Bir Bodrum çeşitlemesi...

Anılarda Kalanlardan

Kendi yörem dışında ve uzun dinlencelere 1996'da başlayabildik, ailece hemen hemen çok tatile gittik. En çok da Bodrum'u yeğledik. Merak eder dururdum ne var bu Bodrum'da diye…

*

O yılın Temmuz ayında, Bodrum çevresindeki Güllük'tü konakladığımız ilk yer. Gökcan Motel'deydik. Yokuştan iner, sahilde dolaşır; yokuştan çıkar motele ulaşırdık. Körfez manzaralı sessiz, sakin bir yerdi. Yeni yeni tepelerde tek tük inşaatlar vardı. Bugün kimbilir ne haldedir?

*

Moteli Ankaralı üç arkadaş işletiyordu. Bizim de Anakaralı oluşumuz nedeniyle çabuk ısındık birbirimize. İki aile daha vardı koca motelde. Akşamları daha renkli geçiyordu. Sanki kendi evimizde gibiydik. Ayrılırken de yüreğimiz burkuldu. Onları yalnız bıraktık diye: Ağlamışlardı arkamızdan. Bir daha da görüşemedik…

*

O moteldeki son gecemizi unutamam. Kabataş Lisesi'nde başlayan 65 yılı bulan arkadaşım,unutamadığım dostum Ahmet Ersöz, bize konuk oldu. En güzel gecemiz de bu oldu. Ertesi sabah gelip bizi aldı. İşbankalılar Sitesi'ndeki yazlığına götürdü. Üç gün konuk olabildik. Onun ilgisiyle Bodrum yöresini gezdik. Yalıkavak'ı çok beğendik. Cumhuriyet Kitap Sergisi karşısındaki Sarnıç'ta resim sergisi vardı. O ziyareti, bu sergide bir fotoğraf karesine sığdırdık. Ahmetlerden de zor ayrıldık. Ah bu zorunluluklar olmasa !...

***

Geçen yaz Gümbet' te kaldık. Muhteşem bir oteldi. Koyun iki tarafına kurulmuştu. İki plajı dopdoluydu. Her akşam animasyonlar oluyordu. Her çeşit insan vardı. Âdeta küçük bir köyü andırıyordu. Menü çok zengin, sınırsız ikramlar çok güzeldi. Bütün gün uyuyan Gümbet, güneşin batmasıyla canlanıyor; sokaklar, eğlence yerleri ışıklanıyor, sokaklarda zor dolaşılıyordu. Bizi görenler, İngilizce laf artmalarla karşılıyordu. Birisi mal satmak için dil döküyorken, sözünü kestim: Evladım Türküz biz, bize de mi yani? deyince, '0oo, yes! Excuse me' deyip, alışkanlıkla selavatladı bizi…

***

Bilirsiniz, Bodrum'u keşfeden Cevat Şakir Kabaağaçlı'dır.( namı diğer Halikarnas Balıkçısı). Ana yoldan sapıp, çarşıya indiğinizde, caminin köşesinde bir büstüyle karşılaşırsınız. Az ilerisinde sırtını denize dönmüş, caddeden gelip geçeni seyreden Neyzen Tevfik'le karşılaşırsınız. Niye yüzü denize dönük değildi, kafayı ona takmıştım. Ankara'ya dönünce bir kurgulamayla, gezi notlarıma şunu ekledimdi:

'Cevat Şakir, babasını öldürmekten mahkum ve sürgündür Bodrum'da.''Mavi Sürgün'' bu yaşamından kesitler sunduğu bir kitabıdır.Yaşarken çektiği sıkıntıyı da büstü çekiyor şimdilerde…

*

Neden mi? Neyzen Tevfik seslenerek, şöyle diyormuş:' 5 vakit ezan dinlemekle günaha giriyorsun, yanıma gel !'. Cevat Şakir de ona seslenir: 'Denize bakacağın yerde, beni de mi Ortak edeceksin o cangıl cungul caddeye bakmaya. Sen gel benim yanıma. İşine bak ! 'Benim işim sana bakmak; hoşnutum burada' diye sanki şakalaşıyorlardı. Şu dörtlüğü okur Ona:

Bî-namaz- 'Bî-namaz deyip beni Hak'dan uzak gören,/ Sığmaz senin hayaline mihrab-ü mübrem./ Sen sade beş vakitte ararsın Allah'ını,/ Ben her zaman onunla emîn ol beraberim .'Her yaşayan insan hayatın askeridir. Ölüm var her zaman. Ölüm hayata sığıyor ama hayat ölümü aşıyor. Hayat doğadır. Çıkarcılar, başkasının üzerinden geçinenler, ölümün hayata karşı askeridir. Şimdi ne yapalım, doğaya karşı bir düşman var yani ölüm. Bu böyle. Ama doğa alt edilemiyor. Antidoğa beni öldürür, ama ben çocuklarımla aşarım ölümü. Çocuklarım olmazsa akrabam, sevdiklerim. Onlar da olmazsa insan var'. Demek ki bunları duymamış Neyzen diyen Kabaağaçlı İzmir'de 1973'te sıkıntılı bir yaşamın ardından ve yapayalnız ömrünü tamamlamıştı…Ruhu şad olsun…

*

Bodrum'da Zeki Müren'in evinin bulunduğu sokağa gittik Ahmet'le. Yeşilliler içinde; sessiz, yalnız bir evdi. Ne yazık ki, İzmir'de uzun yıllar sonra çıktığı televizyonda kalp krizinden yaşamını yitirmişti. Bir başka gidişimizde de evi müze idi. Ama ihtişamlı yaşamının izlerini , yaşamını yansıtmıyordu.Bodrum'un Paşası'nı rahmet ve özlemle anıyorum…