Kilitli kapılar

Kilitli kapılar hüzün verir insana... Toz içinde kalmış kırık dökük eşyalar, boyaları dökülmüş duvarlar, solmuş çiçekler, sararmış otlar, hiç çalmayan zil...

Ne, her sabah doğan güneş ne göğün maviliği ne çocuk sesleri, ne yemek kokuları ne aşk fısıltıları, ne şarkılar türküler, danslar ne düğünler...

Orada her şey siyahtır, ölüdür. Duvarları sessiz sessiz iniler. Gidenlerin arkasından sessizce ağlarken tüm yaşanmışlıkları gömer içine. Kilitli kapılar, birer mezarlıktır... Onun içindir ki, halk kültüründe bir insana yapılacak en şeddeli beddualardan biri, 'kapın kilitli kalsın' 'ocağın sönsün' bedduasıdır. Bu yüzden Anadolu'da, yanan ocağa su dökülmez, ocağın kendiliğinden sönmesi beklenir hep.

Son yıllarda Türkiye'de nice nice kapılar bir daha açılmamak üzere kapanıyor, ocaklar sönüyor. Herkeste bir göç hazırlığı var. Bavullar hep kapı önünde duruyor gibi. Haritadan yerler seçiliyor. Kimileri gerçekten de gidiyor ama gitmeyenlerde de her an yola çıkılacakmış hissi ve hazırlığı var. Ülke içinde yer değiştireceksen eşyaların da seninle geliyor ama hiç bilinmedik, dili, kültürü yabancı bir ülkede zorunlu ikamet gözüküyorsa anılarının taşıyıcısı her eşya terk edilmek zorunda kalınıyor. Eğer, yurtdışına çıkanlar genç bir nüfusu oluşturuyorsa literatürde buna 'beyin göçü' diyorlar.

Beyin göçünün birçok istatistiği var. Güvenirliliği son yıllarda daha çok tartışılan TÜİK, referans alınabilecek kurumlardan biri. TÜİK'e göre, Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, 2019'da en fazla göç edenlerin yüzde 15,2'sini 25-29 yaş grubu oluşturuyor. Bu yaş grubunu yüzde 13 ile 30-34 ve yüzde 12,6 ile 20-24 yaş grubu izliyor. Türkiye'den göç eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı, 2016 yılında 69 bin 326 iken 2017 yılında 113 bin 326 olmuş. 2018 yılında göç eden T.C vatandaşlarının sayısı 136 bine çıkarken, 2019 yılında bu rakam 84 bin 863 olarak gerçekleşmiş.

Benim bu yazıyı yazmama vesile olan veri ise kuru rakamlardan ibaret değil. İstanbul'da ikinci el kitap alım satımı yapan sahaf Gani Bayer'in gözlemlerine, kütüphanelerini satan insanlarla gerçekleştirdiği samimi sohbetlere dayanıyor. Kendisi, son 15 günde 5 bin kitap satın aldığını söylüyor ve 'Maalesef çoğu yurt dışına giden kişilerin kütüphaneleri. Kütüphaneler bu hızla dağılıyorsa o ülkede bilimsel ve kültürel hava bozuk demektir. Kütüphane oluşturmayı 3-4 yıllık süreç olarak görmemek gerekiyor. Onlarca yılın kültürel mirası üzerine kuruluyor ve o mirası özümseyenlerin gidişidir sorun. Bunca yetişmiş insanın gidişinden dolayı onlara kızmak veya kaçıyorlar demek de esas sorunu görmemektir. Karamsar da değilim. Türkiye'nin aydınlanma birikimi bizi tekrar aydınlığa çıkartacaktır. Unutmayalım yaz boyunca yanan ormanlar dahi yeniden yeşeriyor' diyor. Bayer, İngiltere'ye, Kanada'ya, Ukrayna'ya, Almanya'ya giden insanların yaşadıkları burukluğa da bizzat tanıklık ediyor.

Martı Sahaf'ın sahibi Gani Bayer, gidenlerin 40 yaş altında veya 40 yaş civarında olduğunu da sözlerine ekliyor. Sadece bir sahafın gözlemlediği gerçek değil bu. Sokak röportajlarında genç insanların 'bu ülkeden gitmek istiyorum' serzenişi duyuluyor. Yazar ve düşün insanları bir yolunu bulup Avrupa'da yaşamanın çarelerini arıyor. Yaşadığımız ülke ile duygusal bağlarımız öyle koptu ki, Avrupa'daki toplantılara, çeşitli yarışma ve etkinliklere resmi heyetle gidip de kaçanlar bile var. En son örneklerden biri Malatya'da AKP'li Yeşilyurt Belediyesi'ne ait olanıdır herhalde. Belediyenin 'Çevreye Duyarlı Bireyler Yetiştirmek Projesi' için yurtdışına gönderdiği 45 kişiden 43'ünün geri dönmediğini haberlerden öğrendik.

İşin tuhaf yanı şu ki, sadece daha iyi iş imkanları için göç planları yapılmıyor; zengin olan da Türkiye'den firar ediyor. Son yıllarda yerli sermaye sahiplerinin de Londra'da cadde satın alacak denli birikimini yurtdışına çıkardığı, Avrupa ülkelerinden bir şekilde vatandaşlık aldığı sıkça yazılıyor, çiziliyor. En son Habertürk yazarı Fatih Altaylı, iktidara yakın müteahhitlerden bazılarının yurtdışına çıktıklarını yazdı.

Yani, zengini de fakiri de, eğitimli olanı da okumamışı da, sanatçısı da müteahhidi de kapılarına kilit vuruyor.

Türkiye'nin ocağı sönüyor.

Bir el yanan ateşin üzerine suyu döküyor.