Kamuoyuna yansıyan veya yansımayan pek çok IŞİD operasyonu yapılıyor ve bunlardan sonuncusu 3 polisin hayatını kaybettiği Yalova’daki hücre evi baskını oldu. Polis ile örgüt üyeleri arasında 7 saat süren çatışma sonunda evdeki beş kadın ve altı çocuk sağ olarak çıkarılırken tamamı Türkiye vatandaşı olan altı IŞİD üyesi öldürüldü. Yalova baskınından birkaç gün önce de Bolu’da binlerce tabanca ve mühimmat ele geçirilmişti.
Bu operasyondan çok önce zaten bir IŞİD korkusu yaratılmıştı. Yeni yıl vesilesiyle kalabalık yerlerde eylem yapabilecekleri resmi açıklamalarla duyuruluyordu.
Yalova baskınıyla ilgili ifşa olan bilgiler, Türkiye’nin nasıl büyük bir bela ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, örgüt üyelerinden Zafer Umutlu ve Haşem Sordabak’ın Bitlis’in Güroymak (Norşin) ilçesi nüfusuna kayıtlı oldukları ve Yalova’daki radikal ağlar içerisinde yer aldıkları, bu hücrenin akrabalık ilişkileri üzerinden de örgütsel ağlarını genişlettikleri anlaşıldı.
Öldürülenlerden Bayram Kalkan Yalova’da AKP İl Başkanı’na yönelik suikast girişimiyle de gündeme gelen bir isim. IŞİD üyeleri hakkında hem istihbarat raporları hem de açılmış davalar var. Ancak, haklarında herhangi bir tutuklama işlemi yapılmadığı gibi Zafer Umutlu ve beraberindeki 14 kişi, silahlı terör örgütü üyeliğinden beraat ediyor.
Bütün Selefi gruplarda olduğu gibi bu IŞİD üyeleri de Türkiye’deki yöneticileri dahi dini kurallara uymamakla suçluyorlar. Buna Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil. Bu yüzden Diyanet imamlarının arkasında namaz kılmıyorlar, polis ve askerleri dahi kafir sayıyorlar. Hatta içlerinden biri babasını dahi kafir görüyor ve öldürmekle tehdit ediyor. Askere gitmek, oy kullanmak küfür kabul ediliyor. Örgüt üyeleri Ahlak ve Sünnet dergisi etrafında örgütleniyorlar.
Bir zamanlar Ahmet Davutoğlu’nun “öfkeli çocuklar” şeklinde masumlaştırdığı tipler işte bunlar… El Kaide’sinden IŞİD’e kadar dünyanın dört bir köşesinden Suriye’ye üşüşen, kafa kesen, ciğer yiyen vahşi barbar sürüsü. Sadece başka ülkelerden değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında da örgütlenen, hücre ağlarını oluşturan hatta ABD ve İsrail tarafından araçsallaştırılan örgüt, Ortadoğu’nun dizaynında kullanışlı bir aparata dönüşmüş durumda. Nitekim, IŞİD’in bizzat İsrail tarafından kurdurulduğu, Suriye iç savaşı sırasında yaralanan Selefi militanların İsrail tarafından tedavi ettirildiği biliniyor. Türkiye de ne yazık ki, Batılı emperyalist çevrelerin Suriye’yi bölme projelerine Neo Osmanlı hayalleriyle dahil oldu. Gelin görün ki, bunun bize toplumsal maliyeti çok büyük oldu ve ağır bedeller ödendi.
Peki neden Yalova?
Özellikle İlahiyat çevrelerinin yazıp çizdiklerine bakılırsa Selefi gruplar, belli şehirleri üs olarak seçiyorlar. Yalova’da bunlardan biri. Devletin de Yalova’daki Selefi yapılanmalar hakkında istihbarat raporları hazırladığı kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında. Aslında Yalova, İstanbul’un çeper illerinde gerçekleştirilen örgütlenme alanlarından biri. 11 yıl önce TBMM’de yaptığı konuşmada, dönemin CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, tam da Yalova’ya işaret ediyor; bu kentin IŞİD’in en çok örgütlendiği il olduğunu belirtiyor ve şu çarpıcı bilgiyi aktarıyor:
“IŞİD Türkiye'de ağırlıklı olarak Adapazarı Havzası'nda (Gebze, Yalova, Karamürsel, Adapazarı Merkez, İzmit Merkez ağırlıklı), Konya Havzası (Kırıkkale, Kırşehir ve civarı), Bingöl, Adıyaman, Diyarbakır bölgesi, Adana ve civarı, İstanbul (Sultanbeyli ve otogar civarı), Ankara (Hacı Bayram civarı) ve Bursa ağırlıklı bölgelerde katılımlarını ve bu yöndeki faaliyetlerini gerçekleştirdiği görülmektedir.”
Yıllar öncesinden isabetli bir öngörü ama Türkiye’nin Selefi akımlarla yüzleşmek gibi bir problemi var. Bu noktada Selefi akımların Türkiye’de taban bulup bulamayacağı da tartışma konusu oluyor. Kimileri, Türkiye’nin tarihsel geçmişine, modernleşme sürecine bakarak iyimser değerlendirmeler yapıyor ama Selefiliğin güçlendiğini iddia edenler de var. Nitekim, hemen hemen her şehirde ara sokaklarda, köylerin kasabaların ücra yerlerinde kuran kursları ya da dergi bürolarında, çay ocaklarında, mescitlerde bir araya gelen grupların varlığı biliniyor. Örneğin, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi profesörlerinden İbrahim Maraş, Selefi-Vehhabi grupların belirli şehirleri merkez edindiğine dikkat çekiyor ve Türkiye’nin bu sorunla yüzleşmesinin kaçınılmazlığına vurgu yapıyor. Çünkü Maraş’a göre Selefi tekfirci gruplar Türkiye’yi hedef almış durumdalar ve amaçları da din anlayışı dönüştürmek…