Savaşı başlatanların masalları…

Ortadoğu’da patlayan her savaş için aynı hikâye anlatılır:
“Güvenlik”, “istikrar”, “barışın korunması”…

Ama artık bunu sağır sultan bile duymuştur:
Bu savaşların çoğu güvenlik için değil, düşen kârları yeniden yükseltmek için çıkar.

Çünkü çöken küresel ekonomik düzenin sahipleri için savaş, tarihin en eski ve en kârlı ticaretidir.

Cephede bombalar patlar, şehirler yıkılır.
Ama asıl büyük yıkım cephede değil, mutfakta ve cüzdanda yaşanır.

Bugün petrol fiyatı yükseliyor.
Yarın marketteki ekmek pahalanıyor.
Bir süre sonra maaşınız aynı kalırken hayatınız pahalanıyor.

Sonra birileri çıkar ve masalı anlatır:

“Enflasyon savaş yüzünden arttı… petrol fiyatları yükseldi… tedarik zinciri bozuldu…”

Oysa gerçek çok daha çıplaktır.

Enflasyon çoğu zaman savaşın değil, savaş bahanesiyle basılan karşılıksız paranın sonucudur.

Hükümetler ve merkez bankaları savaşın finansmanı için para basar.
Sonra o para enflasyona dönüşür.

Bu da toplumun emeğinden ve birikiminden inceden vergi koparmaya dönüşür.

Ama hikâye burada bitmez.

Karşılıksız basılan para ile devasa borçlar yaratılır.
Piyasalar sarsılır.
Varlıkların değeri düşer.

Sonra aynı varlıklar ucuza toplanır.

Yani kriz çıkarılır, fiyatlar düşürülür, ardından büyük servet transferi yapılır.

Bugün küresel piyasalara bakın.

Tahvil faizleri tırmanıyor.
Borsalar çakılıyor.
Enerji fiyatları fırlıyor.

Ülkeler pahalı enerjiye ulaşabilmek için ellerindeki dolar rezervlerini satmak zorunda kalıyor.

Bu tablo en çok kimin işine geliyor?

Elbette doların sahibi olan ABD’nin.

Çünkü Çin başta olmak üzere birçok ülkede biriken devasa dolar rezervleri uzun zamandır Washington için ayrı bir risk oluşturuyor.

Savaşın yarattığı enerji krizi ise ülkeleri o dolarları harcamaya zorluyor.

Yani savaş sadece cephede değil, küresel para sisteminde de bir temizlik operasyonu olarak çalışıyor.

Diğer taraftan dünyanın ABD’ye olan güveninin de hızla aşındığı görülüyor.

Körfez monarşileri yıllarca ABD’ye güvenip milyarlarca dolarlık silah aldı.
Ama İran’ın füzeleri karşısında o pahalı silahların ülkelerini koruyamadığını gördüler.

Bu saatten sonra aynı güvenin sürmesi zor.

ABD’nin bunu görmemesi mümkün mü?

Elbette değil.

Bu yüzden uzun süredir durgunluk içinde olan küresel sistem için yeni bir mazeret hazırlanıyor:

“Ekonomi savaş yüzünden kötüleşti.”

Böylece yıllardır biriken krizin faturası yine dar gelirlinin sırtına yüklenecek.

Savaş dönemlerinde piyasalarla ilgili başka bir masal daha anlatılır:

“Savaş çıkınca altın ve gümüş uçar.”

Gerçek ise çoğu zaman bunun tam tersidir.

Savaş başladığında büyük oyuncuların nakde ihtiyacı artar.
Değeri düşürülen varlıkları toplamak için nakit gerekir.

Bu nedenle bir süre yükseltilmiş olan altın ve gümüş hızla satılabilir.

Yani oyun basittir:
Yükseltirken kazanılır, satarken de kazanılır.

Altın düşer, çünkü piyasada nakit ihtiyacı vardır.

Savaş bittiğinde veya panik azaldığında ise tablo değişir.

Likidite krizi biter.
Satış baskısı kalkar.
Değerli metaller yeniden toparlanır.

Ama savaş uzarsa fiyatların daha da aşağı gelmesi kimseyi şaşırtmamalı.

Çünkü savaşın en büyük sermayesi kaostur.

Panik geçtikten sonra geriye tek bir gerçek kalır:

Enflasyon.

Ve o enflasyonun bedelini ödeyen milyonlar.

Savaşları başlatanlar ise her zamanki gibi kâr hanesine yeni rakamlar yazmaya devam eder.