Bitmeyen bir savaş... (III)

Ukrayna ve Gazze savaşlarının neden kolay kolay bitmeyeceğini anlatan yazılarımızın bir öncekinde bu savaşların “Üçüncü Dünya Savaşı”nın “prelüdünü” oluşturdukları üzerinde durmuştuk...

Aynı yazıda, İkinci Dünya Savaşının ardından yaşanan “soğuk savaş”ın esas olarak iki blokun sömürgeler üzerinden yürüttüğü bir savaş olduğunu; bu savaşta “sosyalist blok”un sömürge ülkelerin ulusal kurtuluş hareketlerini desteklemesine karşın sömürgeci ülkelerin statükoyu korumaya çalıştıklarını ama başarılı olamadıklarını; siyasi gerekçelerle “Doğu Bloku”nun ve yeni bağımsızlığına kavuşmuş ülkelerin ekonomik olarak desteklenmesinin Sovyetler Birliği açısından büyük bir yük yarattığını; bu süreç sonunda Sovyet blokunun parçalandığını ve Rusya’nın bir dönem (Yeltsin döneminde) ABD’nin hegemonyası altına girmekten kurtulamadığını söylemiş...

“Tek kutuplu dünya böyle oluştu!” demiştik.

***

Günümüzde Rusya ve Çin, ABD’nin kendilerine kurduğu tuzakları parçalamış ve “çok kutuplu bir dünya” oluşturma yolunda somut ve çok önemli adımlar atmışlardır...

Bu ülkeler “soğuk savaş” döneminin aksine kapitalist dünya pazarı ile bütünleşmiş durumdadır...

Bu bütünleşmenin sağladığı avantajları kullanan Rusya doğal kaynaklarını ve sanayi alt yapısının avantajlarını değerlendirmiş, Çin ise kaynak sorununu küresel piyasanın sağladığı avantajları çözerek ABD hegemonyasını kırmıştır. Dahası bu iki ülke ABD/Batı hegemonyasına karşı çıkan ülkeleri çevrelerinde toplayarak BRICS gibi bir yeni bir “kutup” yaratmayı başarmıştır.

***

Burada tıpkı Birinci ve İkinci Dünya savaşları öncesinde olduğu gibi “kapitalizmin eşitsiz gelişmesi” yasası söz konusudur. Geriden gelen bazı kapitalist ülkeler pazarı elinde tutan ülkelerin önüne geçmişlerdir...

Durumun Birinci ve İkinci Dünya savaşlarından farkı şu noktadadır:

Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını başlatan güç, geriden gelerek ekonomik olarak “eski” emperyalist devletleri geçen ve onların sömürge imparatorluğundan kendi payını isteyen Alman emperyalizmiydi; yani kavga, yükselen gücün askeri yöntemlerle yürüttüğü “pazar kavgası” sonucu çıkmıştı...

Üçüncü Dünya Savaşını körükleyen olgu ise Rusya ve Çin’in gelişmelerini barış ortamı içinde sürdürmek istemelerine karşın ABD ve Batı Avrupa Blokunun kendi küresel emperyalist tekelini parçalayan ekonomik gelişmeler karşısında mevzilerini terk etmek istememesi ve gelişmekte olan bu süreci tersine çevirmek için askeri yöntemlere başvurmasıdır.

***

Rusya ve Çin’e yöneltilen kuşatma ve saldırılar, ABD’nin bu ülkelerin gelişmesini durdurmak ve onları yeniden kendi sultası altına alma çabalarından kaynaklanmaktadır...

Bu açıdan bakıldığında, Ukrayna’da ilk hamlenin Rusya’dan gelmiş olması kimseyi yanıltmamalıdır...

Aslında Ukrayna Savaşı, Rusya’nın iki yıl önce başlattığı “özel operasyon” ile değil 2013 yılında Ukrayna’da Rusya ile dostluğu savunan meşru Yanukoviç Hükümeti’nin devrilmesine yol açan CIA/Soros damgalı “Meydan Darbesi” ile başlatılmıştır.

***

Bu darbe sonrasında Ukrayna’daki rejim Neo Nazileştirilmiş, Doğu Ukrayna’nın “yeniden fethedilmesi” ve bölgede özerklik ilan etmiş olan Rus kökenli halkın soykırıma tabi tutularak bölgeden kaçırılması gündeme gelmiş, ancak bu girişim Rusya’nın askeri müdahalesi ile önlenmiştir...

Rusya’nın müdahalesi sonrasında ABD ve Batı Avrupa destekli Neo Nazi Zelenski yönetiminin bu bölgeleri şiddet yoluyla Ukrayna’ya katma ve Ukrayna’yı NATO’nun bir parçası haline getirme yönündeki girişimleri ise iki yıldır devam eden Ukrayna Savaşına yol açmıştır...

Bu savaş sırasında Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine alınması ile Rusya’yı kuşatan zincir güçlendirilmiştir. Rusya’ya uygulanan ve her geçen gün biraz daha yoğunlaştırılan yaptırım ve ambargolar bu sürecin ekonomik tamamlayıcıları olmuşlardır.

***

Aslında Rusya’nın Ukrayna’da yaşananlara tepkisi bazı bakımlardan Londra ve Zürih Anlaşmalarıyla 1960 yılında “iki toplumlu bağımsız bir cumhuriyet” olarak kurulmuş olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1974 yılında Nikos Sampson adlı bir EOKA çetecisi tarafından yıkılması ve Kıbrıs’ın tek taraflı olarak Yunanistan’a bağlanması girişimine karşı Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının gösterdiği tepkiye benzemektedir...

O dönemde ABD yanlısı 12 Mart askeri rejimi Türkiye’yi ABD’nin istediği raya oturtamadan çökmüş, sivil rejime dönüş sonrasında kurulan CHP- Milli Selamet Partisi koalisyon hükümeti ise ülkeyi daha bağımsız bir çizgiye çekme çabasına girişmişlerdi...

ABD ve onun Yunanistan’da kurduğu askeri dikta rejimi eliyle kotarılan 1974 EOKA darbesinin amacı, Kıbrıs’ı doğrudan askeri üs olarak kullanabilmek amacıyla NATO‘nun emrine vermekti. Bu arada hem Kıbrıs’ta Rusya ile dostluk politikası güden Makarios hükümeti hem de Türkiye’nin bağımsızlığını savunan Ecevit-Erbakan hükümeti iktidardan uzaklaştırılacaktı. EOKA’cılar darbe sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkarak Ada’yı Yunanistan’a bağladıklarını ilan etmiş, Kıbrıs Türk halkını da bir soykırımla Ada’dan silip atmayı planlamışlardı...

Türkiye’nin “önleyici” bir nitelik taşıyan müdahalesi sayesinde bu plan uygulanamamıştı.

(Devam edecek)