Sanayide gerileme

Geçen haftaki yazım Türkiye’nin yakın geleceğinde sürekli olarak gündemde kalacak ve daha çok konuşulacak olan ev gençlerine dairdi. AKP iktidarının “Genç İstihdam Hamlesi” çerçevesinde bir yasa teklifi hazırladığı, 18-25 yaş grubundaki işsiz gençlerin istihdamı için devletin özel sektöre 6 ay maaş, 18 ay da prim desteği vereceği haberleri üzerine idi.

Yansıyan bilgilerde üzerinde durulması gereken konulardan biri bu teşviklerin imalat sanayisinde faaliyet gösteren işletmelere verilecek olmasıydı.
İmalat sanayi önemli… Önemi de aslında bir ülkenin ekonomideki gücünün göstergelerinden biri olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’de büyüme AKP iktidarları döneminde hep inşaat sektörüne odaklı gerçekleştiği için sanayisizleşme olgusu ortaya çıktı. Nitekim, son yıllarda sanayinin, özellikle de imalat sanayinin süreklilik gösteren biçimde gerilediğine tanıklık ediyoruz.
Ben TÜİK’in yalancısıyım. İşte veriler:
2022 yılında gayrisafi yurt içi hasılada en yüksek payı 2022 yılında yüzde 22,1 ile imalat sanayi alıyor. 2023 yılında bu rakam yüzde 19,5’e düşüyor; 2024 yılında ise yüzde 16,8’e geriliyor.

Yalnız sanayi değil tarım da çöküyor. 2022 yılında yüzde 6,5’lik paya sahip olan tarım, orman ve balıkçılık 2024 yılına gelindiğinde 5,8’e geriliyor.

Oysa inşaat sektörü bir zamanların mücahitlerinin, müteahhitliğe geçiş yapmasıyla hala en gözde ekonomik faaliyet alanını oluşturuyor. Öylesine bir yıkım süreci yaşanıyor ki, hiç ihtiyaç olmadığı halde kamunun bütün binaları yıkılıyor; yeniden yapılıyor. Okullar, hastaneler, bakanlıklar ne varsa hepsi teker teker dinamitlenip yok ediliyor sonra da yenisi inşa ediliyor.
Yeter ki, inşaatın çarkları dönsün. Bu nedenle de sektör 2010’lu yılların başına göre küçük bir daralma yaşasa da son yıllarda stabil durumunu koruyor. Örneğin2022 yılında yüzde 5,1’lik orana sahip inşaat sektörü 2024 yılında küçük bir kıpırdanma ile yüzde 5,8’e yükseliyor.
Artık pek söylenmiyor ama AKP’nin ustalık dönemlerinde “orta gelir tuzağını aşmak” önemli bir hedef olarak sık sık dillendiriliyordu. Orta gelirin aşılması, kişi başına düşen yıllık gelir olarak tespit edilen 10 bin doların üzerine geçilmesiydi. Şimdi bu iddiaları hatırlayan ve söyleyen kalmadığı gibi orta seviyeyi yakalamak şöyle dursun, orta sınıf tamamen çöktü, hayat standartları düştü ve yoksulluk geniş bir tabana yayıldı.
Bunun en önemli nedenlerinden biri Türkiye’nin sanayisizleşme sürecine girmiş olması… Geçmişte sanayileşme, gelişme ve büyümenin, kalıcı istihdam yaratmanın en önemli sektörü olarak görülüyordu; açılan her fabrika büyük bir müjde kaynağıydı ve sanayileşme “milli hedef” kabul ediliyordu. Şimdi ise kriz nedeniyle fabrikaların kapısına kilit vuruluyor, sanayi araçları ekipmanları haraç mezat satılıyor.
Sanayileşme ise nitelikli bir eğitimle mümkündü. Kuşkusuz ki, büyük eksikleri bulunmasına rağmen eğitimin önemini kavrayan yönetimler vardı ve eksikleri tamamlamaya çalışıyordu. Ancak şimdi imam hatip liselerini çoğaltarak daha doğrusu bütün okulları imam hatipleştirerek sorunları çözeceğine inanan bir anlayış hakim…
Hal böyle olunca ne sanayinin çarkları dönüyor ne genci evden dışarı çıkaracak bir gelecek umudu yaratılabiliyor.