Sinyaller sıkıntı işareti mi?

Okurlardan gelen sorular aynı noktada birleşiyor:
“Ekonomide son haftalarda gelen sinyaller, yaklaşan bir krizin habercisi mi?”

Soğukkanlı olalım ama gözümüzü de kapatmayalım.

Ekonomiler krizlere aniden girmez. Önce fısıldar, sonra bağırır.
Bugün Türkiye ekonomisinde duyduğumuz şey henüz bir çığlık değil… ama fısıltı çoktan başladı.

Klasik kriz göstergelerini açalım:
Yüksek enflasyon, kur şokları, işsizlik artışı, bütçe disiplini bozulması, yükselen CDS, düşen güven…

Peki biz neredeyiz?

En net tablo enflasyonda.
Türkiye’de yüksek enflasyon artık geçici bir sorun değil, kalıcı bir karakter haline geldi. Son 8 yıldır vatandaşın cebini kemiren bu gerçek, ekonominin en zayıf halkası olmaya devam ediyor.

Kur tarafı?
Henüz bir “şok” yaşamıyoruz. Ama bu, riskin olmadığı anlamına gelmez.
Merkez Bankası rezervlerindeki erime ve yabancı çıkışının hızlanması, alarmın sessiz modda çaldığını gösteriyor.

Rakamlar ortada:
Kısa vadeli dış borç 173 milyar doların üzerinde.
Önümüzdeki 12 ayda çevrilmesi gereken ciddi bir yük var.
Bu tablo, dış finansmana bağımlılığın hâlâ yüksek olduğunu söylüyor.

Daha da önemlisi: Para çıkıyor.

Tahvillerden milyarlarca dolarlık satış…
Borsadan yabancı çıkışı…
Ve en kritik kalem: “carry trade” dediğimiz sıcak para da yönünü kapıya çevirmiş durumda.

Bu sadece finansal bir hareket değil; bu, güvenin nabzıdır.

Reel sektöre bakalım.
Orada da işler güllük gülistanlık değil.

Konkordato başvurularındaki artış, şirketlerin nefes almakta zorlandığını gösteriyor.
Bu, ekonominin üretim damarında bir daralma işaretidir.

İşsizlik verileri de sessiz ama önemli bir mesaj veriyor:
Başvurular artıyor. İstihdam zayıflıyor.
Bu da büyümenin hız kestiğine işaret eder.

Bir de risk primi meselesi var.

2023 sonrası uygulanan sıkı politikalarla düşen CDS, yeniden yukarı dönmüş durumda.
200 baz puan seviyesinden 260’ların üzerine çıkılması tesadüf değil.

Bu artış ne demek?
Türkiye’nin dış borcu daha pahalı hale geliyor.
Yani sadece devlet değil, şirketler de daha yüksek maliyetle borçlanıyor.

Şimdi soruya geri dönelim:

Bunlar kriz mi?

Hayır… henüz değil.
Ama bunlar kriz öncesi klasik sinyaller mi?

Evet. Hem de oldukça tanıdık sinyaller.

Ekonomi bize şunu söylüyor:
“Denge hassas, güven kırılgan, riskler birikiyor.”

Asıl mesele şu:
Bu sinyalleri görmezden mi geleceğiz, yoksa zamanında mı okuyacağız?

Çünkü ekonomi bir gün aniden bozulmaz…
Sadece bir gün herkes aynı anda fark eder.