Hobi bahçeme dokunma!!!

Yıllardır tarım arazileri kooperatifleşme yoluyla hisseli tapu şeklinde hobi bahçesi olarak satılırken sesini çıkarmayan, seyreden devlet, şimdi işi gücü bırakıp betondan kaçıp, birkaç metrekarelik toprağa sığınan halkla uğraşmaya başladı.

Yıllardır madencilik faaliyetleriyle memleketin her tarafını talan ettiren, tarım arazisi, zeytinlik bırakmayan, yanan ormanlık alanları imara açan, birinci sınıf tarım arazilerinde organize sanayi bölgeleri kurduran devlet, hobi bahçeleriyle ilgili yönetmelik yayınladı. Yönetmelik, aslında daha önce çıkarılan yasanın uygulamasına ilişkin…
Buna göre, hobi bahçeleri ve tarım arazileri üzerine yapılan bungalov, tiny house gibi yapılar bir ay içinde yıkılacak, hobi bahçeleri eski haline getirilecek.
Hobi bahçeleri özellikle pandemi döneminde, betonlaşmış, ruhsuz şehirlerden kaçan, toprağın bağrında şifa ve huzur arayan onbinlerce insanın sığındığı bir liman olmuştu. Yediği meyvenin sebzenin nasıl yetiştiğini bilmeyen çocukları toprakla buluşturmak isteyen, doğaya yabancılığını gidermeye çalışan, zaten kendileri de bunalan ebeveynler, kısıtlı imkanlarla 300-500 metrekarelik arazilerde ekip biçmeye başlamışlardı.
O kadar büyük bir ilgi ve talep oluştu ki, Türkiye’nin her yerinde her şehrinde tarım arazileri hisseli tapularla veya kooperatifleşme ile bölünerek satıldı. Binlerce kişi, küçük kulübeler, bungalov, tiny house gibi yapılarla kendisine bir yaşam alanı kurdu.
Aslında bu, tıpkı 1950’li yıllardan itibaren köylerden şehirlere yönelen akın karşısında devlet konut sorununu çözemeyince vatandaşın gecekondulaşma modelini geliştirmesi gibi bir durumdu.
Şehirler yaşanmaz hale geldikçe –ki bunun nedeni devletin, sağlıklı bir yapılaşmayı, yaşanabilir şehirler kurmayı başaramamış olmasıdır- halk da adeta nefesini kesen betonlaşmaya itirazını kendince böyle bir alternatif geliştirmek suretiyle yaptı. Binlerce insan, toprak ananın bağrına sığındı.

Kimilerinin bu süreçte işi abarttıklarını, havuzlu villalar yaptıklarını, işi şirazesinden çıkardıklarını söylemek mümkün… Hatta, arazi sahiplerinin, toplumsal bir ihtiyacı ranta çevirdikleri, kimi alıcıların da ileride ortaya çıkacak imar imkanlarıyla zenginleşme hayalleri kurdukları da biliniyor.

Ama bu tür kötü örnekler, hobi bahçelerinin karşıladığı toplumsal ihtiyaç dikkate alındığında bir hiçtir. Dolayısıyla bugün devletin yapması gereken şey, kötü örneklerden hareketle insanların genel eğilimini, ihtiyacını görmemezlikten gelme olmamalıdır. Madem ki, bir gerçeklik vardır; o halde devlet, hobi bahçelerindeki yapılarla ilgili birtakım kriterler getirmelidir.
Devletin tarım arazilerini korumak istemesi doğrudur; üstelik görev ve sorumluluk alanı içindedir. Ancak yıllarca seyirci kalıp, halkın kıt kanaat imkanlarıyla yaptıkları basit barınakları yıkmakla da tarım topraklarının korunmuş olmayacağını bilmek gerekir.
Üstelik burada bir samimiyet sorunu vardır. Ülkenin en güzel koyları, şirketlere peşkeş çekilirken, zeytinlikler yok edilirken bütün destek mekanizmalarını harekete geçiren devlet, iş birkaç metrelik yapılara gelince bu kadar haşin davranış içine giriyorsa mesele başkadır.
Mesele, gerçekten de hobi bahçesindeki barınaklar mıdır; yoksa çarpık kapitalist sistemin sömürü mekanizmalarına karşı kendi kendine yetebilir bir dünya kurmak isteyenler midir?