Beyaz Yakalılık Kayboluyor

Tatlı Keynesyen rüyamızdan tamamen uyandığımız mübarek yıllardayız. Yıllardır beyaz yakalıların kendilerini asla işçi gibi görmeme eğilimleri, politikadan uzak tatlı apolitik dünyaları, bana bir şey olmasın da kime ne olursa olsun algılarıyla zayıflayan sınıfsal mücadele bugün artık tamamen avuçlarımızda eriyor. Eski bir trend olduğu için değil, siz kendi hakkınızı savunmazsanız kimsenin sizin hakkınızı savunmayacağı için...

Bu demokrasi modelleri ve temsil ile bizler sandık ki bu insanlar bizlerin çıkarlarını korurlar ancak "biz" illüzyonu ulus devletlerde başından beri hastalıklı bir şekilde kurulur. Biz illüzyonu asla bulunduğumuz sınıfa göre değerlendirmeyiz ama ait olduğumuzu hissettiğimiz kimliklere göre değerlendiririz. Bu noktada genellikle kimlikler devreye girer. Bu kimlikler de zaten yapısal olarak inşa edilmiş şeylerdir. Madem sınıf çıkarları bu kadar kenara itiliyor ve her şey kimlik bazlı ilerliyor, keşke Fenerbahçe siyasi parti olsa da oy versem! (Keşke)

Temsil denilince akla sadece siyasi partiler gelmemeli elbette, bu işin kalbinde olan yapılar aslında sendikalar. Görüyorsunuz değil mi dostlar, sol gidince sendika gitti, sendika kültürü eriyince zaten geçmiş olsun, yüzyılların sınıfsal mücadelesinin sonucuydu o yapılar ve bir bebek gibi aslında korunmalıydılar. Geçmişten günümüze süregelen o sınıfsal çatışma, sizin hakkınızı savunan yapıların varlığına izin verir mi sizce? İsmen verse bile siz sahip çıkmazsanız içi böyle güzelce boşaltılır. Büyük burjuva sınıfının ve sınıfını korumak için nelerin gerektiğinin gayet farkında olan kesim, orta ve alt sınıf ise biri onun hakkını savunur umuduyla avare avare dolaşıyor, yanlış ideolojilere kapılıyor ve temsili yanlış yerlerde arıyor...

Orta sınıfın laneti tam da bu zaten, gölgeyle savaşan bir yapısı vardır orta sınıfın. Ayrıcalıklılarla kendisini bir ideolojide birleştirebileceğini sanan orta sınıf kimlik siyaseti ve kutuplaştırma politikaları ile o kadar meşguldür ki kendisinin asıl nerede güçlü temsil edilmesine ihtiyaç duyduğunu bile unutmuştur. Bence bu temsil parlementodan bile önce sendikal yapılarda saklıydı ama bunun kıymetini dünya genelinde anlayamadık. Bu sadece Türkiye'nin başına gelmiş bir talihsizlikler serüveni değil, kimse anlayamadı bu durumu ve hızlıca şımardık. Sandık ki doksanlar rüyası devam eder, sandık ki hep böyle üretmeden de misler gibi yaşarız ama gerçek öyle olmadı. Olmayacağı da belliydi...

Şimdi ise diploma enflasyonları, ortadaki yedek işsiz ordusu ile sistem beyaz yakalıyı eziyor, yaşam kalitesini her geçen gün daha da azaltıyor ve teknoloji ile sürekli erişilebilir bir konumda adeta 24 saat sömürebiliyor.

Beyaz yakalı ne mi yapıyor? Beyaz yakalı olduğundan daha zengin ve apolitik görünebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor...