan” (!) siyaset sahnesinin dışına atıldı...

Daha sonra bu yasakların kaldırılması için yürütülen çabalar neticesinde bir referandum düzenlendi. 12 Eylül döneminin “parlayan yıldızı demokrat başbakan Turgut Özal” meydanlarda bu yasağın sürmesi için kampanya yürüttü. Bu kampanya tutmayınca sözü edilen politikacılar bir süre sonra değişik yöntemlerle siyasal olarak etkisiz hale getirildiler.

***

Günümüzde siyasetin ayrılmaz bir parçası haline gelen bu tür operasyonlar sırasında hem geçmişte kullanılan geleneksel yöntemler hem de “medyatik” ve “dijital”/elektronik yöntemler bir arada kullanılıyor...

Bu teknolojilerin gelişmesi sayesinde ekonomide neo-liberal yöntemler medya aracılığıyla tartışılmaz dogmalara dönüştürülürken, siyasette söylem olarak birbirine benzer şeyler söyleyen ancak devlet yönetimini ele geçirmek için birbiriyle kıyasıya mücadele eden partiler ortalığı kaplamış bulunuyor...

Toplumsal ve ideolojik kökleri olmayan ya da bir zamanlar sahip oldukları ideoloji ve dünya görüşlerini terk etmiş bulunan bu partiler ile onların “medyatik” liderleri, farklı inanç ve ideolojileri anlık çıkarları için ardı ardına kullanarak kolayca “gömlek” değiştirebiliyorlar...

Ne var ki, gömlekler değişse de uygulanan politikalar değişmiyor...

Dijital medyanın arşivleri sayesinde bu politikacıların çok kısa zaman dilimleri içinde nasıl birbiriyle çelişen politikalar savunduklarını görmek kolayca mümkün. Öyle olsa da bu siyasetçiler “hafıza-i beşer”in “nisyân ile malûl!” olmasına, hafızanın unutma hastalığına yakalanmadığı yerde ise insanoğlunun bildiğini bilmezden gelme konusundaki ustalığına güveniyorlar ve bu güvenlerinde çoğu zaman yanılmıyorlar.

(Bitti)