Dünyada mekan ahirette iman demiş atalarımız. Ahirette imanın ne kadar olmazsa olmaz olduğunu, dünyada ise mekanın mutlak gerekliliğini işaret eden güzel bir atasözü. İnanan insanların ahretteki imanı konusunda bir şey demek abesle iştigal, ancak dünyadaki mekan konusunda söyleyecek söz çok. Hele de bugünlerde.
Dünyada mekan, aynı zamanda çağdaş devletler için bir anayasa konusu. Bizim de anayasamızda herkesin barınma hakkından söz edilir ve devletin sorumluluğu kayıt altına alınır. … Gelin görün ki, pandemi kısıtlamaları kalkıp da yüzyüze eğitim başlayınca ve üniversiteler açılınca kiralık ev sorunu her türlü dış politika krizlerini bile unutturacak denli gündemimize oturdu. Günlerdir yapılan tartışmalara göre, özellikle büyük şehirlerde kiralık ev bulmak imkansızlaşmıştı üstelik kiralar uzaya fırlatılmış roketler gibiydi. Ev sahipleri, pandemi döneminde mahrum kaldıkları kira bedellerini adeta birkaç ayda çıkarmak isteyen bir fırsatçı mantığıyla hareket etmişlerdi. Oturulamayacak durumda olan evlere, hatta balkondan-kömürlükten bozma, tek kişilik hücre gibi duran, penceresi, tuvaleti, mutfağı olmayan yerlere 2-3 bin lira para istenildiğini gördük. İnternet sitelerinde paylaşılan kiralık ev ilanları bize çok ağır bir sorun yaşandığını gösteriyordu. Nişantaşı'ndaki bir ev ilanı şöyle:
'Sadece bayanlar için. Dairede pencere yoktur, havalandırma vardır. Nişantaşında Vali konağı caddesine paralel buket sokakta Valikonağı caddesine 1 dk yürüme mesafesinde, yeni binada tek kişilik daire. Dairede telefon çekmediği için wifi ile bağlantı sağlanmaktadır. Kiraya faturalar dahildir. Dairede pencere olmadığı için yemek yapılmadan kullanılacaktır'.
İlandaki bilgiye göre, alanın büyüklüğü 15 m2. İlana konu daire için istenen para ise 2 bin lira… Yeni bina olduğuna göre, muhtemeldir ki, kömürlük benzeri bir alan kiraya veriliyor.
Sosyal medyada paylaşılan bu ilanı gördüğümde, herkes gibi ben de 'daha korkunç ne olabilir' diye düşündüm. Mağara olsa hiç değilse toprağı hava alır. Penceresi yok, mutfağı yok. Düşünsenize yemek yapamadığınız bir eve ayda 2 bin lira isteniyor. 'Faturalar kiraya dahildir' denilmiş ama 'hiç yaşanmayacak bir tabutlukta ne tür bir fatura çıkar ki' demekten de insan kendini alamıyor. İnsanı insanlıktan çıkaran bir manzara…
Oysa son 20 yıldır, Türkiye'de hakim kılınan bir inşaat düzeni var. Dağ, taş, ova bayır her yer kazılıyor, demir kazıklar çakılıyor ve konutlar yapılıyor. İstanbul, betondan görünmüyor. Rezidanslar kentin siluetini tamamen kapatmış durumda, Avrupa'da dökülen toplam betondan daha fazlasını biz döküyoruz, müteahhitlerimiz dünyada en fazla kamu ihalesi alanlar sıralamasında ilk 10'a giriyor, TOKİ dağa taşa konut konduruyor ama yine de halk kiralık ev bulamıyor. Çünkü, konut-kentleşme politikası rant üzerine kurulu.
Oysa, İnsan Hakları Beyannamesi'nde de Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasında da en temel insan hakkı barınma hakkıdır. Gelin görün ki, bu hakkın kullanımı vahşi rant düzeni içerisinde artık giderek imkansızlaşıyor.
Bugün, 1980 sonrasında eğitimin piyasalaşmasıyla kamunun eğitime ayırdığı payın düşmesiyle adeta tarikat-cemaat yurtlarına itilen, bugünlerde parklarda-sokaklarda seslerini duyurmaya çalışan öğrenciler de asgari ücrete mahkum edilen çalışanlar da işsizler de öğretmenler de alım gücü düşük her insan iki seçenekle karşı karşıya:
Ya tabutluklarda ya da sokakta yaşam…