Dayan İran…

Büyük Ortadoğu Projesi’nde sona yaklaşılırken bütün dünya için sonuçlarını kimsenin kestiremediği tarihi bir kırılma yaşıyoruz.
Dünyanın en saplantılı, en barbar, en haydut devletlerinden biri olan İsrail ve onunla ittifak halindeki ABD’nin günler, aylar değil yıllar öncesinden bilinen İran’a yönelik müdahalesi başladı ve cehennemin kapıları ardına kadar açıldı.
Lamı cimi yok; ABD-İsrail ortaklığının İran’a yönelik müdahalesi hiçbir şekilde savunulamaz. İran rejimini beğenmeyebilirsiniz/ beğenmiyoruz. İran’da özgürlüklerin olmadığını, özellikle kadınlar açısından yaşamın zor olduğunun farkındayız. Rejimin baskıcı karakteri savunulamaz, savunmuyoruz. Amma velakin, dünyanın jandarmalığına soyunan, Tanrı tarafından seçilmiş topluluk olduklarını düşünen, bu nedenle vaat edilmiş topraklara sahip olmak için gözü kararmış biçimde bütün dünyayı ateşe atmaya hazırlanan Siyonist rejimin barbarlığını da görmezlikten gelemeyiz.
Bu saldırı için Epstein adası sapığı Trump ne kendi ülkesinde Kongre’den savaş için gerekli onayları aldı ne İsrail’in dini saplantılar içinde boğulan barbar lideri Netanyahu… ABD, kongresinden izin alınmadığı gibi saldırı uluslar arası sözleşmelere, BM kurallarına da aykırı. Hiçbir meşruiyet kaygısı gütmeden, “Kasabanın şerifi benim, istediğim ülkeye saldırırım, istediğim devlet başkanını kaçırırım, istediğim toprakları alırım, satarım, petrolünün, doğalgazının üzerine çullanırım” havasıyla bütün dünyayı ateşe atan ikili, şimdi İran’a bombalar yağdırıyor.
12 Gün Savaşı’nı nasıl püskürttü ise İran, şimdi de bölgede ABD üslerini vuruyor; meşru müdafaa hakkını kullanarak İsrail’e de karşılık veriyor.
Geçen yıl 12 Gün Savaşı’ndan ABD ve İsrail ortaklığı sonuç almamıştı. İran son saldırılara verdiği karşılıklarla da kolay lokma olmadığını ortaya koydu. Şahsen benim gönlüm, İran’ın bu ABD-İsrail haydutluğunu yerle yeksan etmesinden yanadır. Çünkü bu kontrolsüz gücün önü alınamazsa bütün dünya cehenneme dönecek, birinin kanı diğerinin elinde yüzünde kalacaktır. İsrail, bir saplantı haline getirdiği “arz-ı mevud- vaat edilmiş topraklar”a sahip olmak için bölge ülkelerini teker teker yutacak, iş eninde sonunda Türkiye’ye de gelecektir.
Nitekim, ABD'li akademisyen Michael Rubin, İran'a başlatılan saldırılar ve Ali Hamaney'in ölümünden sonra yaptığı paylaşımda açıkça sıranın Türkiye’ye yazıp takvimini de ilan etti. Rubin, “Ankara 2036’da, Tahran 2026’daki gibi olacak mı?” diye yazdı. İsrail’den sonra Türkiye’ye saldırılacağına başkaca pek çok yazılar çiziliyor, haritalar paylaşılıyor.
İsrail, Nil’den Fırat’a kadar olan topraklara sahip olmayı amaçlayan Büyük İsrail Projesi için bütün saldırganlığını takınmışken İslam dünyasındaki riyakârlık ibret ve utanç verici. Önce Suriye’nin ABD-İsrail tarafından atanmış yöneticisi Colani, İran’ı İsrail’e karşılık verdiği için kınadı. Colani, İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerini vurmasını kınayarak “Suriye Arap Cumhuriyeti, bu ülkelerin güvenlik ve istikrarına yönelik her türlü tehdidi kesinlikle reddediyor, egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine saygı duyulması gerektiğini vurguluyor” ifadelerine yer verdi. Madem ki, ülkelerin egemenlik haklarını bu kadar önemsiyorsun, önce İran’ın egemenlik haklarını savunmak gerekmez mi diye sormak gerekiyor ama bu İslamcı güruhtaki utanmazlık az buz değildir.
Merkezi Mekke’de bulunan Dünya İslam Birliği’nin yanı sıra Türkiye’deki İslamcılar da gizli bir sevinç içinde o çok karşı olduklarını söyledikleri siyonizmin İran’a çullanmasını gizli değil açıktan sevinç gösterileri ile alkışlıyorlar.
Mesela hilafetçi imam Kondakçı, İran’ın bombalanmasında hiçbir sakınca görmüyor, iktidar yanlısı bir televizyon kanalında konuşan Murat Özer adlı gazeteci ise memleketin Siyasal İslamcı damarının bütün zihniyet kodlarını ortaya döken sözler sarfediyor.
"Amerika Birleşik Devletleri, Şam'ı fethederek Suriye'yi İslam topraklarına kattı, sıra Tahran'ın fethinde, İran'ın islam topraklarına katılmasında..."
''Trump'ın Körfez ülkeleri ve Türkiye ile kurmuş olduğu yeni düzen içerisinde İran'ın bu yayılmacı politikalarına artık tahammül edilemeyecek.''
Şu ifadelerdeki korkunçluğu görebiliyor musun aziz okuyucu…
Sırf mezhepçilikten dolayı gözü dönmüş bir gücün karşısında nasıl diz çöktüklerini, sıranın Türkiye’ye geleceğini bile bile vecd içinde İsrail’in saldırılarını nasıl meşrulaştırdıklarını görüyor musun?