Hazine taşınmazları…
Yani bu ülkenin ortak malı.
Yani 85 milyonun hakkı.
Ama yıllardır herkesin bildiği bir gerçek var:
“Adamını bulanın” göz diktiği yerlerdir buralar.
Şimdi ise TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda kabul edilen ve görüşmelerde hiç kimsenin itiraz etmediği “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” düzenlemesindeki 17 ve 19’uncu maddeler ciddi bir tartışmanın önünü açıyor ve konuyu bambaşka bir boyuta taşıyor.
Eskiden hazine taşınmazı alanlarının korunmasında kritik rol oynayan Milli Emlak Genel Müdürlüğü, talepleri sıkı denetler, çoğu zaman “olmaz” derdi.
Bir fren mekanizmasıydı.
Ne oldu?
2018’de sistem değişti, yapı değişti, denge değişti.
Milli Emlak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlandı.
Yeni yasa teklifiyle birlikte Hazine taşınmazlarının, bakanlıkların iştiraklerine bedelsiz devrinin yolu açılıyor.
Kamu malı, yarı özel şirketlere mi?
Düzenlemenin en tartışmalı noktası burada başlıyor.
Bu iştirakler ne?
Tam anlamıyla kamu mu? Hayır.
Tam anlamıyla özel mi? O da değil.
Sermayelerinin bir kısmı devlete ait, bir kısmı özel sektöre.
Ticari faaliyet yürütüyorlar.
Kâr amacı güdüyorlar.
Yeri geldiğinde özelleştirilebiliyorlar.
Hatta Türkiye Varlık Fonu’na devredilebiliyorlar.
Şimdi soralım:
Kamuya ait bir taşınmaz, yarı özel bir yapıya bedelsiz devredildiğinde o mal gerçekten “kamu malı” olarak kalır mı?
Belediyelerin şirket kurmasına yeni düzen getiriliyor
Düzenlemenin 17’inci maddesi ise yerel yönetimleri doğrudan ilgilendiriyor.
Belediyelerin; Şirket kurmak, şirkete ortak olmak, kooperatif oluşturmak ve hisse devri yapmak gibi bazı faaliyetleri zaten Cumhurbaşkanı onayına bağlı idi.
Yeni düzenlemenin gerekçesinde; dolaylı veya bedelsiz (hibe yoluyla) şirket edinimindeki sıkıntılar giderilerek Cumhurbaşkanı onayına bağlanması yer alıyor.
Bu durum yerel yönetimlerin ekonomik hareket alanını daha da daraltır mı?
Görüp izleyeceğiz…