Çanlar kimin için çalıyor?

Türkiye artık kurumlarıyla, çürümüş toplumuyla, suç şebekelerinin kol gezdiği sokaklarıyla, her toplum kesiminden insanın can ve mal güvenliğini tehdit ediyor. Herkeste olağanüstü bir kaygı, tedirginlik, güvensizlik, korku, endişe var.
Ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli’nin 5 yıl önce attığı mesaj, bir cinayet vesilesiyle yeniden gündem oldu. Mart 2021 tarihli paylaşımında Arif Verimli, şöyle diyor:
“Bakın bu günler iyi günlerimiz.. Güzel yüzlü kurbanlarımız olacak… Hiç sebepsiz insanlar birbirini ve zavallı hayvanları öldürecek. Çünkü bu çağ dijital çağ değil öfke çağı.. Uyuşturucu, şiddet, pandemi ve yeni dünya düzeni şiddetiyle gelecek…”
Kendisinin de ifade ettiği gibi O, bir kahin değil. Toplumun içten içe nasıl çürüdüğünü, yozlaştığını, cezasızlığın suçluları nasıl cesaretlendirdiğini, yeterli, etkili önlemlerin alınmadığını, ağır sorunların gündelik, içi boş siyasi tartışmaların içinde görünmez kılındığını görüyor ve öngörüde bulunuyor. Çünkü, görünen köy kılavuz istemiyor.
Geçen hafta, iki cinayet kamuoyunda çok tartışıldı. Biri İzmir’de insan hakları savunucusu, İzmir İnsan Hakları Derneği eski Eş Başkanı avukat Ali Aydın’la ilgiliydi. Sabah yürüyüşünde başı taşla ezilerek öldürüldü. Aydın ile cinayeti işleyen arasında herhangi bir tanışıklık yok. Paylaşılan bilgilere göre cinayet zanlısı uyuşturucu bağımlısı. Elbette perde arkasında başka nedenlerin olması olasılık dahilinde; ancak şu ana kadar sızan bilgiler, uyuşturucu gerçekliği ile karşı karşıya bırakıyor bizi.
Prof. Dr. Arif Verimli’nin dediği gibi “sebepsiz” bir cinayet…
İkinci cinayette ise yine Verimli’nin ifadesinde yeraldığı şekliyle “güzel yüzlü bir kurban” var. Daha biz Kadıköy’deki bir Pazar yerinde herkesin gözü önünde 14 yaşındaki Ahmet Minguzzi’nin bıçaklanarak öldürülmesini unutmamışken Güngören’de 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, akran şiddetine uğradı ve sustalı bıçakla katledildi. Hem de “yan bakma” tartışması yüzünden…
Şu birkaç ayda öldürülen Hakan Çakır, Alperen Ömer Toprak gibi çocuklar da var ve artık her bir canı rakam olarak ifade etmenin verdiği azap anlatılır gibi değil. Dün Minguzzi için ağlıyorduk bugün Atlas için. Yarın kimin hedef olacağı hiç belli değil. Şiddet olağanlaştıkça insan hayatını istatistiki bir veriye dönüştürmenin bizatihi kendisi, ağır bir sorunla karşı karşıya kaldığımız anlamına geliyor.
Rakel Dink, eşi Hrant Dink’in cenaze töreninde “bir bebekten bir katil yaratan sistem”e dikkat çekmişti. Evet, asıl odaklanmamız gereken nokta, bebekleri bir canavara dönüştüren siyasal, toplumsal, kültürel iklim…
Belki de önce şu soruyu sormakla işe başlamalıyız?
15 yaşındaki bir çocuğun elinde neden sustalı bıçak, tabanca var? Çocuklar neden kendilerini, üretimle, kültürle sanatla değil de şiddetle, güç gösterileriyle ifade etmeye çalışıyor?
Milyonlarca gencin ne eğitimde ne de herhangi bir işte olmadığı; dolayısıyla geleceksizliğe mahkum edildiği bir ülkede hayal kuramayan bir nesil yetiştiğini unutmamak gerek herhalde. Hayali olmayan ancak günübirlik yaşar ve hep bir güç arayışı içinde olur. Bilir ki, zayıf kaldığında ezileceksin.
Bu ülke, gençlerine iyi bir gelecek vaat etmiyor. Devlet adil değil, cezasızlık artık olağan hale geldi. İşlediğiniz suç nedeniyle çok fazla bir ceza almayacağınızı düşünüyorsanız, devletin adil olması gereken otoriteyi tesis edemediğini görüyorsanız, türlü yoksunluklar ve haksızlıklara maruz kaldığınızda bir başına olacağınızı düşünüyorsanız; üstüne üstlük çocuklukta temel ahlaki değerleri alamamış, iyilik, merhamet, vicdan, empati gibi kavramlardan da bihaber kalmışsanız, ortaya çıkan boşluğu şiddetle doldurmak istersiniz.
Bu çocukların rol modelleri kim? Filozoflar, edebiyatçılar, kaşifler, mühendisler, bilim adamları, emeği ile geçinmenin erdemine inanmış sıradan insanlar değil. Özendikleri karakterler, televizyon ekranlarını kaplayan, sosyal medyada boy gösteren mafyatik tipler…
Astığı astık kestiği kestik, kaba güç ile zorbalığını herkese kabul ettiren, bir anda zenginleşen, kirli işlerde kazanılan para ile lüks rezidanslarda muhteşem hayatlar yaşayanlar… Kendisini dünyanın merkezine koyan, ister bir sokak hayvanı, ister bir kadın, ister kendi halinde yaşayan bir gariban olsun, güçsüz gördüğünü yok etme özgürlüğüne sahip olduğunu düşünen ve hiçbir frenleyici mekanizması, iç denetimi, değeri kalmamış güruh…
Gücü kutsayan, ezmeyi, eziyor olabilmeyi meziyet sayan, bencil bir nesil…
Devlet otoritesi yok, çetelerin hükmü geçiyor
İyiliğin, güzelliğin hakimiyeti yok, kötülük hegemonyası altındayız.
Dolayısıyla hiç hafife alınacak bir tablo değil bu.


Çanlar, hepimiz için çalıyor.