Sivrisinekler, bataklıklar

Daha mart ayının başında İstanbul Çekmeköy'deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde görev yapan 44 yaşındaki öğretmen Fatma Nur Çelik, öğrencisinin bıçaklı saldırısında hayatını kaybetti.
Son dört günde ise Siverek ve Kahramanmaraş’ta okul peşpeşe saldırılar gerçekleşti.Siverek’te 2007 doğumlu, devamsızlık nedeniyle okuldan atılmış olan Ömer Tek, Ahmet Koyuncu Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi’nde pompalı ile gerçekleştirdiği saldırıda 16 kişi yaralandı. Saldırgan, intihar etti.

Kahramanmaraş’ta ise birinci sınıf bir emniyetçi baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin oğlu olan İsa Aras Mersinli, yanında getirdiği 5 ateşli silah ve 7 şarjörle okulunda dehşet saçtı. Biri öğretmen 9 kişi hayatını kaybetti, 6 öğrenci de ağır yaralı. Saldırganın psikolojik durumunun sağlıklı olmadığı, kendisine zarar verici davranışlarda bulunduğu ortaya çıktı.
Okul saldırıları özellikle ABD’de sıkça duyduğumuz haberlerdendir. Ama Türkiye’de bu şekilde gerçekleşmiş saldırılara daha önce rastlanmış değildir ve gençliğin içine düştüğü hal, Türkiye’deki şiddet ortamı, cezasızlık gibi şeyler düşünüldüğünde aslında devleti ve toplumu topyekun alarma geçirmesi gereken bir durumdan bahsediyoruz.
Bu tür irkiltici olaylar karşısında yöneticiler, genellikle “münferit” sözcüğünün arkasına saklanarak, işin içinden çıkmanın, sorumluluktan kurtulmanın yolunu bulurlar. Toplum ise “kapıda güvenlik görevlisi olsun”, “sosyal medya yasaklansın” gibi önerileri gündeme getirir. Oysa sorun, tek bir nedene indirgenecek basitlikte değildir ve çok daha karmaşık nedenler barındırır. Yıllardır aşina olduğumuz, hiçbir sorunumuzu çözmeyen, tam tersine sorunları görünmezleştiren bir tutumdur bu.
Okullarda güvenlik önlemlerinin artırılması tek başına çözüm değil. Çocukların silaha nasıl bu kadar kolay erişebildikleri, ateşli silahları kullanmayı nerede nasıl öğrendikleri de kuşkusuz önemli.
Sosyal medyayı nasıl kullandıkları, internet üzerinden hangi suç örgütlerinin ilişki ağlarına dahil olduklarını da bilmek gerekir. Mafya liderlerinin toplumda itibar görmeleri, adaleti sağlayan güç şeklinde sunulmaları, suç işleyenlerin lider, işadamı, siyasetçi kimlikleriyle meşrulaştırılmalarının, yıllardır aynı mafyatik içerikli yayınların, gençler üzerindeki olumsuz etkisi konusunda da hemfikiriz. Topluma sunulan rol modelleri, bilim ve düşün insanı, sanatçı, mücadeleci, hayatı olumlu yönde değiştirip dönüştüren değil kolay yoldan para kazanıp, lüks, şatafat içinde yaşayan, güce tapınan bir neslin yetişmiş olmasında hepsi bir etken.
Ancak, bu etkenlerin her biri sadece sivrisinek… Oysa sivrisineklerle uğraşmak yerine bataklığı kurutmak gerekir. Eğer ki, eğitim sistemi kokuşmuş, gençlerdeki enerjiyi, yaratıcılığı açığa çıkaran değil, hayallerini, umutlarını, değerlerini yok eden hale gelmişse kapıya güvenlik görevlisi koymanın anlamı kalmaz.
Çünkü, o genç, içindeki şiddet duygusunu belki okulda değil bir pastaneyi, bir işyerini basarak hayata geçirecektir. Babasının silahına erişemezse mutlaka bulup buluşturup onu bir şekilde temin edecektir.
Bugün Türkiye’de yaşadığımız trajedi, gençlerin geleceksizliği ve değersizliği ve hiçbir değere sahip olmamasıdır. Eğitim sistemini ancak bina yaparak derslik sayısını artırarak – ki bunun nedeni bellidir, sırf inşaat çıksın da çarklar dönsün mantığıdır- çözeceğini düşünen bir zihniyetin, öğrenci ve öğrenci velileri karşısında öğretmeni hiçleştirmesidir. Öğretmenin itibarı yok edilmiş, toplumda itibarsızlaştırılmış, yaptırım gücü elinden alınmıştır; öğretmen otoritesizdir. Okullara tarikat ve cemaatleri sokarak “dindar ve kindar” nesil yetiştirerek eğitimin güçlendirileceğini düşünebiliyor olmaktır.
Bir bütün olarak devlette yaşanan liyakatsizleşme, cezasızlık da cabasıdır.
Siverek ve Kahramanmaraş, almak isteyen için çok büyük dersler barındırıyor ve alarma geçilmesini gerektiriyor; bu iki örnek, işaret fişeğidir. Umuyoruz ki, bu işaretin farkına varılır.