Efendim benim kuşak çatışması yazılarım pek seviliyor, benim de bu konu üzerine açıkçası söyleyecek çok şeyim var... Bu hafta gençlerin bir başka hassas problemi olan iş dünyasına girebilmeyi bir başka yönüyle ele alacağım. Yaşça bizim nesilden büyük olan tecrübeli insanların Z kuşağı ile ilgili sıklıkla "bunlar hazırcı" laflarını sizler de işitmişsinizdir ve hatta belki bunu söyleyenlerden birisinizdir. Kolaycı olmakla suçlanmamızın sebeplerini gelin bir de bizim gözümüzden görmeye çalışın, belki yazının sonunda siz kendinizi zorcu bulursunuz ve dünya birkaç dakikalığına masalsı bir tozpembelik kazanır?
Öncelikle her şeyi herkesin aynı şekilde deneyimleyerek ve zorlanarak ilerlemesi kümülatif bir birikim yaratmıyor aksine her birimiz ayrı ayrı Amerika'yı yeniden keşfetmek zorunda kalmasına sebep oluyor. Yani siz bir şeyi zor yoldan öğrendiniz diye bizim de benzer zorlukları yaşamamızı ve ancak bu yolla işin profesyonelliği yakalayacağımızı düşünüyorsanız bingo bir hata çünkü gerçek böyle değil, gerçek şu ki alanda kimse en ileride değil ve basit zorluklara harcanan gereksiz emek ve zaman kümülatif ilerlemenin en büyük düşmanı ve işin daha kısa bir zamanda iyileşmesini sağlamıyor aksine sürekli aynı noktada tıkanan bir paradoks yaratıyor. Yani kolay olan kötüdür diye ezbere konuşmak çağımızın gerçekleriyle uyuşmuyor çünkü kolaylaştırmak ve hızlandırmak sistemin en temel ihtiyacı. Pragmatik düşünülmediğinde anlayışsal
Bir başka önemli nokta bence şu malum balık tutmayı öğretme çabası. Bakınız bir insan açsa ona o anda bir şey öğretilmez, bu profesyonellik veya idealistlik değil göz göre göre birinin hayatını zorlaştırmaktır. Önce en temel insani kaygılar giderilmeli ondan sonra Dede Korkut hikayeleri üzerinden hayatı anlamlandırmaya çalışmamızı beklemelisiniz. Bizlerden daha tecrübeli insanların bu konuda bizim ihtiyaçlarımızı doğru anlayamadığı kanaatindeyim. Genel olarak karşılaşılan manzara şu: Net bir taleple gidiyoruz ve birilerinin merak etmediğimiz hayat hikayelerini dinliyoruz. Konuşmanın yaklaşık beşinci cümlesinde (sabırlılarımız yedinci cümleye kadar dayanabiliyor) bambaşka bir konu düşünüp, ne gerek vardı da sordum hissine kapılıyoruz ve o boş baktığımız an var ya, evet o an sizi dinlemiyoruz. Sürekli bakış açımızı değiştirmemizi gerektirecek epik konuşmalar dinliyoruz ama bizler bir destanla muhattap olmak değil, istediğimiz ufacık bir şeyi halledebilecek insanları dinlemek istiyoruz. Herkesin kariyer uzmanı olduğu günümüz dünyasında bir çıktıya ihtiyaç duyuyoruz ama somut yönlendirme ve yardımlar alma konusunda hep hayal kırıklığına uğruyoruz.
Disiplin kazandırmak diye adlandırılan çoğu işi angarya buluyoruz, burada kendimize de eleştiri yapmam gerek, işin ne kadarının angarya ne kadarının bizi geliştirecek iş olduğunu bilecek tecrübemiz yok ve kolay sıkılıyoruz ve bu bizi böyle tuhaf tiplere dönüştürdü bakın bunu inkar etmiyorum ama öte yandan da disiplin diye adlandırılan çoğu şey gerçekten gerekli mi? Örneğin yapılması gereken iş elbette bir sorumluluk ve bundan para alıyorsanız en iyi şekilde yapmalısınız ama işi yaparken şu saatte gel, şu saatte git mantığı bence çoğu iş için artık antika. Yani siz bizden işi mi satın almak istiyorsunuz yoksa fiziken orada bulunmamızı mı? Çünkü Z kuşağı fiziken neredeyse aklı orada değildir ve bu gerçekle yüzleşmeniz gerekiyor, hepimiz biraz böyleyiz, rutinlerde boğuluyoruz ve bir yere hapsedilmek istemiyoruz. Eğer gerçekten gerekli değilse oraya gelmek ve bulunmak çoğu zaman iş performansını da olumsuz etkiliyor.
Anlayışsal olarak bu kadar farklı olmamızın sebebi ise bence basitçe şımarıklık değil, teknoloji ve özsaygı anlayışının toplumumuzda oturamamasından kaynaklanıyor. Yaşça büyükler bu zamana kadar ezildiğine dair bir acı yarışına giriyor ve alttan alta sanki şimdi otorite bende mesajı vermeye çalışıyor ama onların zamanında yaşadıkları muameleler insani değildi, biz neden bu tip ittirip kaktırmalara toleranslı olalım? Usta çırak ilişkisi birine rahatlıkla mobbing uygulayabilirsiniz demek değildir, herkes saygıyı hakeder ve saygıyı içselleştirememiş insanlar en ufak bir otoriteye sahip olduğunda yıllarca mağduru olduğu şeyleri pratiğe dökerler. Bunu alt üst ilişkisi diye açıklamak toplumdaki çirkinlikten başka bir şey değil... Öte yandan teknoloji... Bence hayatı ne kadar kolaylaştırdığının halen farkında değiliz. Bizler bu dünyanın içinde doğduğumuz için alternatiflerle yaklaşmak ve işi kolaylaştırmak istiyoruz. Kolaycıyız, kolay olanı seviyoruz, yaşasın kolaylık.