Mezhepçi bilinçaltının dışavurumu

Bilineni ilan etti, malum olanı bir kez daha duyurdu; hem de ağzından köpükler saça saça, zihnindeki, yüreğindeki bütün zehiri akıtmanın verdiği vecd ile coşarak bilmem kaç asırdır yaşatılan, inanılan, savunulan bir mezhepçiliği dışa vurdu.
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın o çok ağızlarına pelesenk ettikleri “millet”in iradesinin tecelli ettiği TBMM sıralarından söylediği sözlerle bir kez daha irkildik. Konu Suriye. Şöyle diyor:
“Suriye'de Müslümanlar ölürken sesiniz çıkmıyordu, Aleviler ölünce ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz.”

Ayrımcılık, mezhepçilik, ötekileştirme nasıl yapılır sorusuna verilecek ve asla unutulmayacak bir cümle… Suriye’de Alevilerin katledilmesinde bir beis görmediğini, en azından IŞİD-HTŞ zihniyetinin kafa kesen, ciğer yiyen, kadınlara tecavüz eden, kaçıran, işkence eden vahşetine -ilgisiz kaldığını, zerrece umursamadığını gösteren çarpıcı örnek.
Nasıl ki, Ebusuud fetvaları zihinlerden silinmediyse Leyla Şahin Usta’nın lafları da hiç akıllardan çıkmayacak. Mezhepçilik tartışmalarında o sözler hatırlanacak; dinin siyasallaştırılmasından bahis açıldığında örnek verilecek, laikliğin ne kadar yaşamsal bir değere sahip olduğunu kanıtlamak gerektiğinde yine bu mezhepçi dil gündeme gelecek. Leyla Şahin Usta, ne kadar kaçarsa kaçsın, bu sözler onun peşini bırakmayacak.
Mesele sadece Leyla Şahin Usta mı?
Keşke, bu zihniyetin taşıyıcısı sadece bu vekil olsaydı. O zaman “talihsiz bir açıklama oldu” deyip geçebilirdik. Ancak bu mesele o basitlikte değil. Leyla Şahin Usta’nın belki istemsizce belki de taban konsolidasyonu için bilerek söylediği sözlerinde ifade edilen olgunun, bu toplumun ve devletin genetik kodlamalarında hiç değişmeden asırlar öncesinden bugüne kadar yaşıyor olması üzücüdür.
Özellikle 16. Yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin Sünniliği resmi din kabul etmesinin ardından Kızılbaşlık/Alevilik, hem siyasal hem de dinsel ötekileştirmeye uğradı. Sistematik bir şekilde Aleviler, “rafizi, mülhid, mürted” denilerek dışlandı, şeyhülislam fetvalarıyla öldürülmelerinin, kadınlarına, mallarına, mülklerine el konulmalarının caiz olduğu vaaz edildi. Bu konuda sayısız fetva vardır ve izleri ne yazık ki, Cumhuriyet döneminde de silinememiştir.
Dolayısıyla Müslüman dünyanın kolektif bilinçaltında Alevilerle ilgili sadece bir dönemle sınırlı olmayan geçmişi asırlar öncesine giden olumsuz bir önyargı mevcuttur. Müslüman çoğunluğun toplumsal hafızasında yer etmiş, kolay kolay atılamayan bir önyargıdır. Bu önyargı, Şiiler için de geçerlidir.
Dikkat ederseniz, Suriye’de iktidarın teslim edildiği, kafa kesen ciğer yiyen, kadınları köleleştiren IŞİD-HTŞ zihniyetinin lideri Colani, işbaşına geldiğinde İsrail’e güvence verirken tek dertlerinin Şiiler olduğunu söylemişti. Çünkü, bu zihniyet kalıbına sahip olanlar, İsrail’i kabul eder de Şii İran’ı düşman beller. Öyle bir kör nefrete sahiplerdir.
Bu kolektif bilinçaltının AKP’li Leyla Şahin Usta’da da olduğunu bizzat kendi sözleriyle gördük. Öncelikle haddi olmayan biçimde Alevileri, Müslümanlardan saymayarak teolojik bir alana giriyor ve tekfircilik yapıyor. Oysa her topluluk veya birey inancını kendisi tanımlar. Müslümandır veya değildir; bunu tanımlamak Leyla Şahin Usta’ya hiç düşmez.


Yaptığı daha büyük yanlış ise Suriye’deki Alevilerin katledilmelerini meşrulaştırması, vicdan yarışına girişmesidir. Bu durumda Türkiye’nin ve Sünni dünyanın izlediği Suriye politikasını tartışmaya açmak gerekmez mi?. Sahip çıktığı Müslümanlar değil, şeriat isteyen radikal İslamcılar. Çünkü, Türkiye, Neo Osmanlıcı hayallerle komşu bir ülkenin içişlerine karışırken dünyanın her tarafından cihatçı grupların da Suriye’ye üşüşmesine lojistik destek sağladı. “Emevi camiinde namaz kılma” motivasyonu ile seferber olundu. Şimdi, işbaşına getirdikleri HTŞ zihniyeti, Alevileri, Kürtleri, Dürzileri, seküler Sünnileri, Hıristiyanları öldürüyor, malına mülküne çöküyor.


Leyla Şahin Usta meclis kürsüsünde yaptığı konuşmayla işte bu HTŞ zihniyetinin barbarlığı karşısında neredeyse “hak ettiniz” diyor.