Ev gencine ürettiğiniz çare bu mu?

Bir çoğumuzun hemşehrilik ilişkilerinden kaynaklı köy derneklerine üyeliklerinin olduğu malumdur. Aynı yörenin insanları arasındaki dostluk, dayanışma, işbirliğini amaçlayan köy derneklerinin faaliyetlerinden biri de düğün haberlerini duyurmak…

Son zamanlarda üyesi olduğum köy derneğinin duyurularında dikkatimi çeken şey, düğünlerin yerine çiftlerin sadece nikah töreniyle dünyaevine girmeyi tercih etmeleri. Bu tercihi sadece duyurularda değil, sosyal medya paylaşımlarında, çocuklarını evlendiren eşin dostun tutumlarında da gözlemliyorum.
Nedeni malum. Öyle büyük bir buhran yaşanıyor ki, gençler ya hiç evlenemiyor ya da hayatının en önemli olayında sade bir nikah töreniyle yetinmek durumunda kalıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “En az çocuk yapın” telkininde bulunuyor, “aile yılı” ilan ediyor, evlilik kredisi verildiğini söylüyor ama bunlardan yararlananların sayısının sınırlı kaldığını ve belirli şartlar arandığını biliyoruz.

Gençler evlenemiyor; düğün yapamıyor, eşyasını alamıyor, gelecek kuramıyor; çünkü bir evin asgari ihtiyaçlarını karşılayacak gelirden, bu geliri elde edeceği çalışma imkanlarından yoksun bulunuyor.
Eğitimde olmayan, çalışacak bir işi olmayanlar için ev genci kavramsallaştırması yapılıyor artık. 15-34 yaş arası gençler için kullanılıyor ve Türkiye’deki sayılarının 5 milyonu aştığı belirtiliyor. Türkiye, ev genci nüfusunun en yüksek olduğu ülkeler arasında bulunuyor. Avrupa Birliği ülkelerinde 15-29 yaş grubunda ev genci oranını ortalama yüzde 18 iken, Türkiye’de yüzde 35,6.

Ev gençlerinin büyük kısmı üniversite mezunlarından oluşuyor; her biri iyi üniversiteleri bitirmiş, birçoğu iki ya da üç dil biliyor. Ülkenin ihtiyaçlarına uygun bir eğitim programı olmadığından; kuş uçmaz kervan geçmez yerlere yapılan üniversitelerde nitelikli eğitim alamayanların diplomaları değersizleştiğinden iş bulma imkanları da bulunmuyor. Ya ev genci oluyorlar ya da okudukları bölümlerle ilgisi bulunmayan kasiyerlik, tezgahtarlık, moto kuryelik gibi işler yapmak durumunda kalıyorlar.
Bir ülkenin en büyük zenginliği insanlarıdır. Gelin görün ki, bir nesil heder edildi, daha kaç neslin geleceğinin karartılacağı da belli değil. Günümüzde artık önemli bir sorun olarak tespit edilen gelecekte daha da derinleşeceği anlaşılan bu durumun ortaya çıkaracağı toplumsal maliyetin, yaratacağı sosyo kültürel yıkımın bugüne kadar ciddiyetle üzerinde durulduğunu söyleyemeyiz.

Birkaç gün önce ekonomim.com sitesinde yayınlanan Besti Karalar imzalı haberde bir “Genç İstihdam Hamlesi”nden bahsediliyor. Yansıyan bilgilere göre 18-25 yaş grubundaki işsiz gençlerin istihdamı için devlet özel sektöre teşvik verecekmiş. Hazırlanan yasa teklifine göre, özel sektöre 6 ay maaş, 18 ay prim desteği sözkonusu. Giderlerin de İşsizlik Fonu’ndan karşılanması öngörülüyor. Desteklerin, imalat sektöründe faaliyet gösteren özel sektör iş yerleri için uygulanacağı da ifade ediliyor. Konuyla ilgili AKP kanadında yasa teklifi hazırlanıyormuş…

Genç istihdamı için “6 ay maaş, 18 ay prim desteği” gençlerin işsizliğine çare olur mu? Olmayacağı apaçık ortada… 6 ay bittikten sonra işini koruyup koruyamayacağının bir garantisi var mı? İşsizlik, eğitimin niteliğini artırmadan, gerçekten bir üretim ekonomisine yönelmeden, özel şirketlere kamu kaynaklarını transfer ederek mümkün müdür?