Sağlık

Kalp krizi sadece yaşam tarzı değil: Genetik risk göz ardı edilmemeli

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şeyhmus Küldöken, kalp krizinin yalnızca beslenme ve stresle açıklanamayacağını vurgulayarak, ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunan kişilerin genetik açıdan yüksek risk taşıdığını ve düzenli kontrollerin hayati önem taşıdığını söyledi.

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şeyhmus Küldöken, kalp krizinin önemli ölçüde genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu belirterek, özellikle ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunan kişileri uyardı.

Kalp krizi, Türkiye’de ve dünyada en sık görülen ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almayı sürdürürken, hastalığın yalnızca yanlış beslenme, stres ve sigara gibi faktörlerden kaynaklandığı yönündeki yaygın inanış bilimsel verilerle sorgulanıyor. Doç. Dr. Küldöken, kalp krizinin tek bir nedene bağlı olmadığını, genetik faktörler ile çevresel etkenlerin birlikte hastalık riskini belirlediğini söyledi.

“AİLE GEÇMİŞİ, ÖNEMLİ BİR GÖSTERGE”

Kalp krizine zemin hazırlayan en önemli unsurlardan birinin aile öyküsü olduğunu vurgulayan Küldöken, şu bilgileri paylaştı:

“Birinci derece akrabalarında (anne, baba veya kardeş) erkeklerde 55, kadınlarda 65 yaşından önce kalp krizi görülmüş kişiler, genetik açıdan yüksek risk grubunda kabul edilir. Bu kişiler sağlıklı yaşasa bile, damar yapıları ve kolesterol metabolizmaları genetik olarak kalp hastalığına yatkın olabilir.”

Doç. Dr. Küldöken, genetik riskin en sık kolesterol metabolizması üzerinden ortaya çıktığını belirterek, ailesel hiperkolesterolemiye dikkat çekti:

“Bazı kişilerde kolesterol yüksekliği tamamen genetiktir. Bu hastalar sağlıklı beslense bile LDL kolesterol düzeyleri yüksek seyreder. Tedavi edilmezse genç yaşlarda bile kalp kriziyle karşılaşabilirler.”

Ayrıca damarların yapısal özelliklerinin, pıhtılaşma eğiliminin ve iltihabi yanıtın da genetik faktörlerden etkilendiğini ifade eden Küldöken, “Bazı insanların damarları genetik olarak daha çabuk daralır veya pıhtı oluşumuna daha yatkındır” dedi.

“GENETİK VAR DİYE KADER DEĞİL”

Kalp krizinin genetik yönüne dikkat çeken Doç. Dr. Küldöken, bunun kaçınılmaz bir kader anlamına gelmediğinin altını çizdi:

“Genetik yatkınlık bir risk faktörüdür, ama tek başına hastalık anlamına gelmez. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, düzenli kontroller ve erken tedaviyle bu risk büyük ölçüde kontrol altına alınabilir.”

Küldöken, sigara kullanımı, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, obezite, yüksek tansiyon ve diyabet gibi faktörlerin genetik riski katlayarak artırdığını söyledi. Son yıllarda genç yaşta kalp krizi vakalarının artmasının dikkat çekici olduğunu belirten Küldöken, bunun arkasında genetik faktörlerle birlikte modern yaşamın etkilerinin bulunduğunu ifade etti.

Risk gruplarını da sıralayan Küldöken, bu kişilerin şikâyetleri olmasa bile düzenli kardiyolojik kontroller yaptırması gerektiğini vurguladı.

“ERKEN TANI HAYAT KURTARIR”

Kalp krizinde erken tanının hayati önemde olduğunu belirten Küldöken, basit testlerle riskin büyük ölçüde ortaya konulabildiğini söyledi ve topluma çağrıda bulundu:

“Kalp krizi sadece yaşlıların sorunu değildir. Genetik riskler bilinmeli, kontrol altına alınmalı. Herkes kalbini tanımalı, ailesinin sağlık geçmişini bilmeli ve gerekli önlemleri zamanında almalıdır.”