Tarım ve Orman Bakanlığı’nın düzenlemesine yeni girdi ama piyasayı iyi koklayan, halkın yoksullaşması nedeniyle alışveriş yapamadığını gören, tüketim tarihi gelmiş ürünleri de elden çıkarmak isteyen uyanık marketçinin formülü dahiyane idi. Aralarında İstanbul’un da olduğu 4 şehirde şubesi bulunan Yenir Market, birkaç ay önce, tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT) geçmiş ya da son kullanma tarihine (SKT) günler kalmış ürünleri ayrı bir reyonda indirimli fiyatlarla satışa sunmuş ve yoksulluğumuza aynı tutmuştu.
Marketin sahipleri bu dahiyane (!) fikirlerini “israf savaşçılığı” sloganıyla halka satmaya başlamışlardı. Oysa israftan ziyade artık Victor Hugo’nun Sefiller’i, Jack London’un Uçurum İnsanları, John Steinbeck'in Gazap Üzümleri romanlarını aratmayan bir yoksulluğun içinde perperişan olan, kapitalizmin piyasa kuralları gereğince satın alma gücünün artık sonuna geldiği için alışveriş yapamayan milyonlarca insana, bitlenmeye ramak kalmış bakliyatların satılması söz konusuydu.
Stok dışı bırakılan bakliyat, süt ürünleri, hazır gıda, hijyen malzemeleri ve bebek bezleri yüzde 50 ila yüzde 80’e varan indirimlerle satışa çıkarılıyordu bu markette.
Ne halisane duygular yarabbi!!! Ne bu incelik !!!! Halkımız için ne büyük bir fedakarlık !!!!!
Halk ucuz gıda alsın diye zaten çöpe gidecek ürünleri açlıktan nefesi kokan insanlara satmak… Böyle bir girişimci ruh, elbette ki ilham yaratacak ve yüce devletimiz hemen bir düzenlemeye gidecekti.
Nitekim birkaç gün önce Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda israfını azaltmak amacıyla hazırladığı yeni düzenleme Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle birlikte Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) geçmiş bazı ürünler marketlerde oluşturulacak özel reyonlarda satışa sunulabilecek. Çay, kahve, un, makarna, şeker, bulgur ve pirinç gibi TETT bulunan bazı ürünler indirimli şekilde satışa sunulabilecek.
Böylece alışveriş yapamayan yoksullar, geçinemeyen emekliler, işsizler, aşsızlar “fırsat ürün” aldatmacasıyla satışa sunulmasını bekleyecek, özel reyonların önünde izdiham yaşanacak her seferinde yoksullukları tokat gibi yüzüne çarpılacak. Ekonomik yıkım ile psikolojik olarak aşağılanmanın yaratacağı tahribata hep birlikte tanıklık edeceğiz.
Aslında bu durum uzun zamandır derinleşen gelir ve servet adaletsizliğinin apaçık kabulünden başka bir şey değil.
Türkiye sadece etnik, dinsel ve kültürel ayrışmalar yaşamıyor, ekonomik olarak da kutuplaşıyor.
Uçak kullananlar ile trene binenler, o trenlerde de ucuz olduğu için günler süren yolculuğun çilesine katlanmayı göze alarak kağnı gibi giden kara trenlere binenler ile yüksek hızlı trenlerin konforunu yaşayanlar; çocuğunu özel okulda okutanlar ile temizlik görevlisi dahi bulunmayan devlet okullarına mecbur kalanlar, devlet hastanelerinde randevu alamayan, randevu bulsa tedavi olmayan, hastane yollarında perişan olan yoksullar ile özel hastanelere koşanlar, iki kuruş ucuz diye bayat ekmek alanlar, askıda simit, askıda fatura, askıda ekmek bekleyenler hatta ve hatta kasaplarda askıda kemik olsa da alsak diyenler bu sınıfsal uçurumun derinliğini gösteren örneklerdir.
Türkiye, iflah olmaz bir noktadır artık.
Uzun yıllar boyunca karanlık bir tünelde huzur, istikrar, refah, rahatlık göremeyecek haldedir.
Hepimiz için çok hazin bir manzara…