Eski Türkiye’den ne kaldı geriye?
Adında Cumhuriyet olan bir Cumhuriyet Halk Partisi bir Cumhuriyet gazetesi var söyleyebileceğimiz. Cumhuriyet gazetesi çok düşük bir tirajla, çok zor koşullarda varlığını devam ettiriyor. Cumhuriyet Halk Partisi ise uzun yıllardır iktidara gelemeyen, bütün seçimlerde yüzde 30’u aşamayan bir parti idi. Ancak 2024 yerel seçimlerinde birinci parti çıkınca, iktidara susamış tabanının, 23 yıllık AKP iktidarından bunalmış kitlelerin umudu oldu.
CHP’nin, tarihi henüz belli olmadan 2-3 yıl öncesinden Cumhurbaşkanlığı için aday gösterilen Ekrem İmamoğlu’nun izlediği strateji hatalarını saklı tutmak kaydıyla Cumhuriyet’in kurucu partisinin kısa sürede tarihinin en ağır krizi ile karşı karşıya kalmasının daha ideolojik gerekçeleri ve yeni devletin inşa süreciyle yakından ilgisinin bulunduğunu söylemek gerekir.
AKP iktidarının, adil yarışlı bir siyasal hayatı ortadan kaldırıp, partilerin faaliyetlerine de kendisine güçlü rakip olmayacağı ölçüde izin vereceği; seçilmiş belediye başkanlarını cezaevine koyması, son olarak da CHP’yle ilgili alınan mutlak butlan kararı ile artık netleşti. Yargı kararlarıyla CHP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sadece toplumsal desteğini büyük ölçüde kaybetmiş bir iktidarın, sandık hesabına dayanmıyor AKP, aynı zamanda hesaplaşma içinde olduğu yüzyıllık parantezi de kapatmak istiyor. Çünkü CHP, “Eski Türkiye”nin en güçlü sembolü ve bu sembol dinamik yapısıyla varlığını sürdürürse siyasal İslamcı zihniyet, defteri kapatmış olmayacak.
Erdoğan merkez sağın, liberal çevrelerin desteğini alarak geldiği iktidarda önce yerini sağlamlaştırmıştı. Yargı kararlarıyla, zaman ayarlamalı operasyonlarla kendisi için tehdit ve tehlike gördüğü unsurları yok edip; 2017 referandumu ile de sistemi değiştirerek kuvvetler ayrılığı ilkesini sonlandırıp tüm yetkileri tekeline almıştı.
2013 yılında henüz Gezi olayları patlak vermemişken dönemin AKP İl Başkanı Aziz Babuşcu, “yaptıklarının bu devletin kurumsal hafızasına yazılmazsa bertaraf edilmesinin çok kolay olacağını" belirtirken, "Devletin kurumsal hafızasına düşülecek notlar açısından AK Parti daha çok daha uzun süre iktidarda olmak durumundadır" ifadelerini kullanmış ve şöyle demişti:
“10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak"
Bugün “Türkiye Yüzyılı” söylemine eşlik eden ve “Eski Türkiye”yi çağrıştıran ne varsa imhaya yönelen anlayışın CHP’nin bütünsel varlığını hedefe almaması düşünülemezdi. Çünkü askeri ve sivil bürokrasiden gelebilecek tehdit, kadrolaşma, operasyonlar, baskı, sindirme ve devşirme yöntemleriyle bertaraf edilmişti. Geride zaten bütün kurumları, ilkeleri, anlayışı tasfiye edilmiş, varlığı fiili olarak sonlandırılmış Cumhuriyet’in sembol öğesi CHP kalmıştı.
Aslında inşa sürecini büyük ölçüde tamamlamış ancak adı da konulmamış rejimin geldiği yeni bir aşamada bulunuyoruz. Bundan sonraki fasıl, rejimin adının konulmasıyla ilgili olacak. “Müşfik monarşiler”e, “Osmanlı milletler sistemi”ne övgülerin eşlik ettiği, Ortadoğu’da da yeni bir düzenin kurulmak istendiği koşullarda, iç ve dış gelişmelerin bir uyumundan da söz etmek mümkün.
CHP bunun için parçalanıp bölünecek, Cumhuriyet’in hafızası bu yolla silinecek, onun çekirdek oyu kabul edilen Aleviler birbirine düşürülerek, kategorik olarak AKP iktidarına muhalif kalan bir kesimin de direnci kırılmış olacak ki, yüzyıllık dava sonlandırılsın.
Dolayısıyla oyun büyük.
Günlük düşünen politikacıların gözlerinin göremeyeceği kadar büyük…