Önceki yazımızda Ukrayna savaşının nükleer bir savaşa dönüşmemesi için hem ABD/Batı Bloku hem de Rusya ve Çin’in son derece dikkatli davrandığını...
O nedenle “hibrit savaşlar” ya da “vekalet savaşları” olarak adlandırılan bir savaş türünün tercih edildiğini...
Eski Milli Savunma Bakanı ve AKP Milletvekili Hulusi Akar’ın bu durumu, “Şimdi ‘hibrit’ diye bir şey çıkardılar. Artık savaş ilanı yok. Bulanık savaş. Savaş var mı yok mu belli değil. Bunun da tipik örneği Ukrayna-Rusya. Silahını veriyor, mühimmatını, parasını yiyeceğini, giyeceğini veriyor. ‘Hadi yavrum sen savaş’ diyor ve Ukrayna savaşıyor.” dediğini yazmıştık.
***
Tam da bu yazının yayınlandığı gün Rusya, herkesin bildiği ama Batılı siyasetçilerin ve medya organlarının bilmezden geldiği bu gerçeği ortaya koyan bir ses bandını yayınladı...
Alman Der Spiegel tarafından gerçekliği teyit edilen kayıtta, Almanya Hava Kuvvetleri (Luftwaffe) Komutanı Ingo Gerhartz'ın diğer üst düzey ordu mensuplarıyla Ukrayna'ya uzun menzilli Taurus füzelerinin teslimatı hakkında konuşuyor ve bu füzelerle vurulacak hedefleri belirliyordu. Vurulacak hedeflerin başında ise Rusya ile Kırım’ı birbirine bağlayan Kerç Köprüsü geliyordu...
İşin ilginç tarafı bu konuşma, Alman Başbakanının Almanya’nın savaşa karışmadığını, uzun menzilli füzeleri kesinlikle Ukrayna’ya vermeyeceklerini söylediği ve Fransız Başkanı Macron’un “NATO’nun Ukrayna’ya asker gönderme fikrinin reddedilemeyeceği” şeklindeki açıklamasına karşı çıktığı koşullarda yapılıyordu.
***
Hatırlanacağı üzere Macron’un kendisi de bir süre önce NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini savunmuş, ama kısa bir süre sonra NATO aracılığıyla Ukrayna’ya asker gönderme fikrini reddetmemek gerektiğini söylemişti. Dünyayı nükleer bir savaşa sürükleyebilecek böyle bir olayı teklif edebilmesi, Alman politikacıların çaresizliği ile birlikte düşünüldüğünde tek bir gerçeğe işaret ediyor: O gerçek, Batı dünyasında devletlerin ve ülkelerin siyasetçiler tarafından yönetildiği iddialarının boş laftan ibaret olduğudur. Bu ülkelerde siyaset sahnesinde rol alanlar tiyatro sahnesinde rol alan aktörlerden farksızdır...
ABD’nin kendisi de dahil olmak üzere tüm “Batı Dünyasında” gerçek güç ve karar yetkisi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’daki müttefik ordularının başkomutanlığını yapan, daha sonra ABD Başkanı olan Eisinhower’in başkanlığa veda ederken kendi ulusuna yaptığı uyarıda adını “askeri-sınai kompleks” koyduğu, perde gerisinde oyunu kurgulayıp yöneten yapıların elinde bulunmaktadır...
O yapıların başında bulunanlar, bugünün koşullarında savaşı “hibrid” aşamada tutma konusunda kararlı görünmektedir.
***
Bu olay, Rusya’nın öteden beri savunduğu, “Biz Ukrayna’da Ukraynalılarla değil Batılı düşmanlarımızla savaşıyoruz” tezini açık bir biçimde doğrulamıştır...
Eski Rus Başkanı Medvedev, bu olay üzerine "Bakın (Almanlar) ne kadar derinlikli ve detaylı biçimde uzun menzilli füzelerle topraklarımızı vurmayı, vurulacak hedefleri seçmeyi ve anavatanımıza ve halkımıza en fazla zararı nasıl verebileceklerini tartışıyorlar" ifadesini kullanmış...
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da, "Batı'nın Rus halkına karşı yürüttüğü hibrit savaş tüm hızıyla sürüyor" sözleriyle olaya tepki göstermiştir.
***
Bu güçlerin Türkiye için de planlar yaptığı, Ukrayna’nın tükendiği koşullarda tıpkı Birinci Dünya Savaşında Almanya’nın yaptığı gibi Karadeniz üzerinden gerçekleştirilecek bir provokasyonla Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirerek çatışmaya sürüklemek istedikleri bilinmektedir...
Bu tür bir provokasyonun gerçekleştirilebilmesi için savaş koşullarında Boğazları savaşan tarafların gemilerinin geçişine kapatan Montrö Anlaşmasının ortadan kaldırılması gerekmektedir...
ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin Montrö Anlaşmasını gözden geçirme zamanının geldiği yönündeki açıklamaları bu amacı açıkça göstermektedir.
***
Türkiye, NATO üyesi olması nedeniyle Batı’nın Ukrayna’yı NATO’ya alması ya da çatışmanın Rusya’ya komşu herhangi bir NATO üyesi ülkeye sıçraması durumunda büyük risklerle karşı karşıya kalacaktır...
Çatışmanın yaygınlaşması durumunda ise savaş, artık “hibrit savaş” olmaktan çıkacak gerçek anlamda Üçüncü Dünya Savaşı cehenneminin kapılarını açacaktır...
Yaşananlar, bu savaşın kolay kolay bitmeyeceğini göstermektedir. Türkiye’nin bugüne kadar sürdürdüğü “tarafsızlık”, Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmama ve Montrö Sözleşmesini uygulama tavrını sürdürmesi son derece önemlidir.