Huzursuz Türkiye

AKP’nin içinden çıktığı Milli Görüş geleneğinin en temel sloganlarından biri “Huzur İslam’da” idi; devlet “garson devlet” olup halkına hizmet edecek, zulüm yapmayacaktı. En büyük vaatleri olan “adil düzen” lafı her seçimde her etkinlikte etkin bir propaganda ifadesi olarak dolayıp dururdu.

Saadet Partisi, Milli Görüş geleneğini temsil etmeye devam ettiklerini söylese de bu hareketin içinden çıkan ve İslamcı siyasetle Türkiye’nin müreffeh, adil, kalkınmış bir ülke olacağı iddiasında olan AKP’nin iktidar deneyimi, bütün bu iddialı söylemleri boşa çıkardı.

O çok eleştirdikleri ceberrut devlet anlayışının alâsını sergiliyorlar şimdi ve ülkede işçisinden işverenine, doktorundan mühendisine, ev hanımından öğrencisine, gencinden yaşlısına herkes bıçak sırtında bir hayat sürüyor. Sanki Türkiye bir survivor adası da her gün çetin mücadele koşullarında önümüze konulan zorlu engelleri aşmak için olağanüstü bir mücadele içindeyiz.

İşte sadece son bir iki haftada yaşadıklarımız. Yanlış anlaşılmasın, seçilen örneklerden ibaret değil Türkiye, sadece örnek olsun diye aldıklarım var.
Tersane işçileri sadece işverenlere karşı değil üye oldukları DOK Gemi İş Sendikası’nın sarı sendikacılığına karşı da sokağa çıktı. Kiremitçiler Grup'a ait maden ocağında haklarını alamayan işçilerin başlattığı eylem, açlık grevine dönüştü. İşçiler kendilerini yeraltına kilitlediler.
Doruk Maden İşletmesi’nde çalışıp hak ettikleri maaşlarını aylardır alamayan işçiler günlerce Ankara Kurtuluş Parkı’nda eylem yapan işçiler, devletin bakanlarının da verdiği söz üzerine eylemlerini sona erdirdiler. Ama sonradan öğrendik ki şirket bildiğini okumaya devam etmiş ve işçilerin haklarını vermemiş, sonra yeniden eylem başladı.

Özel okul öğretmenleri isyandalar. Son 3 senede ortalama fiyatlar yüzde 215 artarken, bu yüksek artışlar öğretmenlerin maaşlarına yansıtılmadı. Sömürülen öğretmenler, sorunlarını dile getirmek için meclise yürümek istediler ama yaka paça gözaltına alındılar. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, ters kelepçe ile gözaltına alındı. Hak arayan insanların gördüğü muamele Türkiye adına utanç vericiydi.
Atanamayan öğretmenlerin yaşadığı dramlar, bunca hengame içinde gündeme dahi gelmiyor.
Gazeteciler ise mesaisini adliye koridorlarında yapıyor. Bir davadan öbür davaya gidiyor, para ve hapis cezalarıyla uğraşıyor. Kadın cinayetleri durdurak bilmiyor, gençlik “hangi yolu denesem de kapağı Avrupa’ya atsam” diye kafa yoruyor.

Emekliyi sorarsanız, yaşamaya mecali kalmamış…
Mülakat mağdurları, adalet arıyor…
Sokakları, sektörleri çeteler pay etmiş…

Doğa talanları ise saymakla bitmiyor. Muğla’dan Artvin’e, Tekirdağ’dan Sivas’a, Samsun’dan Hatay’a meralar, tarım alanları yok ediliyor. Akarsular, özel şirketlere satılıyor. Zeytinlikler, ormanlık alanlar imtiyazlı şirketlerin kullanımına sokuluyor; kamu kaynakları adeta yağma Hasan’ın böreği gibi…
Herkes mutsuz, umutsuz, geleceksiz, hayalsiz…