Ruşen Zeki’den Servet Demir’e…

İki hafta önce Servet Demir ile birlikte yolumuz Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Çınarlı köyüne düştü. Servet Demir, Fransa Alevi Federasyonu’nun kurulmasına öncülük eden, Alevi örgütlülüğü içerisinde de kriz üretmekten ziyade çözüm odaklı düşünen, yapıcı, diyaloga açık, kapsayıcı diliyle sevdiğimiz saydığımız güzel bir insanımızdır. Sivaslıdır ama uzun yıllardır Fransa’da yaşamış olmasından dolayı da “mösyö” lakabıyla anılır ve Aşık Veysel hayranıdır.
Servet Demir, 2021 yılında yayınlanan “Kızıldan Yeşile& Sol, Aleviler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset” adlı kitapta yeralan Ruşen Zeki karakterine çok büyük bir ilgi duydu. Haksız değildi. 1959 yılında hayatını kaybeden Ruşen Zeki, Türkiye Komünist Partisi’nin önemli ve etkili isimlerinden biriydi ve Sivas Lisesi’nde öğretmenlik yaptığı yıllarda Hasan İzzettin Dinamo’dan Sıdıka Su’ya, Hasan Basri Alp’ten Kadri Kiper’e kadar öğretmen-öğrenci ağırlıklı bir örgütlenmeyi gerçekleştiren kişiydi.

Onu, yerelde kalmış siyasi bir figür olarak düşünmek hatadır. İlk gençlik yıllarını İstanbul’da geçirmiş, ilk sosyalist yayınlardan İştirak gazetesinde, sonraki zamanlarda Yeni Hayat’ta yazılar yazmış, savaş yıllarında geldiği Sivas’ta dergi çıkarmış, Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası’nın önde gelen isimlerinden olmuştu; dolayısıyla Ankara ve İstanbul’un entelektüel dünyasıyla ilişkili biri… TKP içinde de Nazım Hikmet’le birlikte hareket etmiştir. Etkileyici üslubu ve öğrenciler üzerinde bıraktığı derin etkiler pek çok anı kitabında anlatılır. Her birisi önemli makamlara gelecek nice kaymakamlar, valiler, doktorlar, mühendisler, hukukçular a yetiştirmiştir.

Ne yazık ki, bu ülkede komünist, sosyalist olmak çok ağır bedellerin ödendiği bir tercihtir ve Ruşen Zeki de fazlasıyla zulüm görmüş, cezaevinde yıllarını geçirmiş, ancak düşüncelerinden vazgeçmemiş ve boyun eğmemiştir. Son yıllarını da büyük bir yokluk ve yalnızlık içinde geçirmiştir.
Hafik’te öğretmenlik yaptığı yıllarda arada bir kendisini ziyaret eden ünlü yazar Fakir Baykurt’a söylediği bir söz vardır ki, yürekleri burkar. Der ki, “biz körler ülkesinde ayna satmaya çalıştık”.

Servet Demir de körler ülkesinde ayna satmaya çalışanlardan… Yurtdışına gittiğinde Fransa Komünist Partisi’nde faaliyet gösteren Demir ile Ruşen Zeki arasındaki yol, gönülden gönüle giden bir yol idi. Tarihsel TKP’nin farklı zaman dilimlerinde yaşayan iki simasını buluşturan şey, “yeryüzü cennetine” inanılmış olmasıydı. Ruşen Zeki’nin Anadolu’da bir köy mezarlığındaki sonsuz uykusunda bile dipdiri olan bu idealdi.
Ruşen Zeki Koca’nın hemen yanında yeralan bir diğer mezar ise hayatın tüm çelişkilerini ortaya koyacak türden. Çünkü, yanıbaşındaki kardeşi Süleymancılar cemaatinden… Cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrencilerinden… Belki yaşarken onulmaz düşünsel ayrılıklar içindeydiler ama toprak hepsini bağrına basmıştı.
Mezar taşında Ruşen Zeki’nin Nazım Hikmet’in arkadaşının olduğunun belirtilmesini pek kıymetli buluyorum. Çünkü, Çınarlı köyü muhafazakar bir yapıya sahip ve ailesi Nazım Hikmet adına hiç yer vermeyebilirdi.
Ruşen Zeki’nin, yaşadığı dönemde bütün çocuklara okuma yazma öğrettiği, köydeki eğitimli nüfus oranının hayli yüksek olduğu dikkate alınırsa, daha hoşgörülü bir dindarlık biçimiyle yaşandığını söylemek mümkün.

“Bir ziyaret neden bu kadar önemli?” diye sorabilirsiniz.

Ben, Ruşen Zeki karakteriyle Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin hocalarından Türk milliyetçisi Faruk Aburşu’nun söylediği bir-iki cümlenin izini sürmekle haberdar oldum. Oysa o ana kadar 1970’lerin solunun pek çok ismiyle görüşmeler gerçekleştirmiş olmama rağmen hiçbiri Ruşen Zeki’yi bilmiyordu. Belli ki, herkes tarihi kendisiyle başlatmayı yeğlemişti. Ve yine bildiğim kadarıyla tarihin tozlu sayfalarında kaybolup gidebilecek önemli bir mücadele insanının açığa çıkmasındaki mütevazi katkılarıma rağmen Ruşen Zeki’ye halen yeterince bir ilgi gösterildiğini söyleyemem.

Servet Demir’in ziyaretini bu açılardan çok önemsedim ve değerli buldum. Birlikte çok duygulu anlar yaşadık, ailesinin köyde halen kalan fertleriyle samimi, güzel bir sohbet gerçekleştirdik; dostça sarıldık birbirimize. Demir’in, “Ben Ruşen Zeki’nin bilgeliğine, duruşuna saygı duyuyor ve mücadelesini sahipleniyorum” demesi ise hem ahde vefa hem de mücadelenin sürekliliğine vurguydu.
Ruşen Zeki’ye de Servet Demir’e de yoldaşça selamlar…