Bitmeyen Bir Savaş... (IV)

Önceki yazımızda Ukrayna’daki savaşın aslında 2013 yılında CIA ve Soros tarafından organize edilen “Meydan darbesi” ile başlatıldığını, bu darbe sonrasında Ukrayna’daki rejimin askerileştirildiğini, Doğu Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli halk üzerinde soykırım uygulandığını, bu durum karşısında bu bölgelerde yaşayan halkın Rusya’nın desteği ile “özerk cumhuriyetler” kurmak zorunda kaldığını söylemiştik...

Daha sonra Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine alınması ile Rusya’yı kuşatan zincir sıkılaştırılmış, Rusya’ya uygulanan ve her geçen gün biraz daha yoğunlaştırılan yaptırım ve ambargolar bu zincirin ekonomik halkaları olmuşlardı...

Yazımızda bu süreci, Londra ve Zürih Anlaşmalarıyla “iki toplumlu bağımsız bir cumhuriyet” olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1974 yılında Nikos Sampson adlı bir EOKA çetecisi tarafından yıkılması ve Kıbrıs’ın tek taraflı olarak Yunanistan’a bağlanması planına karşı Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının gösterdiği tepkiye benzetmiştik.

***

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dağıtılması ve Ada’nın Yunanistan’a bağlanması planı, Türkiye’nin 1974 yılında NATO’nun tüm tehditlerine ve engelleme çabalarına karşın gerçekleştirdiği Kıbrıs Harekatı ile bozguna uğratılmış, böylece ters tepen girişim sonucunda Yunanistan’daki askeri cunta devrilirken orada iktidara gelen sivil hükümet NATO’ya duyduğu tepkiyi bu örgütten ayrılarak göstermişti...

Bu olaylar sonucunda önce Adanın kuzeyinde Kıbrıs Türk Federe Devleti adıyla bölgesel bir yönetim oluşturulmuş; daha sonra Rum Devleti’nin eşit koşullarda birleşmeyi kabul etmemesi üzerine bu bölgesel yönetim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adı altında bağımsız bir devlet haline gelmişti... Yunanistan’ın tekrar NATO’ya dönmesi ise ancak Yunanistan’da Amerikancı yönetimin “restore edilmesi” ve Türkiye’deki “Amerikancı” 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Evren cuntasının veto yetkisini kullanmaması sayesinde mümkün olmuştu...

Bu arada 1974-78 yılları arasında ABD ve NATO tarafından Türkiye’ye silah ambargosu uygulanmış, bu ambargoya karşı 1975 yılında ABD üslerindeki faaliyetler “askıya alınmış” ve ambargo ancak 1978 yılında Ecevit’in “Biz de başka kaynaklardan silah temin ederiz” mesajı üzerine sonlandırılmıştı.

***

O yıllar “soğuk savaş” yıllarıydı...

Nükleer silahların yıkıcılığının ulaştığı nokta göz önüne alındığında, “soğuk savaş” döneminde mücadele eden küresel güçler doğrudan kendi orduları ve silahları ile karşı karşıya gelip savaşmak yerine mücadelelerini sömürgelikten kurtulma yönünde mücadele eden halklar üzerinden yürütmüşlerdi...

Bu durum, “tek kutuplu dünya”ya karşı yürütülen mücadele sırasında da geçerli olmaya devam etmektedir.

***

O nedenle Ukrayna savaşının nükleer bir savaşa dönüşmemesi için hem ABD/Batı Bloku hem de Rusya ve Çin son derece dikkatlidir...

Taraflar doğrudan karşı karşıya gelmek yerine “vekiller” aracılığıyla savaşmayı tercih etmekte, bu nedenle en büyük zararı “vekalet savaşları”nın yürütüldüğü ülkelerin halkları çekmektedir...

O nedenledir ki, eski Milli Savunma Bakanı ve AKP Milletvekili Hulusi Akar, “Üçüncü Dünya Savaşı ne zaman olacak?” sorusunu “Başladı bile” diye cevaplamış ve şunları söylemiştir:

“Kavramsal olarak dünyada bazı değişiklikler var. Şimdi artık böyle savaş yok, Şimdi ‘hibrit’ diye bir şey çıkardılar. Artık savaş ilanı yok. Bulanık savaş. Savaş var mı yok mu belli değil. Bunun da tipik örneği Ukrayna-Rusya. Şimdi Ruslarla kim savaşıyor? Ukrayna savaşıyor. Ukrayna tek başına nasıl yapacak bunu? Bütün dünya (arkasında -EG) ama kimse ortaya çıkmıyor. Silahını veriyor, mühimmatını, parasını yiyeceğini, giyeceğini veriyor. ‘Hadi yavrum sen savaş’ diyor ve Ukrayna savaşıyor. ”

***

Anlattığımız nedenlerden ötürü görünüşte Rusya, Ukrayna’ya müdahale eden ülke olsa da, oradaki savaşın esas kaynağı Rusya’nın gelişmesini engellemeyi, kuşatmayı ve nihayetinde dağıtmayı amaçlayan ABD/Batı Bloku ve onların aracı olarak hareket eden Ukrayna’dır...

Rusya’nın müdahalesi, satrançta kuşatılma tehlikesi altında bulunan oyuncunun yaptığı “preemptive” (önleyici) türden bir hamledir...

Bu durum, İbni Haldun Üniversitesi Haydar Aliyev Avrasya Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan bir makalede şöyle özetlenmektedir:

“2004 yılında Ukrayna’daki iktidarın Turuncu Devrim sonucu el değiştirmesi, Rusya’yı tedirgin ediyordu. NATO genişlemesi, devrimler Rusya’nın Batılı devletlerin Rusya hakkındaki politikaları konusunda şüpheleri de arttırdı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’in 2021 yılındaki çıkışları, NATO ve AB üye olma, Luhansk ve Donetsk bölgelerini geri alma gibi Rusya’yı kızdırdı. ABD’de Joe Biden’ın Başkan seçilmesi, ve Bill Clinton ve Barack Obama dönemlerindeki Rusya ve Ukrayna uzmanlarının ve diplomatlarının (bunlardan biri Ukrayna kökenli olan Rusya’ya karşı şahin Victoria Nuland’dır) ABD’nin Ukrayna konusunda Rusya’ya karşı daha sert tutum alacağının göstergesiydi. (Bütün bunlar -EG) Putin’i hamle üstünlüğünü kaybetmemek için hareket etmeye itmiş olabilir.
(devam edecek)