Kültür-Sanat

Başkentte Payam Latifi’den cam ve halıyla yüzleşme sergisi

Payam Latifi’nin “Halı Altına Süpürülenler” başlıklı 7. kişisel sergisi Ankara’da açıldı. Açılışta sahne alan Olga Lugovskaya’nın sergiye özel flamenko performansı izleyicilerden büyük beğeni aldı.

Sanat pratiğini cam, seramik ve karma malzemelerle sürdüren Payam Latifi, yeni sergisinde izleyiciyi renkli desenlerin ardına bakmaya davet ediyor. Sanatçı, İran halısı motifleri ile camın kırılgan yapısını bir araya getirerek “esaret” ve “özgürleşme” kavramlarını soyut bir anlatım diliyle yorumluyor. Kırılan camın ışığı yansıtması üzerinden kurulan görsel evren, izleyiciyi hem kişisel hem kolektif bir iç hesaplaşmanın tanığı hâline getiriyor.

Açılışta sanat ve dans buluştu

Sergi açılışında sahne alan flamenko dansçısı Olga Lugovskaya’nın sergiye özel hazırladığı koreografi, serginin temasıyla bütünleşen performatif bir deneyim sundu. Dans gösterisi, sergideki eserlerin anlatısını sahneye taşıyarak sanatseverlere çok disiplinli bir açılış yaşattı.

Ziyaret tarihleri ve söyleşi programı

“Halı Altına Süpürülenler” sergisi, Fikret Otyam Sanat Merkezi’nde 17 Şubat – 17 Mart 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Sergi kapsamında düzenlenecek söyleşi programı ise şöyle:

28 Şubat – 14.00: Küratör Sinem Pehlivanlı ile “Halı Altında Kalanlar”

7 Mart – 14.00: Sanat tarihçisi Veysel Kerem Hun ile “Görünmeyeni Görmek”

14 Mart – 14.00: Prof. Mustafa Ağatekekin ile “Kırılganlığın Gücü”

Sanatçının kariyerinden notlar

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Cam Bölümü’nü birincilikle bitiren Payam Latifi, aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. Eserleri Eskişehir Cam Müzesi’nde sergilenen sanatçı, yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda ödül kazandı; İstanbul Contemporary Art, TÜYAP, Art Ankara ve Bodrum’daki sergilere katıldı. Latifi, 2026 yılı için Tayland Turizm Otoritesi tarafından “Kültür Elçisi” seçildi ve çalışmalarını Ankara’daki atölyesinde sürdürüyor.

Sergi, izleyiciyi tek bir soruyla baş başa bırakıyor: Halı altına süpürülen şey bir unutuluş mu, yoksa sevgiyle mümkün olan bir çıkış mı?